16 Ağustos 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Barbar Kherae!

Muammer Yüksel ve "Keşişin On Günü". Siz siz olun, sizi ulu efendi, yargıçlar ve kurbanlarla tanıştıracak, Âli Topraklara götürecek bu yazara ve bu kitaba dikkat edin!

     Çocuk korku içindeydi; titriyordu. Böyle bir sınava hazır değildi. Hiddetli tanrının ağzından coşarak akan kaynar suyun uğultusuna karşın ulu efendinin gür sesi her yanda yankılandı: "Git ve güven!" dediği duyuldu. Sarı saçlı çocuk ayağa kalktı: Aklanmaya mecburdu; bacakları titriyordu. Ayağını suya soktu; ayakları suyun içindeyken hareket etmeden kendisinden öncekiler gibi bir süre bekledi, sonra usul usul daha derinlere doğru yürüdü. "Efendim," diye bağırdı birden, "Suyun içinden binlerce şey bana dokunuyor."
     "Onlar yargıçlar. Onlar senin yüreğini okuyacak olanlar," dedi ulu efendi. "Sakin ol, izin ver yüreğini okumalarına!"
     "Hayır, hayır!" Sesinde panik vardı.
     Ulu efendi kükredi; "Sakın kımıldama. Sakin ol; izin ver yüreğini okumalarına!"
     Sarı saçlı çocuk suyun içinde çığlıklarla bağırmaya başladı: "Hayır, hayır!" Sudan çıkmak için aceleyle kenara doğru yürümeye çalıştı son olarak; bu bir hataydı; yargıçların sesine kulak vermek yerine sınavdan kaçmaya çalışmak bir hataydı. Su bir anda acımasız tanrıların hiddetiyle kırmızıya büründü; saçlı çocuğun çığlıkları bulundukları yerin duvarlarında yankılandı; hiddeti ve kini bol tanrıların lanetiyle karşılaşan her faninin çektiği tarifsiz acı karşısında gırtlaktan saçılan çığlıktı bu. (...) Sol efendi ve Kherae, suyun akış yönüne göre yukarıda duruyorlardı ve bulundukları yerde su berraktı; karaltıların hepsi onların yanından uzaklaşmıştı. Sarı saçlı çocuk can havliyle bata çıka kenara varmaya çabalıyordu, ancak birden dengesini kaybetti, suya battı, karaltılar coştular sanki. Son bir gayretle suyun üzerine sıçradı; kurtulmaya çabalıyordu; yanan meşalelerin ışığında görülebildiği kadarıyla vücudunun her yanı paramparçaydı, her yanından kan akıyordu ve boğazından kan fışkırıyordu. Bu işkence sanki günlerce sürdü; çığlıklar suyun içinde debelenen bir vücudun umarsız hareketleri, gürüldeyerek akan suyun sesi, her yanı kan, günlerce sürdü..."
     Kolayca tahmin edileceği gibi, yukarıdaki bölüm, Muammer Yüksel’in (kendileri aynı zamanda beyin cerrahı oluyorlar) ilk kitabı "Keşişin On Günü"nden küçük bir alıntı. Ve şimdi bir soru: Bir insan bir romanı niçin sever, ya da daha doğru deyişle, beğenir? A) Konusu yüzünden. B) Anlatım biçimi yüzünden. C) Yazarı yüzünden (vardır böyle bir okur kısmı, damardan bağlıdır yazarına, ne yazsa, nasıl yazsa tuttu mu bir kez, bırakmaz yakasını hakikaten!) D) Türü yüzünden. Tabii, şıklar çoğaltılabilir: Bir romana sırf adı yüzünden günül koyabilir, bağlanabilirsiniz, bir başka romana da atmosferi, bir başka romana karakterleri, bir başka romana öncüllüğü ve cesareti, bir başka romana özgünlüğü, bir başka romana ise tam aksine, başka romanları çağrıştırdığı için. Uzun sözün kısası: Bir romanı sever ya da sevmezsiniz, bu tümüyle size kalmış. İşte bu bağlamda, "Keşişin On Günü" abartmış olmayayım ama bu kıstasların her birine cuk oturuyor. Bir kere adı şahane. İkincisi, türü şahane. Yani fantastik (bakmayın, siz camiadaki polisiye ya da fantezisevmezler tayfasına!). Üçüncüsü, cesur. Cesur çünkü adam, yani Muammer Yüksel, ilk kitabı olmasına karşın, camianın görünmez yasasına aldırmamış, etmemiş, illa da bu coğrafyada geçen bir metin yazacağım, kahramanlarıma da yerli isim koyacağım dememiş. Dahası, dini - ilk çağ dinleri olsa da, din dindir, mutlakiyet de mutlakiyet - bir mevzuuya balıklama dalmış, kutsalın şiddetine parmak basmış bir güzel. Kitapta kurbanlar, baskı, zulüm, şiddet, kandırmaca, aldatmaca, örtülü ve baskılanmış cinsellik, ben ve öteki mevzuundaki uçurum, bitmek bilmez çelişki gırla! Bu bağlamda, her şey o kadar tanıdık ve alışıldık ki, türümüz, diyorsunuz, binlerce yılda aman yarabbi, ne az yol kat etmiş! Velhasıl, ben bu romanı sevdim. Şüphesiz, bu bir ölçüt olamaz. İşte, bu yüzden ‘özgür iradenizi’ kullanmanız dileğiyle, diyorum ki, herhangi bir kitapçıya yolunuz düştüğünde, isteyin bu kitabı, çevirmeye koyulun sayfalarını, söylediklerimi test etmek adına, bir göz atın. Yeni ama eski, derin bir mevzuuya dalmak istiyorsanız tabii!
     
     Keşişin On Günü
     Muammer Yüksel
     Gendaş Yayınları
     348 s.
     Fiyatı: 8.900.000 TL.
     









 KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet