
|

"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Anton Çehov’un "Bütün Oyunları I - II", yine Ataol Behramoğlu çevirisiyle ama bu kez İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. Bu vesileyle Çehov’u bir kez daha anmanın tam vaktiydi! Fırsatı kaçırmadık!
Çehov, oyunlarının sahnelenmesi aşamasında önce kederlenen, sonra küplere binen bir yazardı. İncecik detaylarla kanaviçe gibi işlediği durağan kurgusu içindeki uzun sessizlikler, bakışmalar, ilişkiler öylesine kasvetli yorumlanıyordu ki, ona göre başka bir şeye dönüşüyorlardı. Günlük hayatta bir saat boyunca somurtamayacağımıza göre, oyunlarında da gülücükler, cilveleşmeler görmek isterdi. Mükemmeliyetçiydi. Sahneye koyduğu silah mutlaka patlamalıydı; oyuncuların kostüm altına giydiği çorabın rengine bile karışırdı. Bu ufak detayın dahi, anlattığı kompozisyonu sabote edeceğini düşünüyordu!
Hastalıklı ve oldukça melankolik bir tip olan Çehov, duyu belleğinin geliştirilmesi üzerine kurulu olan ve psikolojik doğalcılık olarak da tanımlanan Stanislavskien oyunculuk metodunun yaratıcısı Konstantin Stanislavski ile yakın arkadaştı. Stanislavski, Çehov oyunlarının sergilendiği Moskova Sanat Tiyatrosu’nun yöneticisi ve yönetmeniydi. Çehov’un sonradan karısı olacak olan Olga Knipper, hem Stanislavski’nin baş oyuncusu hem de Çehov oyunlarının vazgeçilmez bir parçasıydı.
Ibsen ve Strindberg gibi, 19. yy. burjuva hayatının ikiyüzlülüğünü ve çelişkilerini su yüzüne seren, eleştirel gerçekçi oyunlar yazan Çehov, psikolojik çözümlemelerle hareket ederdi. Oyunlarında insanın yaşamak durumunda kaldığı gerçekle, özlemini çektiği hayatlar arasındaki derin uçurum tüm dünyanın şairane bulduğu dramı yaratıyordu.
Baht dönümüne ve final kreşendolarına yer vermeyen öyküleriyle bu tiyatro metinleri, kronolojik olarak ele alındığında, Çehov’un giderek sadeleşen ve olaysızlaşan tarzı, zaten net biçimde ortaya çıkıyor. Buna rağmen klasik dönem oyunlarına has şiddetli acının da dozajı artıyor.
Çehov, hedeflenen dramatik etkiyi, toplum hayatındaki değişiklikler ve uyum sağlayamayan insan ilişkileri aracılığıyla veriyor ve daha fazla bir gerilim yaratmaya ihtiyaç duymuyordu. Çehov oyunlarındaki zaman ve mekân kullanımı da dramatik etkinin şiddetini arttırdı. Tarih, gün ve saatten sık sık söz ediliyor ancak bu sırada yaşanan durum ve diyaloglar sürekli tekrar ettiği için zaman hiç akmıyormuş hissi uyanıyordu.
Bir karekterin ‘x zamanda söylediği söze yanıtın y zamanda’ gelmesi gibi kapalı bir derinlik ve gerilim yaratan Çehov’un kişileri farklı oyunlarda farklı adlarla yeniden karşımıza çıktı. Yazar, benzer gösterişsiz dramaturjik çözümlemeleri öykülerinde de kullandı.
Kimi Batılı tiyatro teorisyenleri absürd tiyatronun ilk ipuçlarının Çehov metinlerinde ortaya çıktığını savunuyor. Kimbilir belki de Çehov’un aslında ‘komik yazıyorum’ derken anlatmaya çalıştığı ama tam olarak da ifade edemediği buydu. Çehov oyunlarında ‘komik’, boşa giden insan çabası sonucu ortaya çıkıyordu. "Martı", "Vanya Dayı", "Vişne Bahçesi", "Üç Kızkardeş" ve "Ivanovödaki oyun kişileri hep bir geçmiş zaman nostaljisi yaşar, bulundukları an’a ayak uyduramazlar. Ve acıyı hissetmemek için avuntular yarattıklarında kendilerine, mış gibi yapıp beceremediklerinde gerçekten komikleşebilirler...
Feodal soyluluğun yıkılışı ve dönem aydınlarının trajikomik hallerinden kesitler yansıtan "Ivanov" (1887); insanın gerçek yüzünü, hayalleri ve yapabilme gücünü dramatik biçimde anlatan "Martı" (1896); bozkır yaşamından şehir yaşamına geçişin, bir devir değişiminin komedyası "Vişne Bahçesi" (1899); üretici ve mütevazı taşra insanının sığ, duyarsız ve sömürücü kent insanın karşısına yerleştiği "Vanya Dayı" (1899); gerçek zamana ayak uyduramayan, mutluluğu geçmişte ya da düşlerde arayan, kendileri gibi yaşayabilmek için gereken yeteneğe sahip olmayan insanların anlatıldığı "Üç Kızkardeş" (1901), Çehov’un yazarlıktaki sade hünerinin birer gösterisi olarak tiyatro edebiyatının başyapıtları arasında yer alıyor.
Çehov, tiyatrolarımızda Rus yönetmenler başta olmak üzere pek çok prodüksiyonla denendi. Son yıllarda ise, Şehir Tiyatroları repertuvarında ‘91 - ‘95 arasında "Üç Kızkardeş", "Vişne Bahçesi" ve "Vanya Dayı", Leonid Heifetz rejileriyle yıllarca oynandı. Takip eden yıllarda Kent Oyuncuları yine bir Rus yönetmen Jossef Raikhelgaouz ile "Martı"yı sahneye koydu, ki Yıldız Kenter’in ironik Arkadina kompozisyonu, Türk Çehov oyunculuğu tarihinde gerçekten de bir dönüm noktasıydı. Yine Şehir Tiyatroları yapımı olan ve Başar Sabuncu’nun yönettiği "Herkes Aynı Bahçede" adlı Çehov oyunları kolajı ise 2002 - 2003 sezonunda da sahnelenmeye devam edecek.,
Bütün Oyunları I - II
Anton Çehov
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
her biri
7.500.000 TL
KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|