
|

Böyle sıcak görülmemiştir
Bizim dairenin sadece bir tek odasında klima var. Odadan balkona çıktığın zaman da; gökyüzü, deniz, yeryüzü ve yapılarla bütünleşmiş bir fırına giriyorsun; odanın kapısından küçük koridora çıktığın zaman da...
Sıcak sıcak sıcak...
Salon sıcak, mutfak sıcak, odalar sıcak, tuvalet sıcak... İçerisi sıcak, dışarısı sıcak...
Mahkum gibisin klimalı tek odada oturmaya...
Neyse ki, bir televizyon var odada. Ama genellikle kanallar, hep aynı haberleri tekrarlayıp duruyor.
Süreyya Ayhan’ın muhteşem zaferi, biraz da cankurtaran simidi olmuş gibi haber programcılarına... Bir de tabii Kemal Derviş’le, yerine geçen yeni Bakan Türker...
Derviş şöyle dedi, Türker böyle dedi...
Sabah haberlerinde aynı şey, öğle haberlerinde aynı şey, akşam haberlerinde aynı şey...
Sıcaklar, besbelli ki, taze hiçbir şey istemiyor; ne taze bir hava, ne taze bir yemek, ne taze bir haber...
* * *
Sözde bugün İstanbul’un biraz daha serinleyeceği öngörülüyordu. Henüz sabahın 8’i. Bakalım termometre 34’ün altına inecek mi?
Doğduğu mekanda oturan az insandan biri olmalıyım; Göztepe’de böyle sıcak görmedim desem yeri...
Sıcak sıcak sıcak...
Şükür ki, klima var bir odada. Ahmet Altan’dan özenerek iyi ki almışız o klimayı...
* * *
Türkiye, şimdiye dek pek bilmediği bir filmin içine kayıyor sanki...
Bir anda ikiye bölünen partiler; bir gecede çıkarılan AB’ye uyum yasaları; çevredeki "düşmanlık değerlendirmeleri" listesinin başından, aşağılara kaydırılan Yunanistan’la Suriye... Ve ilk sıraya oturtulan İran... Özerkleştirilen devlet bankaları... "Seçim ekonomisi"nin - neyse o seçim ekonomisi - bu kez uygulanmayacağı vaatleri... Kemal Derviş üstüne söylentiler, söylentiler, söylentiler... Medyada beklenmedik ve süreceğe benzeyen ırgalanmalar...
Ve Washington’un askeri bir operasyon için hedef almış göründüğü Irak’a, yavaş yavaş Suudi Arabistan’ı, İran’ı, hatta Mısır’ı da eklemesi...
Apaçık görülüyor ki, harika sürprizler yaşanacak 2004’e kadar.
* * *
Bu arada Türkiye mi ne olacak, diyorsunuz?
Meclis’te, AB üyeliğinin koşullarıyla, IMF ve Dünya Bankası’nın programlarını daha hızlı, daha saydam, daha tutarlı gerçekleştirecek, geniş tabanlı bir iktidar kuruluncaya kadar; ya 3 Kasım seçimleri ertelenecek; ya 3 Kasım seçimlerinden beklenen sonuç alınamamışsa, 2004’e varmadan bir erken seçime daha gidilecek...
Türkiye’nin içine kaydığı film sürüp giderken, şimdi kendi uydurdukları rüyalarla avunan birtakım siyasal liderler de, usulca silinip kaybolacak...
Çünkü Türkiye’nin içine alındığı filmi, değiştirme olanağı yoktur ne seçmenlerde, ne seçilenlerde...
* * *
Şayet Başkan Bush, 3 Kasım’dan önce düğmeye basarsa Irak operasyonu için... Türkiye’nin Kuzey Irak’ta aktif bir rol üstlenmesi ve doğal olarak da, İran’la olan ilişkilerin gerginleşmesi engellenebilir mi?..
Böyle bir durumda, içerideki "mistik" söylemlere dayalı siyasal partilerin takınacağı tavırlar, acaba ne olacaktır?
Acaba ne olacaktır Türkiye’deki ekonomik sorunlar?
* * *
Kehanete gerek yok, 2004’e kadar çok sürprizli bir filmin içinde yaşayacak Türkiye... Bunu da, şimdiden en iyi değerlendirenler kimlerdir bilmiyoruz; belki Kemal Derviş, belki Bülent Eczacıbaşı, belki Mesut Yılmaz, belki Mehmet Ali Bayar, belki Em. Büyükelçi Elekdağ, belki Can Paker... Herhalde, her zaman için yüzde 40’ının çöpe gitme olasılığı bulunan, seçmenlerin oy iradesi değil...
* * *
Hele şu sıcaklar bir bitse de; millet, farkına varmadan içine daldığı sürprizlerle dolu bir filmin, şaşkınlıktan şaşkınlığa savrulacak salıncaklarında rüzgarlanarak; "statüko"yu durmadan depremleyecek "değişimölerin heyecanını yaşasa...
Soğuk Savaş dönemi hipnozlarının çitilenmeye başlaması, denir buna... Türkiye’ye, 21. yüzyıl asla ıskalatılmayacak...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|