12 Ağustos 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Derviş ve...

     Kemal Derviş şimdi ne yapacak? ABD’liler ne diyorlar?"
     Bu soruyu son zamanlarda o kadar çok duydum ve karşılığını Washington’da o kadar çok aradım ki, artık pek hazırcevabım. Sorduklarında, "Amerikalılar, Derviş’in ne yapacağından ziyade, Türkiye’deki başka siyasi aktörlerin ne yapacağını merak ediyorlar" diyorum. Tabii, sonra hemen, meramımı bir güzel anlatmam gerekiyor, zira, "Hah, işte, Derviş zaten emirleri Washington’dan alıyor" diye düşünmeye yatkın kafalar da var etrafta.
     İşin izahı şu: ABD’liler "Derviş’in ne yapacağı" sorusunun cevabını, yine Derviş’in kendi açıklamalarında buluyorlar. Biliyorum pek sıkıcıyım; ABD’de kotarıldığı söylenen komplo teorilerinden söz etmek varken, "Adamın demeçlerini okuyorlar" demem, bu yazıyı buracıkta bırakmanız riskini de beraberinde getiriyor, ama ne yapayım, izlenimim bu.
     "Derviş ile hiç temasları yok" demiyorum tabii. Zaten siz de biliyorsunuz, Derviş’in, örneğin Pentagon’un iki numarası Paul Wolfowitz’le, karşılıklı resmi görevlerinin ötesinde, eski ahbaplıkları çerçevesinde de, hem Washington’da, hem istanbul’da sohbet ettiğini.
     Ama öyle anlaşılıyor ki, ABD’lilerin Derviş’ten bizzat duydukları, Derviş’in bugüne dek basına söylediklerinin ötesinde değil. Washington’dan Türkiye’yi izleyenler, Derviş’in ne yapacağını, Derviş’in arkadaşlarının anlattıkları ya da biz gazeteci milletinin tahminleri ile değerlendirmiyorlar. Ve Türkiye’de, Derviş’in de bir piyon gibi dahil olduğu Amerikan komplolarından sözedilmesine, herhalde içlerinden, "Neeerdee o günler" diye geçirerek gülüyorlar.
     ABD’de Türk siyasetini yakından izleyen sınırlı sayıdaki yetkili ve analistler, Derviş’i "özü - sözü bir" biliyorlar, ve baştaki soruya dönersek, diyorlar ki, "Derviş, halen YTP’ye destekçi. Ama merkez solda uzlaşabilecek kişilerin, partilerin ittifakı için çalışıyor. Bu çabayı, herhangi bir partiye resmen katılmadan sürdürmesinin daha verimli olacağı düşüncesiyle de bekliyor."
     Bu "muhteşem" yorum, Derviş’in demeçlerinin bir tekrarından başka ne ki? ***
     ABD’liler, siyasetimizdeki başka aktörlerin ne yapacağıyla ilgililer, demiştim. Bu aktörlerin başında, doğrusu, şu anda düzenli bir diyalog sürdürmedikleri CHP lideri Deniz Baykal var.
     Baykal’ın, Derviş’in "birlik" çağrısına olumsuz yaklaştığı, hatta CHP yönetiminden Derviş’e, iktisadi programa ve YTP’ye yönelik eleştiriler geldiği biliniyor. Ancak birçok ABD’li gözlemci, Derviş’in, "merkez sol" diye tanımladığı türden bir birliğin anlamlı olabilmesi ve seçimlerde büyük kentlerin kaymak tabakasına takılmakla kalmayıp, kentli yoksullara ve kırsala erişebilmesi için, CHP’yi de içermesi gerektiğinde hemfikir.
     Amerikalı bir "diplomasi kurdu," bana "Kentli yoksullar için, AKP’ye alternatif adres, katkılanmış bir CHP olur. Türkiye’nin damarında sosyal demokrasi hep var, bu birikimin şimdi en fazla CHP’ye yöneldiği, ama bu yönelişin de, tek başına iktidar getirmeyeceği görülüyor. Oysa CHP’yi genişletecek bir ittifak, iş yapabilir" dedi.
     İşte böyle düşünenler, "Acaba Baykal, kendi karşısında ciddi bir oluşum görürse, birlik fikrine yanaşır mı?" diye soruyorlar hala. Türkiye’den, "Geçti artık, kapandı o kapı" yorumlarını duymalarına rağmen.
