20 Ağustos 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




"Türk Mitolojisinin Anahatları"

     Yunan ve Roma mitologyası, bize insan soyunun yüzyıllar önce neler düşünmüş, neler duymuş olduğunu gösterir. Böylece, doğayla ilişkilerini son derece azaltan uygar insandan çıkarak doğayla kucak kucağa yaşayan insana varabiliriz. Mitologyayla ilgilenişimizin asıl nedeni de budur belki: Dünya gençtir; insanlar, doğanın ortasında, toprağa bağlıdırlar, günlerini ağaçların, denizlerin, tepelerin, çiçeklerin arasında geçirirler. Gerçekle gerçekdışı pek ayrılmamıştır daha; korularda dolaşan delikanlılar, ağaçlar arasında ansızın bir nymphe’ye rastlarlar, durur bir kaynağa eğilen genç kızlar sularda bir naiad’ın yüzünü görüverirler...
     "Ama ilkel insanın durumuna şöyle bir göz atınca, bu ‘duygululuk balonu’ hemen sönüverir. İster şimdi Yeni Gine’de yaşamakta olsun, isterse yüzyıllar önce yaşamış olsun, ilkel insan korularda dolaşırken nymphe’lere, naiad’lara değil, korku’ya rastlamış, mutluluk, sevinç değil, ürküntü duymuştur. O korku’dan kurtulmak için de büyü yapmış, soydaşlarının kanını akıtmıştır çoğu kere."
     * * *
     Yaşar Çoruhlu’nun "Türk Mitolojisinin Anahatları" (Kabalcı Yayınevi) kitabını okurken, Edith Hamilton’un yukarıya aktardığım sözlerini hatırladım.
     Yunan mitologyası gibi, Türk mitologyasının temelinde de, doğa olaylarını açıklamak çabası olduğu kadar bu korku da yatıyor.
     Korkular içindeki insanoğlu, kendini daha da korkutacak doğaüstü varlıklar yaratmıştır. Kitaptaki Şamanist Mitoloji bölümünde anlatılan Ölüm Tanrısı Erlik’i tanıyalım:
     "Erlik’in başında yer aldığı kötü ruhlar zümresi insanlara her türlü kötülüğü, hastalığı ve ölümü getirirler. Bunlar daha ziyade korkunç şekilli yaratıklar ya da cinlerden meydana gelir. (...) Erlik... insanlardan kurbanlar ister. Bu kurbanlar verilmediği takdirde, öldürdüğü insanların canlarını yakalayarak yeraltı dünyasına götürür ve kendisine köle yapar. (...) Gözleri ve kaşları kara, çatal sakallı, yaban domuzuna benzeyen azı dişli, kara ve kıvırcık saçlı, kara renkli bir ata ya da öküze binen, yılan kamçılı, kana benzer parlak yüzlü bu kötülük ilahı..."
     Erlik’in dışındaki "karanlık güçler" de bu ölüm tanrısını pek aratmıyor.
     Bütün mitologyaların başlangıcında yer alan korku zamanla törpülenmiş, yerini daha insancıl açıklamalara bırakmıştır. Çoruhlu’nun kitabında da bunu gördüm. Karanlık, kasvetli bir başlangıç aydınlık, sevimli "mythosölar izlemiştir.
     * * *
     Yine Hamilton’ın görüşüyle, çağdaş mitologya anlayışına göre, gerçek bir "mythos"un dinle doğrudan ilgisi olamaz, asıl ilgisi doğayla kurulmuştur. Yunan mitologyası bunun sayısız örnekleriyle doludur. Olympos’lular insanların, hayvanların, ağaçların, çiçeklerin, güneşin, ayın, yıldızların, fırtınaların, depremlerin nasıl olduklarını açıklayan birer araçtırlar aslında. "Türk Mitolojisinin Anahatları"nda da görülüyor bu. Ama dinsel temeller, başka ulusların mitologyalarına göre daha ağırlıkta.
     Mitologyayı okul sıralarından beri hep sevdim. Sadece bilimin değil, edebiyatın kaynaklarını da buldum onlarda. Yaşar Çoruhlu’nun kitabı dağarcığıma renkler kazandırdı. Siz de mitologyaya düşkünseniz, ama sadece Odysseus’un, Andromakhe’nin, Orpheus’un serüvenlerini biliyorsanız, kitabı okuyunca Umay’ı, Ay Çörek’i, Talay Kan’ı da tanıma olanağını bulacaksınız.
     
BİR DAKİKA ARA
     Yaratılış Destanı
     Yaşar Çoruhlu’nun "Türk Mitolojisinin Anahatları" kitabında yaratılışla ilgili mythos’lar da yer alıyor. Bunlardan biri Altay kökenli. Çoruhlu, Verbitskiy’in derlediği yaratılış destanından bir bölümü B. Ögel’in "Türk Mitolojisi" kitabından aktarıyor:
     Dünya bir deniz idi, ne gök vardı ne bir yer!
     Uçsuz bucaksız sonsuz sular içreydi her yer.
     Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak,
     Uçuyor arıyordu katı bir yer, bir bucak.
     ........
     Denizden çıkan bir taş fırladı çıktı yüze,
     Hemence taşı tuttu, bindi taşın üstüne!
     ........
     Göklerin emri ile bulunca Ülgen durak,
     Artık vakti gelmişti, gökleri yaratacak!
     ........
     Bir Ak-Ana var idi, yaşardı su içinde,
     Ülgen’e şöyle dedi, göründü su yüzünde:
     - Yaratmak istiyorsan sen de bir şeyler Ülgen,
     Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren!
     De ki hep "yaptım oldu", başka bir şey söyleme!
     Hele yaratır iken "yaptım olmadı" deme!
     ........
     Ülgen yere bakarak "Yaratılsın yer!" demiş,
     Bu istek üzerine denizden yer türemiş.
     Ülgen göğe bakarak "Yaratılsın gök!" demiş,
     Bu buyruk üzerine üstünü gök bezemiş.
     



 PAZAR


Nişantaşı sokağa taşınıyor
"Oyunculukta korkacak bir şey yokmuş"
Görüntü yok ses var
Yeni başlayanlara Televole rehberi
Telif haklarının peşinde
"Banu İçöz’üm dersem, yalan söylemiş olurum"
Bu yazın moda içeceği votka
Boğaz’ın "sade" mekanı
Hazir miyuz?
YENİ... YENİ... YENİ...
DVD / Selim BOY
Bodrum’da Giritli "Ayşe hanım"
Erkekler, bilmiyorsanız öğrenin!
Avrupa yolunda (2)
Neden buradasın?
Kulüplerde yasakçılık, havuzlarda yağcılık çekilmiyor
"Türk Mitolojisinin Anahatları"
Defne’nin hayvanları
Bir defalık bir sohbet


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet