
|

Kazıklar üstüne bir kazık...
Bektaşiye sormuşlar: - Kemal Derviş’i nasıl buluyorsun? Baba erenler: - Çok kolay, demiş, Washington’da, Londra’da, Paris’te, Brüksel’de bir anda buluyorum Derviş’i...
- Peki Ankara’da bulamıyor musun?
- Yoo, Ankara’da da buluyorum; ne var ki, Derviş’i bulduğum zaman, Ankara’yı bulamıyorum.
* * *
Yine sormuşlar Bektaşiye:
- Seçimlerin erkene alınıp, 3 Kasım’da yapılmasına karar verildikten sonra, en büyük kazığı kim yedi?
- Valla görünüşe göre herkes biraz kazık yedi de; en büyük kazığı Washington’un, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkacağını sanarak, AB’ye karşı şoven söylemlere hız verenler yedi galiba...
- Nasıl yediler en büyük kazığı?
- Ağızları o sırada başka şey yediği için, alt taraflarıyla yediler tabii, ne yapsınlar?
* * *
Bektaşi Babası’na, daha neler, neler sormamışlar ki...
- Söyle bakalım Baba erenler, 20. yüzyılda en büyük yanılgı ne oldu?
- Leninizm’i, "Komünizm" sanmak oldu biiir; "Ekonomi"yi siyasal partilerin iradesine göre, değişik değişik kullanılabilecek bir mekanizma sanmak oldu, ikiiii...
- Peki "Komünizm" siyasal bir rejim değil midir?
- Hayır değildir. Sürekli bir değişim içinde olan "Evren"in, yahut "Kainat"ın, yahut "Kozmos"un kendi düzenidir komünizm...
- Peki insanoğlu, "Kainat"ın düzeni dışında, kendine göre değişik bir düzen kurmaya kalkabilir mi? Örneğin "ulus - devlet" modelleri kurmaya, insanları kendi emrinde çalıştırmaya falan gibi?
- Kalkabilir, ama bir süre sonra bunların hepsi yine değişmeye başlar...
- Nasıl başlar?
- "Kainatötaki sürekli değişime aykırı olarak; bazı kesimlerin kendi çıkarlarına uygun kurdukları, hipnozlara dayalı uydurma düzenin değişmesini istemeyen "Statüko"culara karşı, "Değişimöcilerin baş kaldırısıyla başlar değişmeye...
- Kapitalistler "Statüko"cu, işçiler "Değişimöci midir?
- Kainat’taki sonsuz enerji kaynaklarını, yeni yatırımlar yaparak bulup kullanmak yerine; "işçi sınıfı"nın enerjisini kullanmayı yeğleyip, bunu asla değiştirmek istemedikleri zamanlarda, kapitalistler "Statükocu", işçiler de "Değişimci" idi...
- Sonra ne oldu?
- Önce kömür, sonra petrol, sonra nükleer enerji, güneş enerjisi, sonra "soğuk füzyon" enerjisinin; bu arada elektriğin, elektroniğin, sibernetiğin, otomasyonun devreye girmesiyle; kapitalistlerin, "işçi sınıfı"nın enerjisini kullanma dönemi sona ermeye başladı... Kapitalistler, evrensel bir üretimle, evrensel bir satış alanı bulmak için; 5 milyar yoksul insanın da zenginleşmesinden yana bir "Değişimci"liği benimsemeye başladılar. "İşçi sınıfı" ise, kendisini işsiz bırakan modern teknolojilere karşı, eski teknolojileri yeğleyen bir "Statüko"culuğa kaydı...
* * *
- Bütün bunlar nasıl oldu Baba erenler?
- Çünkü sürekli değişim içindeki "Kainat düzeni"nin dışında; "Statükocu" bir düzen kurulamaz. Kainat’a göre mini minicik Arz küresi üstündeki insanoğlu da, kendi keyfine göre "Statükocu" bir düzen kuramaz. Kurmuş gibi görünse de, bir süre sonra değişir o "Statüko"... Ve buna, insanoğlunun da, Kainat’ın sürekli bir değişim içindeki düzeni dışında olamayacağını saptamış bir değerlendirme olan "Monizm" denir...
- Bunu bizim Türkler de anlayabilir mi?
- Anlayabildikleri ölçüde "var olurlar"; anlayamadıkları ölçüde de silinip giderler...
* * *
Bu kez Baba erenler sordu:
- Oğlum, pazar günü eğlenceli, hafif fıkralar üretmek üstüne konuşacakmışız gibi görünüp de, sonra beni hintyağı benzeri konulara neden çektin?
- Kusura bakma Baba erenler; bu "komünizm" konusunda dünya o kadar kazık yedi ki, bu kazığı da en iyi sen çıkarabilirsin diye düşündük...
- Ne diyorsun sanki çıktı mı kazık?
- Kendilerinin kazıkların üstünde yükseldiğini sananlar, o kadar çabuk çıkarmazlar o kazığı...
- Doğrusu yazık onlara...
- Yazık ki, yazık... Ama kazık da, hani ne kazık!..
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|