20 Ağustos 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Hayat atölyesi

     MURATHAN MUNGAN

Sen geçerken sahilden sessizce
     Geçtiğimiz cumartesi, arkadaşım Naim Dilmener’in Açık Radyo’daki "Dünya Dönüyor" programının canlı yayın konuğuydum. Türk popunda sevdiğim şarkıları çaldım. Değil bir programa, birkaç programa sığmayacak kadar çok şarkı vardı kafamda. Ama ben, Türkiye’nin "modernleşme projesi" bağlamında hafif müzik alanında işaret noktası sayılabilecek kimi dönemeçlerin şarkılarıyla yetindim. Bu şarkıların üzerinden Türkiye’deki gelişmeler üzerine konuşmayı seçtim.
     Çocukluğumun, yeniyetmeliğimin anılarının karşılık düştüğü yıllar, aynı zamanda Türkiye’nin ciddi anlamda değişim geçirdiği, kabuğunu zorladığı dönemlerdi. Fikret Kızılok’un "Gözlerinden Bellidir"inden Timur Selçuk’un "İnme"sine kadar o günlerin şarkılarının, ruh ve duygu dünyamızın haritasında kendilerine nasıl yol açtıklarını birlikte anımsadık. Sonra şimdilerde kimselerin pek anımsamadığı Gönül Turgut’u çaldım.
     Orhan Atasoy’un "Gemiler"ini çaldım elbette. Anımsayanlarınız olacaktır. Orhan Atasoy bu tek şarkısıyla tanınmıştı. Klip çekiminin bu denli yaygın olmadığı dönemdi. Umur Bugay’ın bu şarkıya çektiği klipse tek ve uzun bir plandan oluşuyordu: Soldan kadra giren bir kadın, bir yandan yürüyüp bir yandan soyunurken, rıhtımda, arka planda çeşitli insanlar, tipler, figürler görülüyor, sonunda peruğunu da çıkardığında, kadının aslında erkek olduğu anlaşılıyordu. Klipteki bu erkeği, bizim ne zamandır görmediğimiz arkadaşımız Necdet oynamıştı.
     Necdet ile o zamanki kız arkadaşı Tezel’i, yıllar önce bir tatil sırasında Bodrum’da tanımış, çabucak kaynaşmıştık. Tezel, "Bizim Köy" romanıyla köy edebiyatının önünü açan Mahmut Makal’ın kızıydı. Birçok ortak dostumuz vardı ve Ankara’ya döndükten sonra da arkadaşlığımız sürdü. Necdet, Aşağı Ayrancı son durakta Rus Konsolosluğu’nun hemen yanında bir arkadaşıyla birlikte bodrum katındaki, bir "bekâr evi"nde kalıyordu. O arkadaşı, aynı tarihlerde "Birikim" dergisine yazdığımız Mahmut Mutman’dı. Althusser, politika, felsefe konuşurduk.
     Evle aramın iyi olmadığı zamanlardı; bilirsiniz işte, "gençlik yılları"! Kısa bir süre onların evinde kaldım, "Osmanlıya Dair Hikâyat"ın bazı "kıssa"larını orada yazdım. Anılarımda özel bir yeri vardır o evin, o günlerin...
     Necdet’le zaman zaman karşılaşıp ayaküstü konuştuk. Mahmut’u ise yıllardır görmüyorum. Ama biliyorum: Kalbimin gençliğindeler.
     "Gemiler"i çalarken yüzlerce görüntü uçuştu gözlerimden. Müziği Ercüment Vural ile Orhan Atasoy’a ait olan bu şarkının daha sonra Zerrin Özer, Teoman tarafından "coveröları da yapıldı: "Sen geçerken sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice..."
     
ARA KAHVE’DE ARKADAŞLARLA
     Galatasaray’da Ara Kahve’de ıspanaklı saray katmeri favori yemeğim! Benim gibi bir ıspanak delisi olup üstelik hafif mayhoş tat sevenler için ideal bir yemek. Üstelik çok da hafif. Aklınızda bulunsun!
     Benim bir ıspanak, semizotu delisi olmam kimseyi ilgilendirmeyebilir ama "ıspanak" deyince akla ilk gelen "Temel Reis"in Türkçe’ye "Safinaz" diye çevrilen sevgilisine benzetilen ve bütün Amerika’da böyle anılan Joyce Carol Oates’in Adam Öykü dergisinin son sayısında yayımlanan "Kehanet" adlı öyküsü sizin ilginizi çekebilir. Aynı sayıda, Alev Bulut’un "Joyce Carol Oates’un Öykü Dünyası" başlıklı güzel bir değerlendirme yazısı var. Türkçede "Marya, Bir Hayat", "Kara Su", "Amerikan Damak Zevki", "Lanetlilerögibi kitapları yayımlanan ve Amerika’nın en çalışkan yazarlarından biri olarak bilinen Oates, sürekli yazıyor olmanın kendini hep aynı yerden tekrar etmek olmadığına değgin iyi bir örnek sayılabilir.
     Ara Kahve’de arkadaşlarla otururken yan masaya fotoğraf sanatçısı Mehmet Werner geldi. Werner, Almanya’da da tanınan bir fotoğrafçımız. Max Dergisi’nin benimle yaptığı çekimlerde birlikte çalışmıştık. Werner, Ayşe Arman’la yaptığı siyah - beyaz çekimlerin erkek karşılığını benimle çalışmak istediğini söyler durur hep. Ee, tabii adam, güzelden anlıyor ne de olsa!
     Mehmet Werner, yan masaya oturduğunda, makinesini çıkardı, beni habersiz çekmek istediğini anladım. Çantamdan kendi makinemi çıkardım ve aynı anda silah çeker gibi birbirimize makinelerimizi doğrulttuk. Sonuç üstte: Bir yazarın faka bastırdığı fotoğrafçı!
     Bu arada o gün masadaki arkadaşlarımdan Mert Özmen romanını bitirmek üzereymiş. Mert, benim haftanın üç beş gününü birlikte geçirdiğim yakın bir dostumdur. Yıldırım Türker, Barbaros Altuğ, Naim Dilmener, Mert’in romanını sırayla okumuşlar. O gün dosya, bir başka arkadaşımız olan Bilal Dede’ye geçti.
     
BİR DİYALOG NEDENİYLE
     Bir kafede iki kişi konuşuyorlar. Biri, diğerine soruyor: "Elif Şafak’ın ‘Bit Palas’ını okudun mu?". Diğeri, kendini beğenmiş bir tonla yanıtlıyor: "Ben, medyatik yazarları okumuyorum." Bunun üzerine diğeri, "Peki Hasan Ali Toptaş’ı okudun mu?" diye soruyor. Bu sefer de kendi tanımadığı biri zaten değmezmiş gibi yanıtlıyor: "O da kim? Hiç duymadım!"
     Kendini edebiyatın sahibi ve ölçütü sanan, gürültüsü çok ama Allahtan sayısı az böyle bir okur cinsi var ortalıkta.
     Az duyulsalar da, çok duyulsalar da Elif Şafak da, Hasan Ali Toptaş da mutlaka okunmaları gereken iyi yazarlar.
     "Bin Hüzünlü Haz, "Gölgesizler", "Kayıp Hayaller Kitabı", "Sonsuzluğa Nokta", "Ölü Zaman Gezginleri" kitaplarıyla edebiyatımızda kendine ait özgün bir alan açan Hasan Ali Toptaş, menajer olarak Barbaros Altuğ ile çalışmaya başladı ve geçtiğimiz hafta İş Bankası Kültür Yayınları’na geçti. Toptaş, bu kez de adı çok duyulacağı için okunmayabilir!
     Bu arada Erendiz Atasü’nün de Can Yayınları’na geçtiğini duydum. Telefonla aradım, tatile çıkmış.
     Süreyya Berfe’nin ve Seyhan Erözçelik’in yeni şiir kitapları çıkıyormuş. Her ikisini de heyecanla bekliyorum. Seyhan Erözçelik, kitabının bir bölümünü internet üzerinden göndermiş bana. Çok güzel şiirler var. Reklam yazarlığı yapıp şair kalmayı başarmış çok az insandan biridir Seyhan Erözçelik.
     
VİZYON DEKORASYON
     Dergi ağustos sayısında "Bir Randevu" köşesini benimle gerçekleştirdi. Herhalde Türkiye’de benden başka hiçbir yazar, aylık dekorasyon dergilerini benim kadar sadakatle izlemiyordur.
     Maksim Gazinosu’nun önündeki büfeden aylık dergileri toparlarken bir baktım, "Veranda" diye bir dergi... Düşünün adı "Veranda" olan bir roman yazdığınız günlerde, raflarda bir şaka gibi gülümseyen bir dekorasyon dergisiyle karşılaşıyorsunuz. Hafiften burulmadım değil. Alıp hemen yayınevim Metis’e götürdüm, "Kapağa bunu basalım," diyerek. "Zaten aylık dergiye döndüm."
     
SAKLI KALMIŞ GİZLİ "HİTöLER
     Programda, Türk popunda gizli kalmış hit parçaları andım. Orhan Atasoy’un okuyuşunda ise bir daha asla tekrarlanamaz olan bir naiflik, bir kırılganlık, bir "dönem okuyuşu" var. Bugünden bakıldığında, "Gemiler"in yer aldığı "Yanmışız" albümündeki diğer şarkılarda, aynı etkiyi görmek mümkün değil. Taner Öngür, Fahir Atakoğlu, İskender Paydaş, Fuat Güner gibi isimlerin albümdeki varlığına ve parçaların müzikal kalitesine karşın, çabuk eskimiş bir dönem duyarlığının albümü olarak kalmış.
     Aşağı yukarı aynı dönemde yapılan Seyyal Taner’in "Nanay" albümünde "Neler Oluyor" diye bir şarkı vardır. Orhan Atasoy’un da çalanlar arasında olduğu bu şarkı, tıpkı "Gemiler" gibi kayıp bir şarkıdır. Bu albümde yer alan "Hayal Oldu" adlı bir diğer şarkı da, Atasoy’un albümündeki kimi şarkılar da, altına hep aynı ritmlerin döşendiği bugünkü bir örnek müzik dünyasının şarkılarının duygusundan ve icrasından çok farklıdır.
     Belki de bu şarkıları, yeniden düzenlemek yerine o zamanki halleriyle bir araya getirip dönem toplamları halinde CD’lere aktarmak ve bellek tazelemek gerekiyor.
     
MEHMET GÜRELİ’DEN YENİ ALBÜM: "ODAMDA YOLCULUK"
     Umay Umay’ın albümünden sonra, farklı bir müzik anlayışının şarkılarını dinlemek isteyenler için, ikinci albüm Mehmet Güreli’den geldi. Başkalarının şarkılarını söylemek yerine, kendi müziğini yapmayı seçenleri sevenlerin ilgisini çekecek bir albüm... Güreli’nin daha önce çeşitli aralarla, "Vapurlar", "Cihangir’de Bir Gece", "Yağmur" adlı albümleri yayınlanmıştı.
     Tahmin edersiniz ki, "Odamda Yolculuk" adı, "Oda, Poster ve Şeylerin Kederi" diye kitap yazmış bir şairin - özel olarak - hoşuna gidecek bir ad.
     Kültür dünyamızın ilginç, renkli kişiliklerinden biridir Mehmet Güreli. Onu, ilk kez yıllar önce Arnavutköy’de Kedi Bar’da dinlemiştim. Gitar çalıp şarkı söylüyordu. Sonra, yayımcı olarak Nisan Yayınları’nda birbirinden güzel kitaplar yayımladı, kısa film çekti, öyküler yazdı... Etiketlendirmelere aldırmadan canının istediğini yapan biri olması, sanata olan heyecanını yeniyetme bir oğlan çocuğu gibi hep diri tutması hoşuma gidiyor. Son zamanlarda yoğun biçimde resim yapmaya başladı, sergiler açtı. Aynı zamanda komşum olan Güreli, albümünü bile mahallemizin ilginç şarküterisi olan "Antre"ye bırakmış. Cihangir’i bu yüzden seviyorum. Her sokağa çıkışımda esnafla selamlaşmak güven duygusu veriyor bana, bir mahallede yaşadığımı hissediyorum.
     Geçen yaz evine gittiğimde, hikayesi, öykülerimdeki kadınlarınkine benzeyen bir resmini hediye etmişti bana Mehmet Güreli. Şimdi duvarımda duruyor.
     Albümün bütün şarkı sözlerinde Görkem Yeltan imzası var. Gösterişçi duyarlıklara, iri laflara yaslanmadan kendi özel dünyasını kurmuş balad tadında sözler bunlar. Bu arada piyanoda Tolga Özdemir’den tenor saksafonda Tahsin Ünüvar’a albümde çalanların başarısını anmadan geçemeyeceğim.
     Kayıtta vokalin biraz geride kalmış olmasına itirazım olabilir. Her ne kadar bu biraz Güreli’nin tercihi ise de, öncekilere göre melodisi daha çok öne çıkan bu şarkılarda vokali biraz önde duymak istiyor insan...
     
YENİ ROMANLAR
     Adam Yayınları’ndan Turgay Fişekçi, Yaşar Kemal’in "Bir Ada Hikâyesi" başlıklı üçlemesinin sonuncusunun sonbaharda yayımlanacağını söyledi. Anlaşılan, Yaşar Kemal yıl boyu listelerde kalacak. Üçlemenin hepsi yayımlandıktan sonra, romanları okumaya başlamayı bekleyen okur için iyi bir kış olacak.
     Ahmet Altan’ın büyük bölümünü Amerika’da iken yazdığı yeni romanının da sonbaharda yayımlanması bekleniyor ve anlaşılan o güne kadar bir değişiklik olmazsa, bu kitabı da Can Yayınları’ndan çıkmış olacak.
     Haftalar önce bu sayfada "2002 roman yılı oluyor" diye yazdığımda, herhalde kimse yoğunluğun bu kadarını tahmin edemezdi.
     
     
     Yazara e-mail
     
     



 KÜLTÜR & SANAT


Melül bakışlı öfkeli adam
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Dişiliğin kitapları
"Her seyahatim bir aşk macerası"
Barbar Kherae!
Tekrar merhaba
Soyut ve gerçek karması
Edinburgh’da olmak vardı...
"Hepimize yetecek kadar alkış var!"
Bari biz bağrımıza basalım!
Türk popu onunla gurur duyuyor!
"Medyatik şımarıklardan sıkılmadınız mı?"
Pentagon’un sansürlediği film
Post - televole zamanları
New York nefret tarihini sevmedi
İnsanın derin çaresizliği
Naylonun perde arkası
Sanatçılar "Kooperatif"i
Fren balatasından heykel
Son durak İstanbul
Foça’da 4 gün 4 gece
"Neşeli yazıyorum kasvetli oynuyorlar"
Şeytanın avukatı
Duyduk duymadık demeyin!
Korku adasında şenlik
Çağdaş Külkedisi masalı
Hadi gülümse
Hayat atölyesi
İranlı kadınların Internet günlükleri
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet