14 Ağustos 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Aşk ve ütopya

Yolunuz Bodrum’a düştüğünde ille de Gümüşlük Akademisi’ne gidin demeyeceğim. Yüreğinizde aşkın vazgeçilmez bir yeri, gönlünüzde ütopyalar yoksa, semtine uğramayın.

     ZEYNEP AVCI

     Bodrum yarımadasının Batı ucunda, eski Karakaya köyüne karşı bir tepede, şimdiki Gümüşlük yalısına bakan sırtta değirmenler vardır. Çok değil, topu topu yirmi - yirmi beş yıl öncesine kadar, mevsimi gelince, bir değirmenci değirmenlerin kanatlarını yüklenir, tepeye doğru yola koyulur, takardı onları. Değirmenlerden hiç olmazsa biri döner dururdu.
     Artık dönmüyor, hiç de dönmeyecek gibi görünüyor.
     Değirmenlerin bulunduğu tepenin uzantısında bir tarlaya gitmiştim, çok değil, bundan altı - yedi yıl kadar önce. Bodur meşeliklerin, mantarların, çintarların, anemonların arasından bir patika, damar damar kayaların üstünden gidiyor, gidiyor, koca bir araziye açılıyordu. Arazinin çevresinde duvar yoktu ama kocaman bir demir kapı vardı. Kapıyı geçince tozun egemenliğine boyun eğmiş, kıvrımlı bir yoldan kayarak, binbir patinajla iniliyor, minik bir tepeciğin üstündeki ahşap bir kulübeye varılıyordu. Son model bir kulübeydi bu. Her türlü konforu olan, iyi bir mühendis elinden çıkmış, bir oda, bir salon, lüks bir tuvalet, lüks bir mutfak sahibi, akıllı bir kulübe. Kulübede bir adam yaşıyordu. Yıllardır insan içine çıkası yoktu. Bir vakıf kurmuş, arazisini o vakfa bağışlamış, kulübesinde oturmuş, kurduğu vakfı, oluşturduğu ütopyayı canlandıracak birini ya da birilerini bekliyordu. Boş durmuyor, gelincik şurupları yapıyor, koca çintarlar, ender mantarlar topluyor, balık kurutuyor, bodur meşelerine gözü gibi bakıyor, gün batımına doğru da ahşap terasına çıkıp Gümüşlük koyunu pembeye boyayan güneşe bakarak demleniyordu. Hüzünlüydü, azıcık da huysuzdu. Ama yine de umutluydu; onun bir ütopyası vardı. Üstelik ölümcül öfkelere tutsak olmuş değildi.
     O adam Ahmet Filmer’di. Gümüşlük Akademisi’nin kurucusuydu. Akademi kurulmuştu ama görünüde bir Akademi yoktu. Ahşap kulübede Ahmet, koca bir ütopyayla başbaşa bekliyordu. Neyi beklediğini kimseler bilmiyordu.
     Sonra bir eylül akşamında bir kadın patikadan geçip kulübeye geldi. Ölümün sonlandırdığı bir aşkın yaşayan tek kahramanıydı. Hayatla kavgası erken başlamış, o kavgayı iyi dillendirmiş, kalemi silah etmiş, yazmış da yazmıştı; ama ölüme kalem işlememişti işte. O da hüzünlüydü. Üstelik küskündü. Ama öfkeli değildi.
     Kulübenin terasında Ahmet’le bir kadeh rakı içtikten sonra güya çekti gitti ama aslında orada kaldı.
     İstanbul’a vardı, derin düşüncelere daldı.
     Sonra İstanbul’u geride bıraktı, küçük kızını da yanına aldı, Bodrum’un Yalıkavak beldesinde bir ev tutup yerleşti.
     O kadın Latife Tekin’di.
     Latife Ahmet’i, Ahmet de Latife’yi sevdi. Aşkla, tutkuyla.
     Latife kimselerin anlayamadığını, yani Ahmet’in neyi beklediğini, anlamıştı.
     Kolları sıvadı. Varlığını Ahmet’in ütopyasına adadı. Küskünlüğünü attı üstünden. Önce kendi canlandı, sonra o koca arazi nabız gibi atmaya başladı.
     Ahmet bodur meşelerini kollamak için hepsini kaydetti bir yere. Hepsine bir gerdanlık taktı, hepsini numaraladı. Arazi kayıt altına alınmıştı işte. Latife ise Ahmet’in Gümüşlük Akademisi ütopyasını ödünç aldığı gibi, kattı önüne, baş vurmadığı yer kalmadı. Kendi de çalıştı, Ahmet’i de - söylemesi ayıp - ırgat gibi çalıştırdı.
     Şimdi o arazide bir amfitiyatro, Mehmet Fuat’ın adı verilen bir kitaplık, 400 metrekarelik kapalı, 1500 metrekarelik açık alanı olan sanat evi, sanatçılar için dört tane stüdyo / misafir evi, 10 odalık misafirhanesi olan bir edebiyat evi, kocaman bir gölet, göletin kıyısında bir bar ve kafeterya var. Aynı anda 40 kişi kalabiliyor, yemek yiyebiliyor da, yine de birbirleriyle rastlaşmayabiliyorlar, Akademi’nin 15 dönüme yakın arazisi içinde!
     Bir rasat evi, bir hostel, bir büyük kütüphane, sergi ve gösteri mekânları, açık ve kapalı müze de ütopyanın henüz gerçekleşme aşamasına gelmemiş mekânları. O mekânlar için de harıl harıl olanak aranıyor.
     Gönüllü gençler dolaşıyor bin bir çeşit bitkiyle süslenen bahçede, ahşap yapıların arasında.
     Artık bir başka yaşam var Gümüşlük Akademisi’nin arazisinde.
     Ahmet’in tek başına kalması artık mümkün değil!
     Bakın, aşk ütopyaya nasıl da yaradı...
     Yolunuz Bodrum Yarımadası’na düştüğünde ille de Gümüşlük Akademisi’ne gidin... demeyeceğim.
     Yüreğinizde aşkın vazgeçilmez bir yeri, gönlünüzde küçüklü büyüklü ütopyalar yoksa, semtine uğramayın. Umutsuz, kırgın, hüzünlü, küskün de olsanız, hâlâ coşkunuzun ipini koyuvermediyseniz, uğramadan geçmeyin.
     Internet’ten olsa bile, görebilirsiniz o yabanıl tarlanın iki kişilik bir tutkuyla ne hale geldiğini.
     www.gümüslükakademisi.org adresine bir göz atın.
     Gel de aşka inanma!


 KÜLTÜR & SANAT


Bakıyorum! Görüyor muyum?
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Kendime ilham periliği vehmetmiyorum!"
İstekli kadınlar erotizmi
40 eserli karma sergi
Plastiğin rock’la flörtü
Cunningham ile 50 yıl
Gelecek onların!
Bay Ses’i takdimimizdir
Yakıcı güneşe buz gibi Sophie
Her yerde kar var
Sait Faik kolajı
Müzik ve teknoloji
Herkesin hayalindeki cennet ayrı!
Aşk ve ütopya
Resim ve ikona cerrahı
Japonya’dan Amerika’ya
Halılarda Balıkesir motifleri
Susturma ve sindirme mi?
Oidipus bulundu!
Havadar konserler dizisi
Uzun İngiliz’den üçüncü solo
Bildik, eski dostlar
Mutlu yıllar sert adam
Üç senaryo, tekmili birden, kitapçılarda!
Şimdi onun sırası
Avrupa treni
Hayat atölyesi
Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin 12. üyesi kim dersiniz?
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet