
|


Noterde yarım saat
Sabah kalktım. Bütün gece uyuyamadım. Takıntılarım var. Devlet dairelerini ve resmi işleri hiç sevmiyorum. Yumurta kapıya dayansın diye bekliyorum. Bekleyince de nasıl çözeceğim diye geceleri uyuyamıyorum. Notere gideceğim. Önceden başvursana! Hayır, geciktirmek benim huyum. İllâ "Şimdi nasıl olacak, acaba ne eksik, kaç defa gidip geleceğim?" diye sormam lazım kendime. Ve bunu bütün gece yatakta yapmam bana ayrı bir zevk veriyor. Buna karar verdim.
Böyle bir gecenin sabahında erkenden yola çıktım. Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden alacağım pasaportu. Ne de güzel oluyor sahil. Fırından yeni çıkmış poğaça tadında. Deniz süt liman, hava daha milleti boğmak için hazırlığını yapmamış. Böyle keyifli giderken fark etmediğim gri bulutlardan yağmur boşanmaya başladı. Hadi bakalım, şu noteri bu yağmurda nasıl bulacağım? Aldı mı beni bir telaş! Şoföre sordum; "Bildiğin bir noter var mı?". Bizim şoför buraları biliyor. Beni noterin kapısının önüne kadar götürdü. Yağmuru şöyle bir yalayıp kendimi kapıdan içeri attım. İkinci katta noter. İçeri girdim; tenha, sevindim. "Şimdi kuyruk vardır" hesabı da yapmıştım. Neyse güne iyi başladık. Her notere gidişte burada çalışmanın özel bir yetenek işi olduğunu düşünmüşümdür. Demir gibi bir sinir gerekiyor. Muvafakatname (söylemesi de bir beladır), vekaletname ile geçen bir ömür düşünün. Söylüyorsun ne istediğini, veriyorsun belgeleri, otomata bağlanmış gibi yazıyorlar. Ben oturmuş bunları düşünürken "Kardeş bi gelsene" diye çağırdı memur. "Şimdi şu üç cüzdanı al, arkalı önlü üçü yan yana üç adet fotokopi çek, getir" dedi. "Bir berber bir berbere bire berber gel beraber bir berber dükkanı açalım demiş" gibi bir şey. "Fotokopici nerede?" diye sordum. Giriş katındaymış. İndim aşağıya, kapı duvar. Dışarıda iki kişi daha var; "Nerede fotokopici var?" diye sordum. "Biz de gelmesini bekliyoruz" dediler. Yağmur dinmiş, tek tek serpiştiriyor keyfine göre. Şimdi oturup adamın gelmesini beklemektense etrafı kolaçan etmekte fayda var. Nitekim hemen İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün yanında bir tane buldum. "Üçü yan yana, üç tane" dedim. Arkalı önlü üçü yanyana üç adeti çekerken benim gözlerim şaşı beş oldu. Önce önlerini çekiyor sonra aynı kağıdı çıkarıp bir daha çekiyor, sonra her birinden üçer tane çekiyor. Neyse karışık iş. Kağıtları alıp tekrar notere döndüm. Bizimkiler hala fotokopiciyi bekliyor. Hayret bir şey. Noterin altına açmışsın dükkanı, mesai saati belli, millet sekizde gelmeye başlıyor. Saat olmuş dokuz, hâlâ dükkan kapalı. Notere çıkınca memura sordum; "İhtiyacı yoktur herhalde" dedi. Paraya ihtiyacı yokmuş yani. "Peki siz niye bir fotokopi makinesi koymuyorsunuz? Bazı noterlerde rastlıyorum. Vatandaşın işi daha çabuk görülür" diye sordum. "Fotokopi makinesi var ama noter istemiyor çekilmesini" cevabı geliyor. Noter istemiyorsa aşağıdaki fotokopici ile anlaşmalı diye düşündüm. Ama anlaşmalı olduğu fotokopici de ortada yok. O zaman o cadde üzerindeki tüm fotokopiciler ile noterin anlaşmalı olduğu fikri daha bir aklıma yatar oluyor. Böyle ince hesaplar eşliğinde merdivenleri inip pasaport işlemleri için İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yollanıyorum.
SAYFA BAŞI

|
|

© 2002 Milliyet
|