11 Ağustos 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Narin nefesli adamlar ve saydam sevgilileri

İşçi eylemlerinde kalın ve keskindir sözler. Gitgide ezberdir cümleler. Ama onlar camdan adamlar ya... O yüzden narin sözler, zarif sesler ve cam gibi saydam yüzler...

Sıcak, sıvı camın tadı herhalde rüzgarımsı şekerdir.
Narin nefesli adamlar her gün
o saydam kızlarla öpüşmektedir.
Bozuk bardaklardaki hatalı izler,
İleri gidilmiş öpüşmelerin delilidirler

     Yaptığı işin biçimini alır insan. Ellerimiz, yüzlerimiz ve gözlerimiz gitgide işlerimizin işaretleriyle dolar. Mesela bu yüzden mahzundur memurlar; hiç bitmeyecek bir işin, küçük ve isimsiz bir parçası olduklarını bilirler. Ormancılar o yüzden az konuşur; ağaçlar onlara gürültüsüzlüğün kıymetli seslerini öğrettiği için. Gazeteciler mesela, hep biraz yaramaz bir maceracıdır; kocaman kocaman olayların yükü başka türlü çekilmeyeceği için. Tıpkı herkesin zamanla işinin biçimini alması gibi, herhalde cam işçileri de cama dönüşmüştür sonunda. Nesiller boyu cama şekil verenler, camın şeklini almıştır zamanla. Bu yüzden Paşabahçe Fabrikası’nın önündeki işçiler "öfkeli işgalciler" değil, camımsı kişiler. Onlar narin nefesliler. Saydam kızları öpücüler. Öptükleri kızlar bugünlerde ellerinden kayıverdiği için şimdi derin derin kederliler.
     
Tane tane bir eylem
     Kaçıp odanıza kilitler miydiniz kendinizi çocukken başınıza bir şey geleceğini anladığınızda? Paşabahçe işçileri de öyle işte, fabrikanın içinde yaşıyorlar bir aydır. Bu kapalı hayata alışmış semt; sessizce işleyen bir mekanizma kurulmuş bu yeni hayat düzeni için. Paşabahçe’den emekli, ihtiyar işçiler su ve yemek taşıyor içeri, birileri vitamin hapları götürüp getiriyor, çocuklar babaları bu meseleleri çözsün de okula geciken kayıtları yapılsın diye bekliyor. Hepsinde mavi tişörtler, mavi adamlar ve mavi kadınlar olarak içeride bekleşmekteler. Sendikadan adamlar, gazetecilere izin verilen tek yer olan deniz kıyısı bahçesine doluşup gitgide aynılaşan
      ve ezberlenen cümlelerle "meseleyi dile getirmekteler".
     
Bir semt oyunu
     Kaç grev, kaç işçi eylemi gördünüz, bilmem. Ama gitgide aynıdır hepsi. Keskin ve katır kutur bir ezbere dönüşür işçilerin söyledikleri. Kalın çıkar sesler, kocaman bıyıkların altından çıkan seslerde gitgide yükselir perdeler. Ama burada öyle değil işte. Onlar cam adamlar ya, o yüzden herhalde, narin yüzler, zarif sesler ve sıvı cam gibi akışkan sözler. Belki de cam bulaşıcı bir şey, bu yüzden olmalı polislerde de -sivil olanları da dahil bir acayip yumuşaklık, camımsı bir şeyler. Söylediklerine bakılırsa, zaten bazılarının akrabaları da "direnişteler". Bütün bir semti kaplayan bir oyun gibi bütün bu olup bitenler. Polisler "sert polis" gibi yapmaya çalışıyor sanki; işçiler "öfkeli direnişçiler" gibi, semt sakinlerinde "uslanmaz destekçiler" rolü... Ama bir tür haklılığa derinden inanılmış olmalı ki, aslında hepsi sakinler. Haklı olduğuna inanan her insan gibi, sözlerini tane tane söylemekteler.
     
Hangi gürültü duyulur?
     Belki de bu ülkede yaşamak hakikaten yeterince zor olduğu için bazı şeyleri, sırf kederden gebermemek için, görmezden geliriz. Olup biten her şeyi "hissetsek" öleceğimiz için, bazı şeyleri hissetmeden kenara koyarız. Gördüğümüz her şeyi kalbimizden geçirsek kalp kalmayacağı için, gördüklerimizin bazılarını retina üzerinden kaydırıp öbür tarafa bırakırız. Bu yüzden olabilir mi acaba, burnumuzun dibinde bir aydır sürüp duran bu kederli eylemi görmeyişimiz?
     Sonra işte, bir cam işçisinden
     "Sevgili Ece kızım" diye başlayan
     bir mektup gelir:
     "Geceleri burada insanlar toplanıyor. Bilmiyorum Anadolu yakasındayız diye mi? Kimse bunlardan bahsetmiyor. İnsanlar gecekondu mahallelerinden inip Paşabahçe işçilerine katılıyor. Kıyamet gibi insan. Ama karşı kıyıdaki eğlence yerlerinin gürültüsü bizi bastırıyor. Sesimiz duyulmuyor."
     
Rakı kokusundan 100 metre sonra
     Şimdi onlar işverenin teklif ettiği yeni işlere gitmemekten bahsediyorlar. Başka şehirlerde odacılık falan gibi işler yapmak mecburiyetinde kalacaklar çünkü. Dayanamayacaklarını söylüyorlar buna. Saydam ve sıvı cama nefesleriyle biçim verirken akıllarından geçenleri anlatmak istiyorlar aslında. Bir kaygan kızı çok sevmiş de, kız akıp gidip terk ediyormuş gibi efkarlılar. Ağızlarını, dedikleri iyice anlaşılsın diye "direniş diline" ayarlamaya çalışıyorlar. Ama aslında daha derin bir aşktan söz etmek istiyorlar.
     Paşabahçe mi? Beykoz’a gir. Tekel Fabrikası’nın rakı kokusu bitince yüz metre sonra sağda! Camdan adamlar ve sevgilisinden ayrılan saydam kızlar hep orada. n
     
Not: Bu yazı yayıma hazırlanırken Paşabahçe’de anlaşma sağlandı. Cam işçileri cam sektöründe başka fabrikalarda çalışacaklar. Neyse ki camdan ayrı kalmayacaklar.

ecetem@hotmail.com





 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Pire berber iken, deve tellal iken...

Melih AŞIK
Erkeklere ders

Fikret BİLA
Derviş ve solda birlik

Güneri CIVAOĞLU
Orkestra

Can DÜNDAR
Menderes’in son sözleriyle veda etti

Abbas GÜÇLÜ
Gençler neden bu kadar mutsuz?

Mehmet Y. YILMAZ
İster döv, ister aldat, yeter ki boşanma!

Hasan PULUR
"Temel’leröle helalleştik...

Derya SAZAK
4 Kasım sabahı

Meral TAMER
Mehmetçik sağ olsun

Ece TEMELKURAN
Narin nefesli adamlar ve saydam sevgilileri

Osman ULAGAY
Derviş’in istifası sonrasında umut ve kâbus senaryoları

Güngör URAS
Erzincan güzel ama...

Serpil YILMAZ
Kemal Derviş AKP’ye ekonomiyi anlatacaktı

© 2002 Milliyet