19 Ağustos 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



ABD mi, PBD mi?

     Geçen hafta ABD Dışişleri’nin koridorlarından birinde, üst düzeyli bir yetkili çevresindekilere aynen şöyle diyordu:
     "Ben işin çaresini buldum. Her sabah uyandığımda kendi kendime ‘Amerika’da darbe oldu’ diye hatırlatıyorum. O zaman bütün bu yaşadıklarımız anlamlı gelmeye başlıyor."
     Bu şakanın yansıttığı vehametin yabancısı değilim; Washington’daki işiniz, Bush yönetiminin politikalarını uygulayan bürokrasi ile sürekli teması gerektirince, bu bürokrasinin bir kesimindeki bıkkınlığı yakından izlemeniz de mümkün oluyor.
     Bıkkınlığın nedeni, yukarıda sözü edilen "darbe." Darbeci ise, Pentagon.
     Amerikan dış politikasını, büyük ölçüde, Bakan Donald Rumsfeld ve Pentagon’u yöneten sivil bürokrasi ile onların çizgisini paylaşan Başkan Yardımcısı Dick Cheney biçimlendiriyor. Kritik kararlar, bu "şahinler" tarafından alınıp uygulanıyor. Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, şahinler konsensusu ile uyuşmayan görüşleri sık sık etkisiz kalıyor.
     Afganistan ve Ortadoğu politikalarında, şu ana dek, daha ziyade "Pentagon Birleşik Devletleri" imzası var. Şahinlere ters düşen sesler kısık çıkıyor.
     Ancak son zamanlarda, bu durumu değiştirmeye niyetlenenler hareketli. Washington’ın ağustos uykusuna yattığı bu mahmur günlerde bile, "darbe" ortamına baş kaldıranların artık sadece "adı saklı" diplomatlar ile "liberal" damgalı medya ile sınırlı olmadığı dikkat çekiyor.
     Çok değil, üç hafta sonra, Amerikan politikasının çarkları yeniden son hızla dönmeye başladığında, Washington’ın dünyayı ilgilendiren kararlarında, PBD’nin mi, yoksa bir bütün olarak ABD’nin mi imzasının olacağı, bizim açımızdan, bugüne dek olduğundan daha da fazla önem kazanacak. Zira malum, gündemde Irak var.
     ***
     Irak konusundaki farklı seslere değinmeden önce, iç kamuoyundaki popülaritesi Başkan Bush’la yarışan, dıştaki popülaritesi ise, Başkan’ın çok ilerisinde olan Powell’a rağmen atılan dış politika adımlarından birkaçını hatırlayalım. Powell’ın uzun süre direndiği, Amerikan diplomatlarının hala homurdandığı işlerden bazıları şunlar:
     n Küresel ısınmaya karşı Kyoto Antlaşması’nın bir kalemde reddi,
     n Kuzey Kore ve İran ile diyalog arayışı sürerken, Bush’un, bu iki ülkeyi, Irak ile birlikte "şer eksenine" dahil edivermesi,
     n ABD’nin BM Nüfus Fonu’na mali katkısının, Çin’in kürtaj politikası bahane edilerek kesilmesi,
     n İsrail - Filistin meselesini ilgilendiren bir dizi kararda, Şaron hükümetine yakın şahinlerin son sözü söylemesi. Emekli general Anthony Zinni’nin arabuluculuk misyonunun durdurulması, Powell’ın ortaya attığı Ortadoğu Konferansı önerisinin askıya alınması, Bush’un, Ortadoğu barışında ilerlemeyi, Arafat’ın liderliği bırakması koşuluna bağlayan açıklaması vb.
     Powell’ın Pentagon ve Beyaz Saray şahinlerine rağmen kotardığı az sayıdaki politika adımları arasında ise, yakalanan Taliban savaşçılarına Cenevre Konvansiyonu kapsamında muamele yapılması ve Rusya ile yeni silah indiriminin, Senato onayına tabi bir antlaşmaya dönüştürülmesi var.
     ***
     Bakalım Irak konusunda ne olacak? En konuşkan sözcüsünü, Savunma Politikası Kurulu’nun başındaki Richard Perle’de, en yırtıcı kalemini ise New York Times yazarı William Safire’da bulan "Haydi, hemen savaş" cephesi, Powell gibi itidal yanlılarının seslerini kolayca bastırabilecekler mi? Yakınlarının deyişiyle, sonuçta kafasına yatmayan kararları "devlet terbiyesi" içinde uygulasa da, karar sürecinde her zaman kendi görüşünü ısrarla savunan Powell, acaba Irak’ta ağırlığını hissettirebilir mi?
