17 Ağustos 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"

Bu ay boyunca her perşembe gecesi Parkorman’da düzenlenecek samba dinletilerinde sahne alacak olan Uğur Yücel ile samba tutkusunu, film ve kitap projelerini konuştuk.

     ASLI ONAT

     Parkorman’daki ilk geceniz nasıl geçti?
     Ortaya dansa yönelik bir müzik çıktı. Bir dinleti değil, eylem müziği. Perküsyonların her birinin kendi içindeki aksanlar, bu işi dinlenilir bir hale getirdi. Biz sahnede çok eğlendik. Sahnenin dışında gözlerim azgın insanlar aradı. Fakat bizim seyircimiz disiplinli bir seyirci, yerinde oturmayı tercih ediyor. İlk gecede biraz da "Uğur Yücel gösteri yapacak mı?" beklentisi vardı sanırım, yani daha çok tiyatro seyircisi gibiydi gelenler. Ama istediğimiz gibi azıp coşan bir kalabalık da vardı.
     
     Samba geceleri düzenleme fikri sizden mi çıktı, yoksa Parkorman’dan gelen bir talep mi söz konusuydu?
     Talep Parkorman’dan geldi. Ben çok küçük yaşlardan beri müzisyenlik yapıyorum ve eski bir bateristim. Bateride samba çalmayı çok severdim sonra dinlemeyi de çok sevmeye başladım. Sambayla ilişkim gitgide dallanıp budaklandı, perküsyon gruplarında çalmaya başladım. Kimi zaman Eski Yeşil’de kimi zaman da arkadaşlarımın kulüplerinde medyaya fazla yansıtmadığımız lokal eğlenceler düzenledik. Birkaç müzisyen bir araya geldiğimiz zaman benim evden getirdiğimi CD’ler çalınıyor ve zaman zaman sadece perküsyonlar bazen de bir mixing söz konusu oluyor. Sonuç olarak seyri ve dinletisi keyifli bir müzik çıkıyor ortaya. Parkoman’dan teklif geldiği zaman fazla düşünmedim.
     
     Müzisyen kimliğinizi geri planda tutmanız bilinçli tercihiniz mi yoksa şartlar mı böyle gerektirdi?
     Ben Türkiye’de kendilerini olduğundan fazla gösteren ve gereksiz süslemelerle insanlara sunan, medyatik hale getiren şımarıklardan sıkıldım. Siz sıkılmadınız mı? Artık hayat, evinize ister istemez konuk ettiğiniz bir alay şaklabanla dolu. Ya birtakım gerizekalı ve paçoz kadınlar ya da gerçekten kafasıyla poposu yer değiştirmiş küçük beyinli erkekler... Ortada sulu bir cinsellik... Şarkıcının biri "Bunu benden Türkiye istedi," diyebiliyor. Türkiye’yi hitap ettikleri birkaç bin kişilik kitleden ibaret sanıyorlar. Bu karşılıklı sunum, iştah - yemek kültürü iğrenç ve komik. İnsanların kendilerini sürekli olarak sunduklarını görüyorsun.
     Tabii ki müzisyen yanımı öne çıkarmamaya özen gösteriyorum. Çünkü benim için öne çıkarılacak zenginlikte bir alan değil, yalnızca eğlendiğim bir alan. Yazılarımı daha çok önemsiyorum ama kişisel değerlerim nedeniyle onları ortaya çıkarmaktan çekiniyorum. Benden daha üst düzeyde işler çıkaran insanları takip etmekten büyük zevk alıyorum ve estetiğin peşinden koşuyorum. Hayatla aramda böyle bir ilişki varken ortaya çıkmak kolay olmaz.
     
     Sinema ve oyunculuk sizin için daha mı değerli bir alan?
     Evet. Çocukken bir tahta iskemlenin üzerinde oturuyorsun ve kireçle boyanmış bahçe sinemasının duvarında ancak rüyalarında görebildiğin zenginlikte bir şeyler oynuyor. Sinemayla ilk karşılaşmam, hayatımın en büyük şokudur. Bu işle uğraşmayı çok seviyorum. Çektiğim filmlerin de seyircilerin üzerinde böyle bir iz bırakmasını istiyorum. Ama hayatın gerçekliği beni çok ilgilendiriyor. Bu ülke, hayatın gerçeklerinden hep kaçmış, biz de öyle çocuklarız. Bize hep başka şeyler pompalandı. Ama ben gerçekleri anlatacağım. Bu yüzden de insanların sarsılacağını düşünüyorum. Ama umarım kötülüğünden dolayı sarsılmazlar da ortaya çıkan ürün estetik olur.
     
     ‘Gerçekleri anlatacağım’ derken işlenmesine cesaret edilmemiş politik konuları mı kastediyorsunuz?
     Anlatacaklarıma politik bir anlam yüklemedim. Ama bunlar gerçeklerle ilişkiliyse ve beni çarpıyorsa tabii ki politik olacağım. Hem de kimsenin tasarlamadığı kadar. Ben de bunu tasarlamıyorum zaten. Tasarlanmış politik bir sinemanın yanından bile geçmem. Hiçbir yere yaranmak istemiyorum. Ne büyük seyirciler derdindeyim ne de entelektüellerin alkışına ihtiyacım var. Ahmaklar için değil akıllı insanlar için sinema yapacağım.
     
     "Yazı Tura" adlı sinema filmi projeniz neden bu kadar sürüncemede kaldı?
     O bir bütün olarak çok insanı rahatsız edecek bir projeydi. İçinde farklı yörelerde yaşayan dört genci anlatan dört ayrı öykü olacaktı. Şimdi bu fikirden vazgeçtim; hikâyeleri dört ayrı film olarak çekeceğim. Bu iş çok uzadı, artık çekeyim ve kurtulayım istiyorum. Eylül başı gibi çekimlere başlayacağız. Bir rolü ben oynamak zorunda kalabilirim.
     
     Romanlaştıracağınız bir öykünüzün Om Yayınevi tarafından yayımlanacağını duymuştuk. Bu proje ne durumda?
     Evet Om’dan bir teklif geldi. Ama bu, giderek ciddi bir hal alıyor. Ben de biraz sağa sola kulak vererek başka yayınevleri de olabilir mi diye bireysel bir arayışa girdim. O arayış içerisinde bana daha yakın gelen şartlarla karşılaştım. Ama şu anda kitabın hangi yayınevinden çıkacağı belirsiz.


 KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet