
|

Limonata 100 bine yine de içen yok...
Yedi çocuk babası Kilisli Mehmet, bardağı 100 bine limonata ve meyan kökü şurubu satıyor. İçmek isteyip de fiyatın 100 bin olduğunu öğrenince içmeden gidenler var
Seçim hikayeleri bir yana, Kilis’ten bir krizzede portresi aktaralım size. Mehmet İncirli doğma büyüme Kilisli. 35 yaşında, 7 çocuk babası, Anadolu usulü, erkek çocuğu yakalayana kadar yediyi bulmuş. Yedinci ve son çocuk erkek, henüz 2 yaşında. En büyük kız 23 yaşında, Mersin’de bir simitçiyle evli. İki odalı bir gecekonduda 8 nüfus yaşıyor. Çocuklardan biri orta bire gidiyor, biri ilkokul ikiye geçmiş; ötekiler analarıyla evde. Limonata ve meyan kökü şurubu yapıyorlar, Mehmet de iki tekerlekli arabasına yükleyip Kadı Camii’nin önündeki meydanda satıyor, bardağı 100 bin lira.
"Geçen yıl da 100 bine veriyorduk, bu yıl da" derken bir adam geldi, fiyatı öğrenince içmeden gitti. Mehmet, "Millette para yok" diye durumu açıklığa kavuşturdu. Mehmet, şu meşhur "ekonomik krizin" kurbanlarından. "1994’te belediyeye girdim" diye anlatmaya başlıyor.
"Neresine girdin belediyenin, ne iş yapardın?"
"Fen işlerine girdim. Kazma kürekte çalışıyorduk. Kriz geldi, adam çıkarılacak, dediler. Çöpe (temizlik işlerini kastediyor) gönüllü gidenler çıkarılmayacak dediler, ben gönüllü çöpe geçtim."
"Sokakları süpürdün yani?" "He. Buraları süpürdüm. Bana çöpe geçtim diye teşekkür verdiler. 15 gün sonra kazma küreğe aldılar, oradan da, asfalta verdiler. 1999’un Aralık ayında da para kalmadı deyip 60 kişiyle beraber işten çıkardılar."
"Peki ne yaptınız? Sendikan yok mu senin?" "Var. Sendikaya gittim, bir şey yapamadı." Şerbetçi Mehmet işin peşini bırakmamış. Avurtları çökmüş, tıraşlı, esmer yüzünün ortasında gözleri parlıyor. Başbakanlığa dilekçeyle başvurmuş; Mehmet "uyanık" yani hak aramasını biliyor. Uyanık dedik ya, biraz sonra kentin meydanında Atatürk anıtının kaidesine yazılmış Atatürk’ün sözünü okuyunca, krizzede Mehmet’i hatırladık. Atatürk’ün 28 Ekim 1918’deki bir sözü hakkedilmiş kaideye: "İlk ayak bastığım Türk toprağındaki bu uyanıklığa hayran kaldım ve bir daha iman ettim ki, bu millet asla ölmeyecektir. Var olsun aziz Kilisliler."
Atatürk’ün Kilislisi Mehmet
Atatürk’ün kastettiği uyanıklık, bugün şerbetçi Mehmet’te bu şekilde tezahür ediyor. Bakalım, önümüzdeki seçimlerde Kilislilerin uyanıklığı sandığa nasıl yansıyacak? Neyse, biz siyasete girmeyelim de krizzede Mehmet’in öyküsünü anlatmaya devam edelim: Mehmet’in öyküsü tek öykü değil aslında. Krizde belediyenin 800 işçisi 300’e indirilmiş, 500 işçi çıkarılmış, Mehmet de bunlardan biri. Mehmet, Başbakanlık’tan dilekçesine gelen yanıtın kağıdını cebinden çıkarıp veriyor. Yazıda dilekçenin incelendiği ve değerlendirilmesi için Kilis Valiliği’ne gönderildiği bildiriliyor. "Valiliğe gittim. Belediyeye havale ettik, oraya git, dediler. Belediyeye gittim, altı ay sonra alabiliriz, şimdi para yok dediler, 2 yıl geçti almıyorlar."
Mehmet’in yanında bizi dinleyen bacanağı tüpçü Ahmet Ahıl şöyle konuşuyor: "Hiç kimseden hayır yok. Seçip gönderiyoruz, bir daha yüzünü gören yok." Bizim Mehmet, uyanık ya, oy verdiği MHP’li milletvekilini bulmuş, Başbakanlığa gönderdiği dilekçeyi ona da vermiş, MHP il başkanına da...
"Milletvekili bana temel attık, biraz bekle, halledeceğiz, dedi."
"Ne temeli, inşaat mı yapıyor?"
"Yok öyle temel değil."
"Ya nasıl temel?"
"Hükümetteler ya..."
"Ha, öyle temel, siyasete temel yani."
Milliyet TIR’ında dört koldan makineli tüfek gibi şikayetler yağıyor. Şikayetlerin odak noktası işsizlik.
ngureli@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|