
|

4 Kasım sabahı
Kemal Derviş, on yedi aydır görev yaptığı ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı’ndan istifa ederken, 3 Kasım seçimleri ertesinde Türkiye’yi bekleyen siyasi manzara hakkında önemli mesajlar verdi:
‘Herkesin 4 Kasım gününü düşünmesi lazım. 4 Kasım’da, hata yaptık, yanlış oldu demek, zor olacak, maliyeti büyük olacak. Türkiye’nin, sadece bir koalisyona değil, bir liderler anlayışına ve anlaşmasına değil, gerçekten bir fikir ve gönül birliği içinde Türkiye’nin geleceğini, yapılacak işleri benimseyen, nasıl yapılacağını bilen ve anlaşan insanların iktidarına ihtiyacı var.’
Derviş’in söylemi son derece akılcı ve ‘Sahi biz 3 Kasım’da seçime niye gidiyoruz, Tayyip Erdoğan’ı iktidara getirmek için mi?’ diye kaygı duyan çevreleri yol yakından bir kez daha düşünmeye çağıran özde.
Bölünmüş, parçalanmış birbirini yüzde 10 barajının altına çekmeye çalışan partilerle gidilecek bir seçimin Türkiye’ye ‘maliyeti’ni irdelerken Derviş 4 Kasım’da ortaya çıkacak ‘meşruiyet’ sorununa da değiniyor:
‘Şöyle bir tehlike var, Seçim Kanunu’nu göz önünde tutarsak, 4 Kasım’da vatandaş oyunun yüzde 40’ı, yüzde 50’si senaryolara göre Meclis’e yansımamış olacak. Bazı partiler TBMM’de temsil edilmeyecek. İktidarın da bir bakıma meşruiyeti tartışılır hale gelecek.’
Derviş temaslarını hafta boyunca sürdürecek. Yakın çevresi, istifanın ardından Yeni Türkiye ya da CHP arasında hemen bir tercih yapılmayacağını belirtiyor.
Ecevit’le son görüşmelerinde DSP çatısı altında birliktelik aradı. Olmadı. Yeni Türkiye’nin bu genişlemeyi sağlayamayacağını görüyor. Baykal ise ‘Adres CHP’ noktasında duruyor.
Dolayısıyla Derviş’in gönüldeki ‘soldan merkeze’ açılan, Mehmet Ali Bayar’ı da içeren birlikteliğin siyasi pratiği zayıf görünüyor.
Derviş, soldaki üç partiden birini tercih etmesi halinde diğer ikisini barajın altına iterek ‘bir bölen’ olarak yargılanmaktan da çekiniyor.
O halde ne yapacak?
Bu denklemin çözüm anahtarı, istifa sonrası kullandığı ‘maliyet’, ‘meşruiyet’, ‘temsil sorunu’ gibi kelimelerde gizleniyor.
Derviş aradığı ‘geniş cepheyi’ oluşturamazsa, siyasete girmeyerek tercihini üniversiteden yana yapabilir. O zaman da, Yeni Türkiye’deki dostlarına verdiği ‘sözden dönmüş olacak!’
Ankara kulislerinde 3 Kasım seçimlerinin Nisan 2003’e ertelenmesi olasılığı da konuşuluyor. Çiller’in başbakanlığı için yapılan pazarlıklar, ‘seçimden duyulan pişmanlığın’ ürünüydü. Altı aylık erteleme, Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nın yeniden düzenlemesi yanı sıra ittifaklara da zemin hazırlayabilir.
Keşke Derviş, tüm bu gerekçelerine ‘demokratik’ bir öz kazandıracak bir başka gerçeğin de altını çizebilse... Sonuçta halka gidip oy istemeyecek mi?
Niye anketlere bakıp ‘kararsızlık’ gösteriyor.
Demirel’in deyimiyle yeni bir halk ithal edemeyeceğinize göre Tayyip Erdoğan’a oy verme eğilimdeki insanların karşısına çıkıp, Derviş için oy istemenin güçlüğü nerede?
Niye halka güvenmiyorsunuz?
dsazak@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|