12 Ağustos 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 


BELGELER

AB- KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ
KOPENHAG KRİTERLERİ



DTP Genel İdare Kurulu üyesi, Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi Ayşe Bener
SOHBET ODASI

Yüzde 20’lik iktidarın meşruiyeti tartışılır...
Erken seçimi, partilerinin Yeni Türkiye aPartisi ile işbirliğini değerlendiren DTP’li Ayşe Bener, 4 Kasım’da halkın yüzde 20 oyuyla seçilmiş partilerin Meclis’te büyük çoğunluğu elde etmesinin Türkiye için sorun olacağını söyledi

     DERYA SAZAK

     Seçime giderken siyasette ‘yeni yüzler’ görüyoruz, siz de Mehmet Ali Bayar ile birlikte Demokrat Türkiye Partisi’nde yönetime girdiniz, daha önce politikayla ilginiz olmuş muydu? Hiç siyasetle ilgim olmadı bugüne kadar. Hatta profesyonel hayatımda politikayı hiç sevmeyen bir yönetici olarak ün saldım. Ben 15 yıl bankacılık yaptım. 4 yılı yurtdışında geçti. Türkiye’ye döndüğümden bu yana son 3 yıldır bankacılık, danışmanlık ve üniversitede öğretim üyeliğini birlikte yürütüyordum.
     
Hangi üniversite?
     Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde öğretim görevlisiydim. Perşembe günü istifamı verdim. Üniversite eğitimini de Boğaziçi’nde yapmıştım. 1985 işletme mezunuyum. Amerika’da bilgisayar üzerine mastırım var, doktoramı London School of Economics’te yaptım.
     
Başarılı bir kariyere ara verip siyaset yapacaksınız. Neden?
     İnandığım bir kadroyla, Mehmet Ali Bayar’la yola çıkıyoruz. Çünkü hiçbir zaman siyaseti bir meslek olarak görmedim. Siyaset, belli bir zaman diliminde, ülkeye hizmet amacıyla geçici yapılacak bir şey. Hep eleştiriyoruz. Kendisi için savaşmayan bir insanın ne topluma ne başka bir insana hayrı yoktur. Madem beğenmiyoruz o zaman kolları sıvamak lazım.
     
     Aşırı uçlarda olmadım
Sayın Bayar’la tanışıklığınız var mıydı? Partiye girmeniz nasıl oldu? Siyasetçi bir aileden mi geliyorsunuz?
     Hayır. Ailemde politikacı yok. Sayın Bayar’la profesyonel alanda bir tanışıklığımız vardı ama siyasi birlikteliğimiz olmamıştı. Bir çağrı aldım. Onu değerlendirdim.
     
Üniversiteyi 1980’lerin ortasında bitirdiğinize göre siyasi görüşlerinizde Özal döneminin izleri var mı? Özal kuşağı mıydınız?
     Pek öyle denemez. 1970’li yılları da yaşadık. O zaman lisedeydim. Üniversiteye giriyordum. Boğaziçi’ne 1981 girişliyim. Tam 12 Eylül sonrası. Açıkçası 1970’lerin sonunda biz endişeli bir gençliktik. Özellikle terör nedeniyle... 12 Eylül sonrası rahat bir üniversite hayatı geçirdik. Onu hiçbir zaman yadsıyamam. Belki politikaya karşı ilgisizliğim, o yıllardaki önyargılardan da olabilir. Sesli düşünüyorum açıkçası...
     
1980’lerde depolitik bir gençlik yetişti denilir.
     Ben hiçbir zaman aşırı uçlarda olmadım. Ailem de öyle. Mehmet Ali Bayar’ın tarif ettiği makul çoğunluk olduk herhalde. Şu ya da bu ideolojinin körü körüne takipçisi olmadık.
     
     Yeterli kadromuz var
Türkiye ağır bir ekonomik krizin ardından seçime gidiyor, Bayar’ın çevresinde sizce teknik donanımı yeterli bir kadro var mı?
     Evet, profesyonel bir kadroyuz. Demokrat Türkiye Partisi, biz girdiğimizde de zaten var olan, 81 ilde örgütü olan bir partiydi. Partinin geçmişine baktığınızda, bugün bizim katılmak için düşündüğümüz motiflerin hepsini içeriyor. Demokrasi adına yola çıkılmış. Bu sıfırdan bir parti değil. Yönetimi devraldıktan sonra eskiyle çatışarak değil, hedeflerimizi geleceğin Türkiye’siyle buluşturarak, programımızı dönüştürerek ilerlemeye başladık. İktidara gelirsek neler yapacağımızı aramızda tartışıyoruz.
     