     Sonuç getirir mi bilinmez ama, Powell’ın Irak’a karşı paldır küldür bir saldırı yerine, öncesi - sonrası iyi planlamış, hem ABD içinde iyi tartışılmış, hem de uluslararası düzeyde ittifak sağlamış bir hareket için kollarını sıvadığı kesin. Üstelik, bu kez bazı Cumhuriyetçi ağır topların desteği de arkasında.
     Şu gelişmelere dikkat edin:
•  Körfez Savaşı sırasında Baba Bush’un ulusal güvenlik danışmanı olan Brent Scowcroft, geçen hafta Wall Street Journal’daki yazısıyla, bu aşamada Irak’a saldırmanın, ABD’nin terörle mücadelesine destek veren uluslararsı koalisyonu çökerteceğini savundu. Eski Cumhuriyetçi dışişleri bakanlarından Henry Kissinger, Irak’la savaşın, ancak çok uzun süre orada kalmak göze alınıyorsa ve böyle bir müdahalenin meşru zemini uluslararası düzeyde hazırlanmışsa akıllıca olacağını, Washington Post’ta yazdı.
•  Powell, geçen hafta Kissinger’ı Dışişleri’ne davet etti ve İsrail - Filistin meselesi ile Irak konusunda, Bush yönetiminin politikalarını nasıl etkileyebileceğini danıştı.
•  Ağustos başında, Irak için toplanan Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde, Richard Lugar başta olmak üzere birçok Cumhuriyetçi, askeri harekatın gerekliliğini sorgulayıp, uluslararası desteğin şart olduğunda birleştiler.
•  Cumhuriyetçi Senatör Chuck Hagel, Powell ve sağ kolu Richard Armitage’ın, Başkan Bush’a, uluslararası destek olmaksızın Irak’a müdahalenin sakıncalarını ilettiklerini açıkladı. Hagel ayrıca, şahinlerin sık sık yenilediği, Saddam’ın yakında nükleer silah geliştirebileceği iddiasını, "CIA’in elinde böyle bir veri kesinlikle yok" diye reddetti.
•  Baba Bush döneminde dışişleri bakanlığı yapan Lawrence Eagleburger, "Saddam’ın kimyasal silah kullanma riski varken, mütteffiklerimiz bu işe karşıyken, neden şimdi Irak’a saldırmamız gerektiğini anlayamıyorum" deyiverdi.
•  Eleştiriler karşısında sessiz kalmayan Perle, Irak’a saldırmakta gecikmenin maliyetinin çok büyük olacağını söyleyince, Senatör Hagel, New York Times’da cevabı bastırdı: "Savaşa hızla girebilirsiniz de, aynı hızla savaştan çıkamazsınız. Halk risklerin ne olduğunu bilmek zorunda. Belki de Perle, Bağdat’a ilk girecekler arasında olmayı ister..."
     Bunları, şunun için yazıyorum: Evet, ABD’de Cheney, Rumsfeld, Wolfowitz, Perle, Feith, Rove vs. diye uzanan etkin bir şahinler grubu var ama, başkaları da var, ve sesleri giderek yükseliyor. Her ne kadar bazen, darbe olup bitmiş görünse de, ben, bu ülkenin, PBD olmaya daha direneceğini umanlardanım.
     
     ycongar@erols.com
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Bektaşilik ve Alevilik

Çetin ALTAN
Bir portre

Fikret BİLA
Baykal - Derviş görüşmesi

Yasemin CONGAR
ABD mi, PBD mi?

Abbas GÜÇLÜ
Bahçeli’yi sürpriz bekliyor

Hurşit GÜNEŞ
Siyasetteki parçalanma ekonomide de gözleniyor

Nail GÜRELİ
Devlette para yok ama millette çok!

Mehmet Y. YILMAZ
Yalanlar ve doğrular

Mustafa ÖZYÜREK
Naylon Holding

Hasan PULUR
Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti...

Derya SAZAK
Derviş Baykal el ele

Ece TEMELKURAN
Reisler izin verirse...

Osman ULAGAY
IMF’nin güvendiği adamlar neye yarıyor?

Güngör URAS
Buğdayı üreten ağlıyor spekülatör göbek atıyor

© 2002 Milliyet