
|

Post - televole zamanları
Acun Firarda! Yayın günü, çarşamba. Yeri Show TV. Yayın saati, bazen gece yarısına doğru, bazen gece yarısından hemen sonra. Konseptine gelince: Post - televole bazda dünya şehirlerini gezelim, görelim, güzel kızları araklayalım!
ZEYNEP SIRMA
Kabul etmek gerekir ki, çocuk - yani Ajuuun Ferardaa - (aslında Acun Ilıcalı, ama n’aparsınız jenerikte yetmiş iki millet, hep bir ağızdan Ajuuun Ferararda diye bağrıp durunca, bir vakitten sonra, doğrusu bu sanıyorsun!) acayip şeker! Hakikaten. Bir kere, temiz yüzlü. İkincisi, hep gülüyor. Sonra, sıcak ve rahat. Dördüncüsü ve en önemlisi, geyiği güzel. Özellikle de "Ben Neredeyim?" başlığını taşıyan bölümlerdeki. İzlemeyenler için söylemek gerekirse, o da şöyle oluyor: Dünyanın bir köşesindeki Acun, yurdumuzun bir köşesindeki (sözü edilen yurt köşesi genelde Güney, özelde de beş yıldızlı bir otel lobisi oluyor bu arada) bir ünlümüzü (ünlü: yani manken) cebinden arıyor. Ve başlıyor sormaya: Ben neredeyim, diye. Komiklik burada başlıyor işte. Çünkü doğru cevabın sadece evet ve hayır karşılıklarıyla iki dakika içinde verilmesi gerekiyor. Yani, zamanla yarış hadisesi bir yerde.
Daha açık anlatmak gerekirse: Ünlü, Acun’a misal, şimdi orada gece mi, (bir yerde saat farkıyla mekânı tayin etme yoluyla yani) diye soruyor, evet ya da hayır cevabıyla sorular çeşitleniyor. Derken, ünlü Amerika’da mısın, diye soruyor, Acun oradaysa, evet cevabını veriyor. Arkasından da ekliyor: Şehir adı söylemek zorundasın ama! Ünlü, bu kez, tamam bildim, diye atlıyor, Kore’desin, diyor.
Bu arada, Hayat Bilgisi bölümleri de bayağı şenlikli oluyor. İzleyici, daha doğrusu, ekran başındaki potansiyel turist ya da gezgin adayı, küffarın ülkesinde nasıl pazarlık etmeliyim, veyahut da herhangi bir otel rezervasyonu yaptırmadan gittiğim bir yerde beleşe nasıl konaklayabilirimin yollarını öğreniyor. Üstelik de, bunu öyle didaktik yoldan değil, basbayağı otantik bir şekilde öğreniyor. Şöyle ki, Acun bir hediyelik eşya dükkânına (mesela Los Angeles’ta) giriyor. Gözüne küçük bir parçayı (10 dolar etiketli) kestiriyor, dakkasında satıcıyla hesapta almayacakmış gibi pazarlığa girişiyor. Bütün bu pazarlığın sonunda 10 dolarlık parça, oluyor mu size sıfır dolarlık parça! Neden? Çünkü, satıcının - dünya küçük işte! - dedesi Türk çıkıyor, kan kanı çekiyor, böylece adamımız tek sent ödemeden oradan çıkıp gidiyor. Bir üçüncü komiklik ise: Kamera arkası bölümleri. Feri’yle (kameraman arkadaş Feridun) sürtüşmeler, dil sürçmeleri - Al Capone’a Al Pacino deme mesela - ya da halkın (kamera görünce millet, orada da kilitleniyor, burada da kilitleniyor anlayacağınız) kameraya el sallama, lafa girme gibi istenmeyen bir takım hareketleri. Dördüncü komikliğe gelince: O küffara yoğurtlu Doritos Dipas (sponsor firma)’ı tattırma faslı. Aslında, yarı Matrixvari bir geçişle ikram edilen Doritos Dipas, skeçlerde de karşımıza çıkıyor. Skeç, evet, o da var "Acun Firarda"da. Uzatmalı iki sevgili ya da evli bir çifti canlandıran iki oyuncu, hem çıtır çerez yiyorlar hem Acun’u seyrediyor (tıpkı bizler gibi), hem de kendi aralarında dövüşüyorlar. Dövüşüyorlar çünkü kadın haklı olarak -çünkü en son bir yıl önce Küçükçekmece’ye gitmişler - adama niye biz oralara gidemiyoruz diye posta koyuyor her seferinde.
Bütün bu komikliklerin içinde, gündüz, şehir; hapishanesi (Alkatraz), kızları, tramvayı, Çin mahallesi, rapçi zencileri ya da köprüsüyle tanıtılırken, gece de âleme çıkılıyor tabii. Yalnız, burada Acun’un farkı çıkıyor işte. Öyle tiki mekânlara (Televole’de olduğu gibi) götürmüyor bizi. Tam aksine, rock ya da punk ortamlara sokuyor. Bu arada, istisnasız hepsine nereli olduklarını soruyor, kendisinin Türkiye’den geldiğini söylüyor, doğal olarak muhabbet, Türkiye, Acun ve Galatasaray nidalarıyla birlikte son buluyor. Özetle: Memlekette post - televole zamanları başladı, haberiniz olsun!
KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|