     Bush yönetiminden bağımsız bir analist, "Derviş, Derviş’le birlikte harekete hazır isimler, İsmail Cem ve diğer YTP kurucuları kalkıp ‘Yakamıza CHP rozeti takıyoruz ve geliyoruz’ deseler, Baykal ne yapar? Milletvekili listelerini bu kişilere açmaz mı? Derviş ve Cem’e yönetimde rol vermez mi" sorusunu sordu örneğin. Hipotezlerle düşünmeyi seviyor bu millet.
     Bir de, "sağ - sol" meselesi var. Türkiye’de, "Bu ayrımların zamanı geçti" diyenler çok. YTP ile DTP’nin uzlaşma adımı da, sol birikim ile sağ birikimin, güncel meselelerin çözümünde buluşabildiğini gösteriyor bir bakıma. ABD’liler, Türk - Yunan yakınlaşmasına yaptığı katkı nedeniyle takdir ettikleri ismail Cem ile statükoculuktan uzak görüşlerine çok değer verdikleri Mehmet Ali Bayar’ın biraraya gelmesini "olumlu" sayıyorlar.
     Ancak, belki sizi şaşırtabilir bu: Aynı ABD’liler, "sağ - sol" ayrımını Türkiye bazında pek de yabana atmıyorlar. Bir yandan bu geleneklerin zamanla dönüşerek, örneğin Türkiye’nin AB hedefinde, örneğin yılların popülist politikalarına son verme temeline dayanan iktisadi reformlarda buluşabilmesinden memnunlar. Ama bir yandan da, siyasi partilerin, doğal tabanlarına seslenebilmeleri için, merkez sağ ve merkez solda ayrı ayrı ittifak kurmalarının gerekebileceği kanısındalar.
     Bir eski diplomatın ağzından: "Merkez sağ ve merkez sol, iki ana çatı altında seçimlere girse, o zaman yeni parlamentoda, bir değil, iki değil, dört grup olabilir. O tablodan da, bir merkez koalisyonu çıkabilir."
     Bu noktada, ABD’deki kredisini geçmişte epey tüketmiş olan ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın iktisadi reformlara ve AB paketine sahip çıkmasıyla, Washington’daki imajını yenilediğini, bir not olarak düşeyim.
     ***
     İyi de ABD, bizim siyasetle neden bunca ilgili?
     Yeniden vurgulamalıyım ki, burada söz ettiğim ABD’liler, işi Türkiye ile ilgili politika ya da fikir üretmek olan bir avuç kişi. Ekmeğini bu konularda yaptığı analizlerden kazananlar dışında, Washington’da kimse, Türk siyasetini anı anına izlemiyor.
     Yine de tabii, Bush yönetimi, 3 Kasım sonrasında, AB ile, IMF ile, ve en önemlisi, ABD ile işbirliğine açık bir hükümeti yeğler. Sandığın, siyasi istikrarsızlık ve ardından yeni bir iktisadi kriz getirmesini istemez.
     Bu açıdan Washington’da, AKP’ye "mesafeli" bakış sürüyor. Gerçi, üstüne basarak, AKP’nin islami değerlere sahip çıkan "ılımlı" bir parti olduğunu, Türk siyasetinde yerinin her zaman olması gerektiğini söylüyorlar, ama Türkiye’nin çoğunluğunu temsil etmediğini, birinci parti görünmesinin, merkezdeki bölünmüşlüğün sonucu, yani bir "sistem arızası" olduğunu da savunuyorlar.
     Washington’ın mesafeli durduğu diğer adres ise MHP. Bu parti ile son yıllarda belirli bir diyalog kurabilmiş olan ABD’liler, MHP’nin ekonomi, uluslararası ilişkiler ve demokrasi alanında Türkiye’nin önünü açabileceğinden şüpheliler.
     
     ycongar@erols.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
‘Beyaz Türkler’e siyasetname

Çetin ALTAN
Bir öykü

Fikret BİLA
Derviş’in siparişi

Yasemin CONGAR
Derviş ve...

Hurşit GÜNEŞ
Brezilya grip oldu, biz de nezle

Mustafa ÖZYÜREK
2003 başından itibaren devlet ‘nereden buldun’ diyecek

Hasan PULUR
Suya, sabuna dokunmayan pisler...

Derya SAZAK
Üçyüz Yıllık Gecikme

Meral TAMER
Solun kalesi Tunceli

Ece TEMELKURAN
Bu âlemde kral o be kardeşim

Osman ULAGAY
Derviş’e siyasette bir şans tanınmalı mı?

Güngör URAS
Yasaklar aç bırakmış

© 2002 Milliyet