DTP bir seçimlik parti olmayacak öyle mi?
     Kesinlikle, acelemiz yok, uzun soluklu olacağız.
     
DTP olarak bugünkü ekonomik kriz ortamında ‘yarın iktidara gelirsek şunu uygularız’ diyebileceğiniz bir çözüm paketiniz var mı? "Ekonomiyi bilen tek kişi Derviş değil, bizim de kadromuz var" noktasında mısınız?
     Beş aydır neler yaptık onu anlatayım. Erken seçim yakın tarihte Türkiye’nin gündemine oturdu ama biz DTP’de bu olasılığı da gözeterek hazırlanıyorduk. 30 tane çalışma grubu oluşturduk. Bu gruplar Türkiye’nin geleceğini nasıl inşa edeceğimiz konusunda projeler üretti. Bu raporları bir ay önce tamamladık.
     Devlet, her türlü oyundan elini eteğini çekmeli. Oyun kurucu olup, oyunculuğunu üstlenmemeli. Devlet, eğitim, sağlık, adalet gibi alanlar dışındaki konularda ticaretten ve ekonominin günlük işleyişinden tamamen çekilmelidir.
     
1990’ların başında Tansu Çiller siyasete atılırken UDİDEM diye bir proje ortaya atmıştı... İki anahtar falan. Sonrası malum...
     Keşke o kadar basit olsa. Bizim öyle ‘Zihni Sinir Proje’lerimiz yok. Tamamen gerçekçi, ayağı yere basan hedeflerimiz var.
     
     Derviş başarılı oldu
3 Kasım seçimleri sonrasını nasıl görüyorsunuz? Türkiye bir yandan AB hedefine yürüyor, öte yandan ağır bir borç yükü altında...
     4 Kasım günü Türkiye’yi iyi yönetecek kadroların işbaşında olmasını istiyorum. Bize bankacılıkta ilk öğretilen şey, kredi verirken bir şirketin yönetimidir. Yönetim iyiyse bilançosu bozuk olsa da kredi verebilirsiniz. Aynı şey ülke için de geçerli. Ehil kadrolar işbaşında mı? Önemli olan odur. Dünya ölçeğinde vizyon sahibi insanlara ihtiyaç var. Ciddi bir ekonomik krizden geçiyoruz. Türkiye’nin bu seçimdeki en büyük sorunu ekonomi olacak. AB müzakereleri de belirleyici olacak.
     
Derviş’in ekonomideki performansını nasıl buluyorsunuz? İstifa etti ve siyasete girme hazırlığında...
     Sayın Derviş’in konumu gerçekten zordu. Bir partiye mensup olmaksızın tamamen profesyonel şekilde gelip çok problemli bir ekonomiyi yönetmeye çalıştı. Bir insanı batırmak da, çıkarmak da kolay. Türkiye’nin bugün geldiği ve IMF programını kabul etmekten başka şansı kalmadığı noktada Derviş programa A’dan Z’ye sahip çıkmış bir kişidir. Programın işleyişi ve taviz vermez tutumu belki ağır olmuştur ama Türkiye için yararlı olmuştur. Bir bankacı olarak bizim hep idealize ettiğimiz, ekonomi yönetiminin siyasetten ayrılması, seçim ekonomisi uygulanmaması, bazı kararların sert da olsa alınıp uygulanmasını biz ilk defa Derviş döneminde gördük. Bana göre başarılı oldu. Parti kimliğimi bir tarafa bırakarak, yıllardır özlediğim bir ekonomi yönetimini Sayın Derviş’te gördüğümü söyleyebilirim.
     
Derviş’in siyasi arayışlarına ne diyorsunuz? İsmail Cem ve Mehmet Ali Bayar’ın seçim işbirliğini de öngören yüzde 30 - 35’lik bir güç birliği inşa etmeye çalışıyor. Sizce bu mümkün mü?
     Sayın Derviş’in yapmak istediklerini bir vatandaş olarak takdirle karşılıyorum. Çünkü bugüne kadar anketler yüzde 35 - 40’larda bir kararsız vatandaş kitlesi olduğunu gösteriyor. Düne kadar, siyasete atılmadan önce her seçimde bu kararsız kitlesinin içinde ben de yer alıyordum. Vatandaşın özlemi geniş ortak mutabakat. Bunun için çaba göstermesi çok olumlu. Bizim DTP ve Yeni Türkiye olarak, Sayın Cem ve Bayar’ın liderliğinde yapmak istediğimiz, felsefesinde ve işin ruhunda bir araya gelmek. Bunu sadece çok basit mekanik bir işbirliği olarak tarif etmek son derece yanlış olur.
     
