
|

Bir öykü
Geceyle gündüzü ayırt etme olanağının bulunmadığı, yerle göğün birbirine karıştığı, uçsuz bucaksız ve renksiz bir alanda, milyonlarca kötürüm vardı...
Kötürümlerin bir bölümü, bir kıyıda yığılmış duran, çeşit çeşit boydaki koltuk değneklerini kapmak için, birbirleriyle itişe kakışa dövüşüyorlardı.
Bazıları ele geçirdikleri koltuk değnekleriyle yürümek istiyorlar, ancak ya değneğin biri ötekinden çok kısa, ya ikisi de çok uzun, ya ikisi de taşınamayacak kadar ağır olduğundan eciş bücüş, çarpık çurpuk, yahut sopaların tepesine asılmış durumda, ıkına sıkına zorlanıyorlardı.
Ve hepsi akıl öğretiyordu birbirine:
- Niye ulan o çürük değnekleri aldın, benimkinden alsaydın ya...
Bunu söylerken övündüğü değneklerinden biri kırılıveriyor ve burun üstü yere düşüyordu kötürüm.
Bir başka kötürüm yere düşenin üstüne basıyordu sopasıyla, sonra dengesini yitirip, o da sırt üstü yuvarlanıyordu.
* * *
Biri bağırıyordu:
- Bu değneklerin hepsini değiştirmek gerek...
Bir başkası:
- Karışma ulan hırbo, diyordu. Sanki daha iyisi mi var değnek yığınının içinde...
Değnekleriyle hava atan biri:
- Kolay olmadı bulmak kardeşim, diyordu. İtiş kakış arasında altı kez değiştirmek zorunda kaldım.
Değneklerine dayanmış, nereye gideceğini kestiremeyen biri, şaşkınlığını saklamak için, akıl öğretiyordu:
- Herkes sıraya girsin, bir arkadaş tek tek göstersin değnekleri... Kafa göz yararak kapışmaya çalışma yerine, gösterilen değneği kim kendi durumuna uygun bulursa o alsın...
Bir başka kötürüm:
- Babanın akıllı evladı sen misin, diyordu... Herkese yeterince değnek mi var sanıyorsun orada...
- Herkese yeterince değnek yoksa da, hiç değilse değnek alanlar kendi durumlarına uygununu alırlar...
- Ya alamayanlar ne olacak?
- Peki kavga dövüşle, kullanamayacakları değnekleri kapmaya uğraşırlarken, açıkta kalanlar olmuyor mu?
- Açıkta kalıyorlarsa kendilerinin suçu... Hızlı davransınlar onlar da...
* * *
Değnekli kötürümler de, değneklerinden çoklukla hoşnut olmadıklarından, kendi aralarında birbirlerine giriyorlardı:
- Al şu benim kısa değneği, senin elindeki uzunu ver bana... Nasıl olsa senin değneğinin biri uzun, biri kısa, benimkiler de öyle... Sen kısalarla, ben uzunlarla yürürüz...
- Sen bana versene uzununu... Ben de sana kısasını vereyim...
- Senin boyun kısayla da yürümeye elverişli...
- Sen kendi boyuna bak, uzununu vermem ben...
Bazen biri ötekinin değneğini kapıveriyor, sonra bir başkası da, onun kaptığını ondan kapıyordu.
* * *
Kötürüm olmadığı halde, kötürüm taklidi yapan ve kimseye görünmeden, değneklerini koltuğunun altına sıkıştırarak, tıpış tıpış yürüyüverenler de vardı...
Bir köşede oturmuş:
- Ben iyiyim, değnek meğnek istemem, diye, kötürüm olmadığına çevresini inandırmak isteyenler de...
Genellikle kimse kimsenin değneğini beğenmiyordu, ama baş başa olan konuşmalarda, kendi değneğinden de yakınıyordu.
Bir kötürüm, bir başka kötürümün kafasına değneğini kaldırmış:
- Şimdi indireceğim kafana, ne dedim ben sana, çürük değnek almışsın... Git sağlamını al yeniden, diye bağırıyordu.
Zorlamalar önünde değneklerini değiştirmeye gidenlerden epeycesi, eski değnekleri de kaptırıp ne yapacaklarını şaşırmış, kıvranıyorlardı yerlerde...
* * *
Bir bölüm kötürüm:
- Herkese aynı değnek... diye tutturmuştu.
Bir bölümü:
- Herkese istediği değnek, diye direniyordu...
Birincileri de kimse dinlemiyordu, ikincileri de...
Değnek kapışma kavgaları büyüyor, ellerine geçen değnekle yürümeye uğraşanlar, birbirini tutmaz, uzun kısalı değnekler arasında, dengelerini yitirmemek için büklüm büklüm oluyor, uzun değneklerin tepesinde sallanıp kalanlar, kısa değneklerle sürünmeye kalkanlara tekmeler savuruyorlardı.
* * *
Gözlüklü bir kötürüm:
- Kötürümlüğe çare bulundu, kötürümlüğe çare bulundu, diye kıyameti koparıyordu. Ellerinizle tepe taklak yürümeye alışın...
Nasıl yürüneceğini göstermek isterken de, yan üstü yıkılıyor, yanına bıraktığı değneklerini de bir başka kötürüm, kapmak için hamle yapıyordu.
Yıkıldığı yerden değneklerini kaptırmamak isterken de, değnekleri kapmaya heveslenen kötürüm yıkılıyordu:
* * *
Kimi:
- Ne olacak bu durumun sonu, diyordu.
Kimi:
- Beni dinlemediler ki, diyordu...
Kimi de:
- Bu iş kötürümlerle olmaz ki, diyordu...
Kötürüm kötürüm; hem kötürümlüğe, hem birbirine, hem de değneklere kızıyor; geceyle gündüzü ayırt etme olanağının bulunmadığı, yerle göğün birbirine karıştığı, uçsuz bucaksız ve renksiz bir alanda; haykıra bağıra, salına yıkıla, yerlerde yuvarlana, karman çorman, itiş kakış, bir yerlere gidebilmek için çırpınıyorlardı...
—————————
Not: 15 yıl önce yazılmış bir yazı "Hürriyetöten...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|