17 Ağustos 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Melül bakışlı öfkeli adam

Milliyet Sanat Dergisi, ağustos sayısında geniş bir Nicolas Cage portresine yer verdi. Bu hafta, yakışıklı aktörü "Windtalkers / Rüzgârla Konuşanlar" isimli filmde izleyeceğiz.

     YEŞİM TABAK

     Nick Cage, kaçınılmaz olarak metot takıntılı oyuncu tayfasından. Armudun dibine düşmesi gibi. James Dean hayranlığı bir yana, üç filminde oynadığı çok sevgili amcası Francis Ford Coppola’nın başyapıtları, Brando, De Niro, Pacino gibi metotun ilah isimleriyle dolu. Cage’e göre, metot aktörüyle şizofren biri arasında, aşmamak icap eden ince bir çizgi var. Bunu kendi deneyimlerinden yola çıkarak söylüyor olsa gerek. Çünkü kariyerinin ilk dönemleri, ciddi metot çılgınlıklarıyla dolu. "The Cotton Cluböda, öfke noktasına daha gerçekçi biçimde varabilmek için bir sokak satıcısının arabasını parçalamış olması bunlar arasında. "Peggy Sue Got Married / Peggy Sue Evleniyorödaki özgün ve kesinlikle tuhaf performansının, filmin yönetmeni amca Francis ile yapımcılar arasında büyük tartışmalara sebep olmuşluğu da var. Fark yaratma konusunda, artık eskisi kadar gayretkeş değil. Belki de bunu zaten başardığına emin olduğu için... Yine de taşkın gençlik heveslerinin, sürüden ayrılma konusunda faydasının dokunduğuna şüphe yok.
     80’lerin başlarında, "Fast Times at Ridgemont High", "The Valley Girl" gibi, dönemin tipik gençlik filmlerinde oynarken, yine o zamanların genç yıldızları Charlie Sheen ve Emilio Estevez kardeşler ya da örneğin Rob Lowe gibi, yaşı erince ortadan yok olmadı. ‘Torpilli’ damgasından kurtulmak için soyadını taşımaktan vazgeçtiği Coppola familyasından geliyor olması, yükselen başarı grafiğini açıklamak için desteksiz bir çıkış noktası. Eğer sinema endüstrisiyle asil bir kan bağı taşımak kâfi olsaydı, Gena Rowlands ile John Cassavetes’in oğlu Nick Cassavetes en baba projeleri kapan yönetmenler arasına girer, Mastroianni ile Deneuve’ün kızı Chiara da Avrupa sinemasının yeni kraliçesi olurdu herhalde.
     Cage’in, Oscar aldığı "Leaving Las Vegas" ile başını alıp giden başarısı, dışavurumculuktaki doğal yeteneği, inatçılığı ve sonsuz sinema aşkından geliyor. "Vampire’s Kissöte rol gereği gerçek bir hamamböceğini çıtır çıtır yemesi, ‘aşk’ının, tabii aynı zamanda gözükaralığının da abartılı bir örneği. Patricia Arquette ile tanışıp evlenme hikâyesini, söz gözükaralığa gelmişken anmak lazım. 80’lerin başında, Arquette’i görür görmez evlenme teklif ediyor. Damdan düşen teklif karşısında afallayan Arquette de, aşkını kanıtlamak için yapması gerekenleri içeren abuk sabuk bir liste sunuyor Cage’e. Fakat bu şekilde onu başından savması mümkün olmuyor. Zira Cage listeyi tamamlamak için kolları sıvıyor. Tüm bu delilikten ürken Arquette ise "hayır" cevabını yapıştırıyor. Anca yıllar sonra tekrar karşılaşınca evleniyorlar. Bu hikâyenin ana fikri şu: Cage böyle biri işte! Çekinmesi, utanması, sıkılması olmayan, tutkularının peşinden giden biri. "Wild at Heart / Vahşi Duygular"ın Elvis manyağı, deli âşığı Ripley, "Moonstruck / Ay Çarpması"nın baştan çıkaran, takma elli fırıncısı Ronny gibi. "Face Off / Yüz Yüze"de kanıtladığı üzere, kötücül tiplere rahatça bürünebilir ama Cage asla sadece kötü veya dümdüz romantik olamaz. Bu yüzden de, "Captain Corelli’s Mandolin / Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini" ve "City of Angels / Melekler Şehri" gibi, vasat ve tek boyutlu filmlerinde, puzzle’ın uymayan parçası gibi ortada kalır genellikle.
     
     Güçlü bir oyuncu; fakat her rolün adamı olduğu söylenemez. Eline mutlaka, üzerinde oynayabileceği bir malzemenin ve alanın verilmesi gerekiyor. Hollywood’un en güçlü isimlerinden biri olması itibarıyla, seçici davranma lüksüne sahip. "Snake Eyes / Yılan Gözler", "8MM" ve en müthiş işlerinden birini çıkardığı "Bringing Out the Dead / Yaşamın Kıyısında", bu lüksün meyvelerinden.
     Spike Jonze’nin "Adaptation"ı gibi düşük bütçeli klas yapımlar için ücretini düşüren Cage, aralarında "Con Air", "The Rock / Kaya" ve (korkunç) "Gone in Sixty Seconds / 60 Saniye"yi sayabileceğimiz, kocaman bütçeli Hollywood aksiyonlarından da ayağını kesmiyor.
     David Lynch’in doğaçlama tutkusuna atfen yaptığı şahane yoruma göre "oyuncuların caz müzisyeni" olan Cage ile, yarın John Woo’nun II. Dünya Savaşı filmi "Windtalkersöda buluşuyoruz. Cage - Woo’nun birlikteliği, "Face Offöta çok verimli olmuştu. Fakat yine de, Woo’nun, Amerikan hayranlığını Amerikanlaşmaya vardırdığı hissi uyandıran "Windtalkers"a bir miktar şüpheyle bakmakta fayda var.



 KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet