
|


Avrupa yolunda (2)
Avrupa Birliği’ne girdikten sonra o rengarenk kalabalık içinde erimeyecek bir politika izlemeliyiz. Oysa bugünkü politik kadro ve bürokratlarla böyle bir tavrı yürütmemiz hayli zor
Bugünkü Avrupa artık o 1960’ların gizemli ve muhteşem mazisi olan güzeli değil; hele Almanya’nın bünyeye dahil ettiği ve edeceği kendi kültürel sahası olan Orta Avrupa ve Balkanlar’dan sonra pek de şık bir seyahat grubuna katılmayacağımızı bilmeliyiz. Çok insanın gözden kaçırdığı bir gerçek var: Türkiye de 1960’ların kırsal, fakir ülkesi değil. Kırk yılda önemli bir burjuvazi ortaya çıktı. Orta sınıfların eğitim seviyesi ve dünya görgüleri arttı. Artık dünyanın kıyısında değil, merkezinde kavga ediyoruz. Sorunlarımız dağ gibi yığılmış ama başardıklarımız da dağ gibi. Bu nedenle birliğe girdikten sonra biz de bu rengarenk kalabalığın içinde erimeyecek bir politika izlemeliyiz, oysa bugünkü politik kadroları ve hele yarım yamalak yetişmiş gayrı ciddi bürokratları nitelikçe değiştiremezsek, böyle bir tavrı ve politikayı zor götürürüz.
En çok dikkat edeceğimiz konu eğitimdir. Avrupa, eğitimi gerileyen ve çözülen bir kıta. Bunu politikacılar da eğitimciler de itiraf etmek ne kelime, haykırıyorlar. Ama yine bir çözüm gelmiyor. Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonraki bilinçsiz sosyal demokrat politikalarla kuvvetli lise eğitimi cıvıdı. Üstüne neo-liberal politikalarla üniversiteler de berbat edildi. Bilhassa sosyal ve beşeri bilimler gibi mazide Avrupa’nın beşeriyete hediyesi olan dallar törpülendi. Garip ilkeler konuyor; bütçe kısıntıları teşvik ediliyor. Türkiye bu ortak politikalara ve havaya uyarsa yeni kurulan başarılı üniversitelerine çok yazık olur. Beğenin veya beğenmeyin, İngiliz üniversiteleri haricinde bu kıtada Boğaziçi yok, ODTÜ, Galatasaray, Bilkent, Gülsüm Sağlamer gibi rektörler ve arkadaşlarının ıslah ettiği İTÜ yok. Türkiye onlarca yıl öncesinden, ABD ve İsrail gibi ülkelerin yüksek öğrenim kurumlarını model alarak ıslahata başladı. Meyvelerini de devşirmekte. Bu nedenle eğer şimdi yanaştığımız camianın yüksek öğrenimi ile benzeşirsek vay halimize; ancak "decadence" yani inhitatı taklit ederiz.
Tarih ve hukuk bilmek gerek Buna karşılık lise eğitimimiz 1950’lerden itibaren sahip olduğu eski Avrupa düzeyinden çok şey kaybetti. O konuda da ciddi reformlar yapmamız gerekir. Gerçi bütün dünyada orta eğitimde çöküş var; ama bu Milli Eğitim Bakanlığı’yla biz ne Avrupa’ya ne de Asya’ya gidebiliriz.
Çok ciddi olmamız gereken bir döneme girdik. Eskisinden daha etraflı düşünmek, tedbirler almak zorundayız. TBMM’de süratle geçirilen uyum kanunları ileride hukuk tekniği yönünden başımıza çok işler açabilir. Oturumlarda bu gözlendi; bir muhterem YTP’li milletvekili Vakıflar Kanunu’nun lehinde konuşuyordu, savunmasını temellendirdiği tarihi bilgiler vahim hatalar içeriyordu. Avrupa’da hukukçular çok iyi tarih ve hukuk tarihi bilir. MHP’li bir muhterem milletvekilimiz Yahudi, Ermeni ve Rumlardan söz ediyordu. Bu üç topluluğun tarihimizdeki konumunu bilmiyor; belli ki seçim bölgesinde her üç cemaatten de kimse yok.
Etnisite, azınlık vs. konularında bu kadar ezbere politika yapamayız. Çünkü Avrupa kıtası başta Germanik grup ve Macarlar olmak üzere yakın gelecekte aziz ülkemizi bu konularda hırpalamaya hazırlanıyor. Bu çekişmede hukukumuzu savunmak için bilmek zorundayız. Karşı görüşlü gruplar ezbere konuşuyorlar. Patrikhane’den Vatikan çıkmaz, çünkü Ortodoksi Katolisizm değildir. Parçalanmış bir dünyadır. Slavlık bu dünyaya hükmetmeye çalışıyor. Öte yandan bazı safdiller gibi Fatih Kaymakamı’na bağlı bir Patrikhane’den söz etmek de gülünçtür. Universal (cihanşumul) bir imparatorluğun istesek de istemesek de varisi olan bizler; ecdadın kurduğu idarenin ustalığını öğrenmek ve izlemek zorundayız.
Ortak yön Amerika Kocaman bir kıta; İskandinavyalıyla Almanın, İtalyanla İspanyolun ne kadar birbirine benzemediği açık. Avrupalı kim? Göteburg’lu mu, Sicilyalı mı; Yunanlı mı İngiliz mi? İspanya’nın köylüleri kuzey ülkelerinin hayatlarına getirdiği refaha "evet" ama hayat tarzına şiddetle "hayır" diyorlar. Bizim önce kültürel envanterimizi çıkarıp kimliğimizi saptamamız lazım.
Bugünkü Avrupa kıtasının kültüründeki ortak yön artık maalesef Yunan-Latin kültürü değildir, o geriledi. Ortak yön sadece Amerikan tarzı hayat, giyim ve yemektir; ama Amerikan bürokrasisinin esnekliği, işletmeciliğinin yaratıcı yönleri Avrupa’ya topallayarak girmeye çalışıyor ve doğrusu pek de giremiyor.
Orta Avrupa ve Balkan ülkeleriyle birlikte AB üyesi olmak; sanıldığı gibi çok eğlenceli değil, sıkıntılı safhalar yaşatacaktır. Ne bu ülkelerin yaşlanan nüfus yapıları ne olmayan dinamizmleri ve de işletmecilik alanındaki intibaksızlıklarını göz önüne almadan bu arkadaşlarla geleceğe mutlu bir yolculuk yapacağımızı düşünmemeliyiz.
Avrupa Birliği’ne giderken en önemli zenginliğimiz genç nüfusumuzdur; üstelik eğitim alanındaki sonsuz sorunlarımıza rağmen Türkiye nüfusunun üçüncü dünya ülkelerine göre eğitimli olduğunu unutmamalıyız. Bu nüfusu böyle birliklerin içinde dengesizce harcamaktan kaçınmalıyız. Zaman daha ne gibi sorunlar çıkarır bilinmez ama ülkelerin geleceği için çizilen bu gibi planlar, ev değiştirmeye veya düğün yapmaya benzemez. Tarihimizi düzeltilmesi zor hatalarla inşa etmekten kaçınmalıyız. Heyecan değil; düşünmek, planlamak lazımdır.
PAZAR


Nişantaşı sokağa taşınıyor
"Oyunculukta korkacak bir şey yokmuş"
Görüntü yok ses var
Yeni başlayanlara Televole rehberi
Telif haklarının peşinde
"Banu İçöz’üm dersem, yalan söylemiş olurum"
Bu yazın moda içeceği votka
Boğaz’ın "sade" mekanı
Hazir miyuz?
YENİ... YENİ... YENİ...
DVD / Selim BOY
Bodrum’da Giritli "Ayşe hanım"
Erkekler, bilmiyorsanız öğrenin!
Avrupa yolunda (2)
Neden buradasın?
Kulüplerde yasakçılık, havuzlarda yağcılık çekilmiyor
"Türk Mitolojisinin Anahatları"
Defne’nin hayvanları
Bir defalık bir sohbet
SAYFA BAŞI

|
|

|