
|


"Banu İçöz’üm dersem, yalan söylemiş olurum"
"Beni tanımayan birisi kitabın kahramanını ben zannederek okursa da buna bozulmam. Çünkü ben Banu İçöz’ü seviyorum"
AHMET TULGAR
Tuba Akyol gazetemizin genç kadın köşe yazarlarından. Bir ay önce ilk kitabı "Aşk Sıcak Yenen Bir Yemektir"i yayımladı. Bir süre Milliyet Pazar’da da serüvenlerini takip ettiğimiz kurgusal köşe yazarı Banu İçöz’ün üç gününü anlattığı bu eğlenceli kitapta Akyol, bir yandan modern kadının gündelik hayatının üzerinden dünyaya bakarken bir yandan da imkansız bir aşkın hikayesini anlatıyor.
Kadın yazarlar gündelik hayatlarını anlattıkları köşelerinde kendilerini mi yoksa olmak istedikleri insanı mı yazıyorlar? Bir sürü şey ele veriyorlar kendileriyle ilgili, sonra da bir kenara çekilip "Bu benim hayatım olmayabilir, bu sadece bir yazı" diyorlar. Okurla oynamış olmuyor musunuz böylelikle?
Ben oturup benimle hiç alakası olmayan birinin hayatını anlatsaydım okurla daha mı az oynamış olacaktım? İnsan ne kadar dürüst olmaya çalışırsa çalışsın, yazarken illa ki yalan söyler. Ben Banu İçöz diye bir karakter yarattım, yalanları o söylesin diye. Banu İçöz belki biraz da benim. Keşke bütünüyle ben olsaydım ama "Banu İçöz benim" dersem yalan söylemiş olurum. Asıl o zaman okurla oynamış olurum. Picasso’nun sergisinde bir kadın bir resme bakmış ve "Bu hiç balığa benzemiyor" demiş. Picasso da "Ama madam o balık değil, resim" diye cevap vermiş. Yani şöyle diyebilirim: Ama mösyö Banu İçöz ben değilim, bir roman kahramanı.
Kitapta yerleşik ahlaki değerler eleştiriliyor Tuba Akyol ve Banu İçöz birbirinden çok farklı karakterler değil. Aynı yaştalar, aynı mesleği icra ediyorlar. İkisi kolaylıkla karıştırılabilir.
Bu beni rahatsız etmiyor. Karışsın, ne yapayım? Beni tanımayan biri onu ben zannederek okuyorsa, buna bozulmam. Çünkü ben Banu İçöz’ü çok seviyorum. Banu İçöz olmayı da hakikaten isterim. Bu yüzden okur istediğini düşünebilir.
Banu İçöz tarzı kadın yazarlar gündelik hayatlarını çok önemli bulduklarından mı dönüp dönüp onu anlatıyorlar, yoksa bu hayattan başka bir hayat tasavvur edemedikleri için mi?
Ben hiçbir zaman Banu İçöz’ün yaşadıkları çok önemlidir diye düşünmedim. Banu İçöz de kitapta kendi hayatını çok umursamıyor bildiğim kadarıyla. Ama tabii ki onun yaşadıkları önemsiz değil, çünkü hayattan bir kesit bunlar. Kitapta bu kesit anlatılırken iletişimsizlik, önyargıların bilgiye dönüşmesi hali anlatılıyor, yerleşik ahlak eleştiriliyor. Bence bunlar önemli. Banu İçöz pek az insanın tasavvur edebileceği bir hayat yaşıyor, hayata klişeler dışında farklı bir açıdan bakıyor bence.
"Annemle babam ‘ayıp şeyler’ anlattığımı düşünmüyor" Belki erkek yazarlar cesaret edemedikleri için itiraf etmiyorlar ama kadın köşe yazarları yaptıkları işten çok rahatsız gibiler. Mesela Ayşe Arman sık sık uçağa atlayıp uzaklara gitmekten söz ediyor. Perihan Mağden köşe yazarlığı kurumunu sürekli eleştiriyor. Diğer taraftan bu kadınlar çok çalışıyor ve çok hırslılar. Banu İçöz de öyle. Peki, Tuba Akyol?
Banu İçöz köşe yazmaktan nefret ediyor. Tuba Akyol yazdığı köşe yazılarını derleyip roman yapıyor. Ben köşemden nefret etmiyorum ama çok da ciddiye almıyorum açıkçası. Yarın köşem olmaz, bir şey de olmaz. Basın dünyası ya da okur çok da acayip bir şey kaybetmiş olmaz yani.
"İleride bütün köşe yazarları birinci tekil şahısla yazacak" Tuba Akyol ve Banu İçöz yeni tip köşe yazarlığını mı temsil ediyorlar sizce, yoksa köşe yazarının çıkışsızlığını mı?
Köşe yazarı kendini yukarıda, ulaşılamaz, bilgisi ve yargısı sual olunamaz biri gibi tanımlarsa çıkışsızdır. Ben inanıyorum ki çok yakın bir gelecekte herkes birinci tekil şahıs yazacak. Kimse yukarıdan "Biz böyle düşünüyoruz, bu mesele böyledir" diye ahkam kesemeyecek. "Siz kimsiniz?" diye soracak okur. "Yazılarınızı ailece mi oturup yazıyorsunuz?" diye soracak. Bunu, ilk kadınlar başlattı. Kadınlar kendi hayatları üzerinden gördüklerini anlatıyorlar. Yani politikaya da öyle bakıyorlar, magazine de, sanata da. Kendi hayatları kendi bakış açıları neyse bunu da açık seçik, çekinmeden, kendilerini olduklarından daha fazla göstermeye çalışmadan "Ben şöyle düşünüyorum" diye yazıyorlar.
İş arkadaşların bozulmayacak mı bu kitabı okuduklarında? Mesela Mefaret Aktaş? Sürekli onunla gergin bir ilişkiyi ima ediyorsun. Ve o senin masa arkadaşın.
"Sürekli" dediğin koca kitapta sadece iki cümle. Bence bozulmayacaklar. Bozulmadılar. Banu işten öyle nefret ediyor ki işyerindekilerden nefret etmemesi absürd olurdu.
Onlar kendilerini ele verilmiş hissetmezler mi bu kitabı okuduklarında?
Hiç öyle bir şey yok bu kitapta. Hiç kimsenin sırrını ele verdiğimi düşünmüyorum. Köşe yazılarımda da böyle bir şey yapmadım hiç.
Bu kitabı annene babana hediye edebilir misin?
Ettim bile, hem de aynı anda okusunlar, kavga etmesinler diye iki tane hediye ettim.
Peki, onların sana karşı tavırları değişti mi, nasıl bakıyorlar şimdi sana? Onların gözlerinin içine bakabiliyor musun?
Tabii bakıyorum. Anlamadım. Annemle babam bu konuda çok rahatlar. Onlar benimle Banu’yu çok rahat ayırt edebiliyorlar. Beni çok iyi tanıyorlar. Dolayısıyla yazdığım şeyin ne kadarının hikaye olduğunu bildikleri için çok rahatlar. Neden onların gözünün içine bakamayayım?
Anneler ve babalar kamuoyuna ayıp hikayeler anlatan kızlarına kızmazlar mı?
Ben ayıp hikayeler anlattığımı düşünmüyorum ki. Annemle babam da öyle düşünmüyor. Bu hayatın içinde olan şeylere komik bir şekilde baktım. Sence neresi ayıp?
Mesela o şarkı sözleri.
Bence o sözler çok komik. Ben Boğaziçi Üniversitesi’nde kız yurdunda kaldım. O sözler çok gerçek, hayatta karşılığı var. Emin olabilirsin.
Neden Banu İçöz olmak istiyorsun, Tuba Akyol olmaktan memnun değil misin?
Tuba Akyol olmaktan memnunum. Ama Banu’nun karakterini seviyorum. Belki yarattığım bir şey olduğu için onun hayatının zorluklarına çok vakıf değilim. Onun umursamazlığını, kendi ahlakını kendisinin oluşturmasını seviyorum ben.
Tuba Akyol’un hayatı yazılsaydı bu kitaptan çok mu farklı olur?
Çok farklı olmaz. Ama farklı olur.
"Günümüz kadını ayakkabı derdi anlatılmadan yazılmaz" Bu kitabı gazetede yazdığın doğru mu?
Evet, burada yazdım. Perşembe ve cumaları sabahlıyoruz, senin röportajını bekliyoruz ya. Düşün, ben bu esnada bir roman yazdım.
Peki, bir ropörtajında dediğin gibi Deniz Alphan’ın kızmasından çekindin mi?
Yok ya, ben onu söylerken komiklik yapmıştım. Yoksa o hiç kızmadı. Bir de şaka gibiydi; bir kız oturmuş roman yazıyor.
Bir şey ekleyecek misin?
Evet. Kadın yazarlık dedin ya en başında, bu erkeklerin uydurduğu bir şey. Şimdi kadının gündelik hayatı diye bir şey çıktı, sanki bu yeni bir şeymiş gibi yapılıyor. Oysa her kitapta bir karakter, her karakterin de bir gündelik hayatı var. Eskiden de roman karakterleri uyanıp tıraş oluyordu. Şimdi de kadınlar kaşlarını alıyorlar. Bir kadının üç gününü nasıl anlatabilirim ki ben, onun ayakkabı derdini anlatmadan. Ama orada ayakkabı bir ambalaj, oyunun bir parçası. Banu da bu oyuna karşı.
PAZAR


Nişantaşı sokağa taşınıyor
"Oyunculukta korkacak bir şey yokmuş"
Görüntü yok ses var
Yeni başlayanlara Televole rehberi
Telif haklarının peşinde
"Banu İçöz’üm dersem, yalan söylemiş olurum"
Bu yazın moda içeceği votka
Boğaz’ın "sade" mekanı
Hazir miyuz?
YENİ... YENİ... YENİ...
DVD / Selim BOY
Bodrum’da Giritli "Ayşe hanım"
Erkekler, bilmiyorsanız öğrenin!
Avrupa yolunda (2)
Neden buradasın?
Kulüplerde yasakçılık, havuzlarda yağcılık çekilmiyor
"Türk Mitolojisinin Anahatları"
Defne’nin hayvanları
Bir defalık bir sohbet
SAYFA BAŞI

|
|

|