14 Ağustos 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Zekeriyaköy’ün papağanı"nı kim çaldı?

7’DEN 77’YE OKUL DIŞI BİLGİLER

     Sarıyer’den Kilyos’a giderken küçük bir köy var: Zekeriyaköy. Bu köy, en az 150-200 yıllık bir yerleşim yeri. Eğer köyün içindeki çınarlara bakarsanız 400-500 yıllık bir köy, diye de düşünebilirsiniz. Köyün tam meydanında iki tane dev çınar var. Biri çeşmenin yanında, öteki de bir kahvenin.
     Köyün insanları bu köyün yerlisi. Dışarıdan pek kimse yok aralarında. Kirazlı bahçesi, çeşmeleri, kahveleri, bakkalları, lokantası, tamirhanesi, küçük camii, tarihi mezarlığıyla oldukça sevimli bir yer.
     Zekeriyaköylüler çalışkan insanlar. Aralarında yaşlısı, emeklisi, çevrede geçici işlerde çalışanları, "Ortancacı Faruk Amca" gibi çiçekçilik yapanları, bahçeyle uğraşanları, büyükbaş hayvan besleyenleri var. Bu köyün inekleri, bütün günlerini çevrede dağ bayır dolaşarak geçirirler. Sokaklarda, çayırlarda, dağlarda, tepelerde onlara rastlayabilirsiniz. Çoğu zaman ahırlarına günlerce dönmedikleri olur. Ne zaman sağıldıklarına gelince, doğrusunu isterseniz ben de bilmiyorum. Herkesin bahçesine kendi evleri gibi girip onlar dolaşır. Hangi evde oturulmadığını, hangi evin sahibinin daha taşınmadığını onlardan öğrenebilirsiniz. Ama sütleriyle de bütün köyün ve çevrenin çocuklarını beslerler.
     Onların aynen Hindistan’daki ırkdaşları gibi bir tür dokunulmazlıkları vardır. Yolun üzerine yatmışlarsa çevrelerinden dolaşmak zorundasınız. Köyün dışında, doğada yaşamak coşkusuyla bahçeli evlere yerleşen sakinlerin birbirinden vahşi köpekleri bile onlara vız gelir tırıs gider. Hatta zaman zaman köpeklerin onları değil, onların köpekleri kovaladığı görülür...
     Köyün "Moruk" adlı bir de papağanı var. Bu bir tür Pakistan papağanı: Çok renkli, özellikle yoğun biçimde kırmızı tüyleri olan, konuşmayan papağanlardan. Ama öylesine evcil ki, lokantada bir kafesi var; canı sıkıldığı zaman gelip kafesine giriyor. Kahvede oyun oynayanların masasına, omuzlarına konuyor. Bir yabancı çeşmeye su doldurmaya gelse hemen yanına gidip ciyak ciyak bağırıyor. Lokantanın önüne oturduysanız, yukarıdaki telefon direğinde bile olsa inip omzunuza konuyor. Öylesine insanlarla iç içe, çocuklarla arkadaş ki, köyün üstünde dönüp dolaşıyor ama çeşme ve kahvenin çevresinden uzaklaşmıyor. Çok gevezelik yaptığı zaman kafesine koyup sakinleşmesi için üzerine bir örtü örtüyorlar.
     Ne yazık ki köyün simgesi olan bu papağan geçtiğimiz haftadan beri kayıp. Köylüler papağanı piknikçilerin çaldığını söylüyorlar.
     * * *
     Bütün hafta çalışan insanlar, hafta sonunda elbette dinlenmek isterler. Ama bize özgü eğlenme ve dinlenme anlayışı böyle günlerde ortaya çıkıp kendini gösterir. Büyük kentlerde yaşayan insanlar, hafta sonları buna daha da bir yakından tanık olurlar. Kervanlar biçiminde yola düşen kent halkı kamyonlarla, otomobillerle, çalıştıkları şirketin kaçak kullanılan servis arabalarıyla, mahalleler halinde pazar günleri bu çevreye, bir kollarında halılar, öbür kollarında piknik tüpleri, kömür torbaları, mangallarla göçerler.
     Atlet altına giyilmiş çubuklu pijamalı formalarla ve lastik toplarla başlayan eğlence, öğleyin içilen Tekel ürünleriyle yerini öğlen uykusuna bırakır. Yer kapmak için yapılan ağız dalaşları, yer sofrasına düşen toplarla çıkan kavgalar altıya-yediye doğru biter; akşamüstü çaylarının ardından kervanlar dönüşe başlar.
     Kendi sokaklarındaki sakinlere, ormandan geldiklerini göstermek için; çevredeki ağaçlardan koparılan dallar kamyonların sağına soluna sokularak, araçlar Şair Cemal Süreya’nın dediği, "Bayram develeri" gibi süslenerek harekete geçer.
     Dönüş pazar günü ve özellikle de saat yediyi geçmişse, hastanız bile olsa kente saat on bire kadar ulaşamazsınız.
     * * *
     Beş yıl önce, "Bir yangın ihbarı" başlıklı bir yazı yayımlamış, yetkilileri orman girişlerinde satılan mangallar konusunda uyarmaya çalışmıştım. Bunu, benden Maslak’ta ve Bahçeköy’de oturan çocuklar istemişti.
     Fatih ve Belgrad Ormanları’nda piknik yapacak alan, çeşme, tuvalet gibi hizmetler olmasına karşın, küçücük bir bedelle dahi olsa insanlarımız bu alanlara girmiyorlar. Diledikleri yere, özel arazilere, yasak orman alanlarına girip mangallarını yakıp, ateşlerini söndürmeden gitmeyi bir marifet sanıyorlar.
     Bir-iki yıl önce bir süreliğine bu seyyar satıcılar Maslak girişinden kaldırılmıştı. Şimdi yine yolun iki yanına dizilmiş yüzlerce mangal satıcısı var. Acaba orman yandıktan sonra mı bu mangal satışları yasaklanacak ve insanların diledikleri yerde ateş yakma sorumsuzluğunun önüne geçilecek.
     Bu yetmiyormuş gibi, bir köyün simgesi olan papağan su içmeye gelenler tarafından çalındı. Köyün çocukları adına rica ediyorum, lütfen papağanımızı geri getirin ve eskiden olduğu gibi istediği zaman kafesine girerek yine özgürce yaşasın!
     
     Yazara e-mail
     



 PAZAR


"Tatil bitince sahtekar dünyaya geri dönüyorum"
Atlantik’i sörfle geçecek
‘Telefonlar kilitlenir sandım 15-20 kişi aradı’
"Erkekler kendini mesih sanıyor"
Süper modellerden kurulu ilk pop grubu: Models
"İtalyan çardağı"nda bol lezzet seçeneği
Şarapta Türk-Fransız sentezi
Aşk mektupları
Bodrum’da sanat da var
Lezzetli etin gürültüden uzak adresi
Kapalıçarşı’da "Abdulla"
Mucizelere inanın
Avrupa yolunda (1)
"Yararlı olma" sanatı
Ajda Pekkan’ın muhteşem konseri ve şaşırtıcı şarkı arası sözleri
Karanlıkta üç ışık
"Zekeriyaköy’ün papağanı"nı kim çaldı?
Keçi başkanı hadım ettiler


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet