
|

"Her seyahatim bir aşk macerası"
Sinema yazarı Atilla Dorsay’ın bir kısmını film festivalleri nedeniyle yaptığı yurt dışı gezilerini derlediği "Bir Kıtadan Öbürüne: Yaşam ve Ölüm Kentleri" Remzi Kitabevi’nden çıktı.
ALİN TAŞÇIYAN
Kamuoyu sizi öncelikle sinema yazarı olarak tanıyor ama mimarlık öğrenimi de gördünüz. Ayrıca turist rehberliği eğitimi aldınız. Bu eğitimin kitaba katkısı var mı?
Elbette var. Mimarlık insana geniş bir estetik çerçeve çiziyor. Ondan sonra sokakta yürürken binalara, çatıya, bir meydana baktığınızda veya yolculuktayken, bir kente ilk defa geldiğinizde mimarlıktan aldığınız o estetik çerçeve çok işinize yarıyor. Bir insanın yeni gördüğü bir kenti, bir ülkeyi, bir halkı anlaması için mimar olması gerekmiyor ama mimarlık bir ek boyut getiriyor.
Buna rağmen gezilerin hemen hepsinin nedeni sinema değil mi?
Çoğunun nedeni sinema. Tümüyle turistik gezilerim de oldu veya Amerika’ya gittiğim gibi davet üzerine yaptığım geziler de oldu. Ama önemli bir bölümü benim festivaller dolayısıyla gittiğim gezilerim... Birçok Uzakdoğu kentine, Türki Cumhuriyetlere sinema festivalleri için gittim.
Peki festival için yolculuk ettiğinizde gezmeye nasıl fırsat buluyorsunuz?
Ben gezmeyi seven biriyim, yeni bir yere gittiğimde saatlerce yürüyebilirim. Biz Türklerde ören yerlerini gezmek gibi bir alışkanlık pek yok. Bu bir disiplin ya da eğitim sorunudur sanırım. Bizim insanımız genelde alışveriş yapmayı tercih eder. Ben onu da severim ancak bu ikisi birbirine mani şeyler değil. Benim için önemli olan bir şehri insanıyla, mimarisiyle, coğrafyasıyla tanımaktır.
Yazılarınız sanat ve tarihle sınırlı değil, gündelik yaşamdan izler taşıyor.
Sadece gündelik yaşamı yazdığınızda çok yüzeysel oluyor. Örneğin Mısır’a gittiğinizde Mısır’ın geniş tarihi kültürünü bir yana bırakıp sadece gündelik yaşamdan bahsetmek de olmaz. Gündelik yaşamdan kesitler olmadan yazılmış yazılarsa turistik broşür gibi oluyor. İşte ben bu sentezi yapmaya, gezdiğim yerlerde halkın nabzını tutmaya çalıştım.
Bir yere gitmeden önce okuyup hazırlanır mısınuz?
Hazırlanırım. Önceden vaktim olmasa bile uçakta o ülkenin tarihi ve kültürüyle ilgili kitaplar okumaya çalışırım. Çoğu zaman vaktim olmadığı için gittiğim yerlerden aldığım kaynaklardan yardım alırım. Bütün yazılarım bilgimin ve oralardan aldığım kaynakların süzgecinden geçerek oluşur. Şimdi internet kolaylığı var ama o zaman yoktu. Seyahat yazıları kitaplarda varolan bilgilerle kişisel bilgilerimizin bir karması olmak zorundadır bence. Yıllarca edinilmiş birikimler sayesinde oluşan kitapları yok saymamak gerek ama bunu kişisel birikimlerle süslemelisiniz.
Bu gezilerin içinde sizi özellikle etkileyen iki yer var sanırım. Biri Venedik diğeri de Mısır...
Küba da var tabii. Onu da eklemek lazım. 1995’te Havana Film Festivali için gitmiştim. Batı kentleri artık insanı etkilemiyor. Aşağı yukarı ne bulacağınızı biliyorsunuz. Viyana’ya ilk gittiğimde çok etkilendim ama yine de beni şaşırtmadı. Aynı şey Stockholm ve ya Strasbourg için de geçerli ama Küba için çok farklı. Uygarlığı, mimarisi, insanları, kentin kurulma düzeni farklı. Havana dünyanın en güzel kentlerinden biri ama çöküyor. Çöken bir kente tanık oluyorsunuz. Bunun bir de hüzün boyutu var. Hüzün boyutunu bir Batı kentinde bulmanız mümkün değil, zaten gerekli de değil. Ama oradaki hüzün yoksulluğun halka yansıması oluyor. Çok soylu, değişik ırkların karışımı olduğu için fizik olarak çok farklı, ama bu yoksulluğa rağmen kendine güvenen davranışlarıyla onurlu bir halk görüyorsunuz. Mısır’a gidiyosunuz orası da öyle. Dünyanın en büyük uygarlığı üzerinde oturan ve bu tür yoksul koşullarda yaşayan bir halk var. Hele benim gibi güneye Abu Simbel’e inerseniz orda Nubialıları keşfediyorsunuz. Onlar Mısırlılardan çok daha güzel, kadını ve erkeği heykel gibi, yüzyıllar boyu Mısırlılar tarafından sömürülmüş iki arada bir derede kalmış ve ezilmiş bir halk. Onun getirdiği bir hüzün boyutu var, yine o da kederli bir olay. O zaman Nubialılara âşık oluyorsunuz. Benim her seyahatim bir aşk macerası olarak alınabilir. Bir iki ülke ve kentin dışında gittiğim her kente, her halka vuruldum. Tabii pimpirikli Batılı turist değilim biraz onun da etkisi oldu. Aman Bangkok’un sokakları midemi bulandırdı, Kahire ne kadar pis, Singapur çok sıcak, demem. Bunları aşıp o ülkenin gerçeğini yakaladığınızda genelde bir ülkeye aşık olmamak mümkün değil. Hepsinin kendine özgü özellikleri var.
Fotoğraf da çekiyorsunuz gittiğiniz yerlerde. Bir kısmı kitapta yer alıyor zaten.
Fotoğraf Japon tarzında çekilirse kötü, çünkü bakmadan fotoğraflıyorlar. O tarzda çekmemeye çalıştım. O yüzden bazı ülkelerde yeterince fotoğraf çekemedim. Bir de film makinesi almadım. Onu da alsaydım etraf görülemezdi diye düşünüyorum. Sinemacısınız niye video kameranız yok, gittiğiniz yerlerde çekmiyorsunuz, diyorlar. Eğer alırsam etrafı göremem. Ama fotoğraf öyle değil. Bir iki fotoğrafla kentin ruhunu yakalayabiliyorsunuz. Bu kitapta da var öyle fotoğraflar. Mesela Küba veya Amerika resimlerim ki arada 25 yıl fark var neredeyse, tabii farklı makineler, farklı teknikler olmasına rağmen iki ülkeden de bazı şeyleri çok iyi yakalamışım. Mesela New York’ta Broadway’in göbeğinde çektiğim bir resim var. Kitabın kapağına kondu. Şiş kebap satan bir adam var tam önünde bir Japon duruyor arkada da Broadway. Orada bütün Broadway’in kültür karmaşasını fotoğraf size veriyor. Bazen yazıyla anlatamadığınız şeyi bir fotoğrafla anlatabilirsiniz.
"Bir Kıtadan Öbürüne: Yaşam ve Ölüm Kentleri"
Atilla Dorsay
Remzi Kitabevi
255 sayfa
Fiyatı: 9500000TL
KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|