     DTP - YTP işbirliği isteniyor
Yeni Türkiye ile işbirliğine sıcak bakıyor musunuz?
     İki parti olarak yapmak istediklerimiz, vizyonumuz, kadrolarımızın birbirine uyumu gibi konularda işin ruhunu araştırıyoruz. Bir uyum yakaladık ve kamuoyuna açıkladık. Pazartesi günü DTP yönetiminde YTP ile işbirliğini görüşeceğiz. Ben seçmenin böyle bir birliktelik istediğini düşünüyorum. Vatandaşın gönlünde yatan bu. Makul çoğunluk, uçlarda olmayan ‘ben sağdayım sen soldasın’ demeyecek ortak bir paydada birleşilsin istiyor. Bizim yapmak istediğimiz de kendi kimliklerimizi inkar etmeden bir üst kimliğe çıkarak uzlaşmak ve vatandaşa hizmet etmek.
     
İdeolojiler aşındı diyorsunuz ama Tayyip Erdoğan’ın AKP’si 1990’ların siyasal İslamını yeniden tanımlayarak ve düşüncesinin rengini belli ederek güçlenebiliyor, AKP anketlerde birinci parti.
     Yüzde 15 - 20’lerden bahsediyoruz, daha yüzde 80 var. AKP, yine ideolojiyi ve uç noktayı temsil ediyor. Yüzde 40 kararsız da uçlarda değil. Makul çoğunluk dediğimiz, Türkiye’de kavgasız gürültüsüz, refah içinde adil bir ortamda, yarınından endişe duymadan bir ev aldım borcunu ödeyebilir miyim, çocuğumu okutabilir miyim, işimi kaybedersem başka iş bulabilir miyim kaygısına düşmeden yaşamak isteyen makul insanlar. 1980’lerden sonra bakacak olursak bu insanların oy vermediği parti kalmamış. Hepsinde de düş kırıklığına uğramışlar. Bu insanlar ideolojiden önce Türkiye’yi iyi yönetmeye odaklanmış kadrolar arasında mutabakat bekliyor.
     
     Hedef, birin üç dört etmesi
Ancak merkezde büyük parçalanma var. Müslüm Baba’nın seslendirdiği Teoman’ın ‘paramparçası’ndan beter bir durum...
     Doğru, zaten problem de bu parçalanmışlık. Birliktelik şart. Çağrımız herkese... Bizim amacımız ucuz, seçim ve baraj geçme hesapları değil. Şirketler için de böyledir. Ben iki büyük uluslararası bankanın birleşmesinde çalıştım. Şirket evliliklerinde hedef birin, üç dört beş etmesidir. Bu günlük hayatta, aşkta ve evliliklerde de böyledir. Ruhen birliktelikler önemlidir. Biz ruhen anlaştığımızı iddia eden iki parti bir araya gelerek vatandaşın önüne somut, akılcı çözümler koyabilirsek zaten istediğimiz noktaya geleceğiz. Bunu koyamazsak isterseniz 28 partiyi yan yana getirin topluma bir şey söylemiyorsa hiçbir faydası olmaz.
     
Derviş de buna katılacak mı? Bayar, Cem, Derviş size heyecan veriyor mu?
     Sayın Derviş’in gelip gelmeyeceğini kendisiyle konuşmak lazım.
     
     Seçimin teması: Geçim
4 Kasım sabahı bir ‘kabus senaryosu’ endişeniz var mı?
     Seçim sisteminin cilvesiyle halkın yüzde 20 oyuyla seçilmiş partiler Meclis’te büyük çoğunluğu elde ederlerse o zaman meşruiyet tartışması başlar. Bu Türkiye için bir sorundur. Ve yeni bir seçimi tetikler.
     
3 Kasım’da halk neye bakıp oy verecek?
     Bu seçimin teması geçim... ekonomi olacak.
     
Bilgisayar uzmanısınız, internet üzerinden seçmeni etkileme şansınız ne kadar? Bu seçimde ‘e - kampanya’ yapılacak mı?
     Bugün internet kullanıcısı sayısı 2 milyon dolayında. 40 milyonluk seçmen kitlesine göre bu erişim hayli düşük. İnternetle çok uğraşmış ve danışmanlık yapmış bir kişi olarak çok da abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Hedef kitlenizin ne istediğini anlamanız çok önemli. Olayı bir siyaset ve slogan kirliliğine dönüştürmek doğru bir şey değil.
     
Emanetçi değiliz...
Demokrat Türkiye, DP - AP geleneğinin de devamı... Arka planda da ‘Demirel silueti’ gözüküyor. Kamuoyu sizi nasıl algılıyor? ‘Makul çoğunluk’ sizden ne bekliyor?
     Partiye ilk girdiğimde ‘Bayar’ın arkasında Demirel var’ şeklinde yorumlar alıyordum. Zaman geçtikçe, parti ve Sayın Başkan tanındıkça artık bu sorulara muhatap olmuyorum. Zaten Sayın Demirel günlük siyasetin çok üstünde bir kişilik. Artık o kimliğini aşmış, cumhurbaşkanlığı yapmış ve Türkiye’nin referans göstereceği politikacıların başında gelen bir kişi. Onun günlük politika yapması söz konusu değil. Beş aylık siyasi tecrübemde de Demirel’in etkisini parti içinde ve dışında hiç hissetmedim.
     
Bayar, emanetçi değil mi?
     Hayır. Hiç değil. Kendi hedefleri, kadrosu olan, geleneğini yok etme çabası içinde olmayan, onu bugünün şartlarına ve yarının Türkiye’sine uygulama hedefi olan yepyeni bir lider.
     
Ezbere proje yok
2001 Şubat’ında yaşanan ekonomik krizin ağır bir maliyeti oldu, 1 milyonun üzerinde çalışan işini kaybetti, ağır bir sosyal travma gözleniyor. AKP ve Tayyip Erdoğan gibi sisteme daha çok meydan okuyan partiler güçleniyor, ‘yoksul çoğunluk’un tercihini etkileyecek daha somut çözümleriniz olmalı... Siz hangi kesimlerden oy alacaksınız? IMF’siz bir program vaat edebilecek misiz?
     Sadece oy toplamak adına pek anlam ifade etmeyen projeler koymak; ezbere projeler sunmak ve halkı sürekli kandırmaya çalışmak çok yanlış. Bugün Türkiye’nin geldiği noktada çok ciddi hatalar var. İyi yapılmış işler de var ama bedelleri ağır olmuş. Rakiplerimizin söylediği gibi, "Kurumlar Vergisi’ni hiç almayacağız ya da çok indireceğiz" gibi böyle ezbere konuşmayı ben istemiyorum ve sevmiyorum. Çünkü halkı biraz daha kandırmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Herhangi bir problemde - bu bir şirketin yönetiminde de, devletin yönetiminde de böyledir - sorun varsa, ondan hiç sapmadan çözüme doğru gitmeniz gerekir. Biz hep delmeye çalışıyoruz.
     
     Önümüzde zor yol var
Nasıl? Örnek verir misiniz?
     Telekom’un özelleştirilmesi... Yıllardır Türkiye’nin gündeminde. Hiç kimse düşünmüyor ki, telekomünikasyon dünyada nerededir, bu şirketin alıcısı var mıdır? Yoksa neler yapılabilir. Belki bugün Türk Telekom’um özelleştirilmesi değil, verdiği servislerin liberalleşmesi çok daha önemli. Rekabete açılması, devletin bir ikinci operatörü de rekabet edecek şekilde kurması değil, özel sektöre açması. Halkın bu hizmetlerden daha ucuza yaygın şekilde faydalanması... Bu kontrolün elinden kaçması mıdır? Hayır. İşte çözümler böyle olmalıdır. Gelirsek bunu yaparız şeklinde, hayalci değil... Önümüzde zor bir yol var. Bugün hiç ekonomik kriz olmasaydı da, dünyada önde yer alabilmek için zaten işimiz zor. Günlük, ucuz, mantığı olmayan çözümlerden fayda ummayalım.
     



 SİYASET


SOHBET ODASI
Derviş: Stratejik düşünmek gerekir
Partilerin tabelası var ama hazırlığı yok!
Sahte oya hapis cezası
Kadınlar seçime hazır


 SAYFA BAŞI 




© 2002 Milliyet