22 Ağustos 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Bir defalık bir sohbet

Biliyorum ki Aranthani ile bugünküne benzer sohbetleri bir daha yapmayacağız kolay kolay. Gerek olmayacak çünkü...

     WASHINGTON

     Dünyanın küçüldüğünü söyleyenlere bakmayın siz. Dünyayı değiştirmek kararı kolay verilecek bir iş değil.
     Amerika, dünyasını değiştirenlerin ülkesi.
     Yüreklerinde bohçaladıkları dünyalarıyla bu kıyılara gelenler, dillerini, dualarını, düğünlerini de getiriyorlar tabii. Ama hep o eski dünyanın yemekleri pişse de evlerinde, o eski dünyanın şarkılarıyla büyütseler de çocuklarını, o eski dünyanın tanrılarına inanıp o eski dünyanın düşlerine yatsalar da her gece, biliyorlar ki dönüş yok onlar için. Bohçalarını ortalığa açıp saçmalarına bir şey demiyor Amerika. Renklerini, kokularını, seslerini değiştirmeye yeltenmiyor. Biliyor ki, kolay kolay dönmeyecekler. Biliyor ki, kaldıkça dünyaları da dönüşecek nasılsa.
     Arathani iki dünya arasında bir kadın. Camgöbeği, menekşe, safran renklerinde ipek sarilerle geziyor Washington sokaklarında. Yetmişlik kara gözlerine kalın kalın sürme çekiyor. İki kaşının ortasından onu ötelere bağlayan kırmızı noktası; yaz-kış çorapsız, tırnakları kınalı, parmaklarına sıra sıra gümüş halkalar geçirilmiş ayakları; beyazları tel tel değil, yol yol beline akan siyah saçları var.
     Bir öğle yemeğinde "Kaç yıllık Amerikalısın sen?" diye soruyorum Arathani’ye. Dağarcığı Amerikan, aksanı alt kıtanın İngiliz kolonisi olduğu günlerden kalma diliyle "Çok uzun zaman oldu, çok çok uzun bir zaman... (It has been a long time, way too long)" diyor. "Gereğinden uzun" demeye getiriyor yani.
     Yaşına sitemli desem, değil; sürmelerinden biliyorum ki, yetmiş daha yolun yarısı onun için.
     Mumbai’yi özlüyor desem, her yıl gidip gördüğü, istediği kadar kaldığı şehir.
     Dünün dostlarının, memleket toprağının hasretinden ziyade, kendisiyle Arathani’nin cebelleşmesi. Gidip yeniden Mumbai’ye yerleşse bile, bir daha eski dünyasına dönemeyeceğini bilmek, ona "çok uzun zaman oldu" dedirten. Sarilerinden vazgeçmese, körilerini hiçbir başka yemeğe değişmese, aynı aksanla konuşsa da bunca yıldır, dünyasını çoktan değiştirdiğine gücenik.
     "Senin en çok neren Amerikalı Arathani?"
     Gülüyor, işaret parmağıyla şakağına vuruyor tıp tıp tıp.
     Kocası ve kocasının kardeşleriyle birlikte işlettikleri lokantanın mutfağa yakın masalarından birinde, önündeki açık çaydan bir yudum daha alıp "İşim, evim, arabam... Hayatın çalışmak ve kazanmak üzerine kurulabileceğine inanabilen kafam. Bu kafayla yetiştirdiğim iki oğlum..." diyor.
     Oğullarını biliyorum. İkisi de gözlerini Arathani’den almış iki yağız adam. Kaliforniya’dalar şimdi. Biri yazılımcı, biri yazar. Yazılımcı olanın birlikte yaşadığı Fransız kadından bir kız çocuğu var. Yazar olanın "kocam" dediği bir erkek sevgilisi.
     "Nasıllar, gelmiyorlar mı yakında?"
     "Şükran Günü’nde gelecekler yine. Bu kez herkes, kimi varsa getirecek" deyince anlıyorum ki, Arathani bastırmış, oğlu ve oğlunun "kocası" adına kendi kocasının hakkından gelmiş.
     Gülüyor yine: "Şükran Günü’nde hindi beklemesinler benden. Kuzulu biryani yemeye razılarsa gelsinler."
     Sanki daha az önce, hep de biryani yememişim gibi, ağzımı şapırdatınca "Bir gün hep birlikte gelin de, evde size daha güzelini yapayım. Lokantada baharatı az pişiyor her şey, ben de artık karışmıyorum" diye söyleniyor. Suskunlaşıyor.
     "Çok uzun zaman oldu da, ondan mı?" diyecekken tutuyorum kendimi.
     Çaylarımız bitince, incecik kolları ve benden kısa boyuyla kucaklıyor beni. Ne zamandır, masanın üzerinde, araba koltuğunun içinde mışıldayan kızımın burnuna dokunuyor parmağıyla. "Git " diyor, "Sen de kocana pilav, köfte, bir şeyler pişir."
     Lokantadan buruk ayrılıyorum.
     Tanıdığım nice Amerikalıdan ve herhalde tanımadığım nice Hintliden daha mutlu bir kadın Arathani; yine de yıllar önce değiştirdiği dünyasında, dünyasız kalmış gibi hali içimi acıtıyor. Biliyorum ki, bir dahaki görüşümde, hayatı boyunca zor kararlar verebilmiş bu güzel kadın, yine her zamanki gibi neşe saçacak etrafa. Bugünküne benzer sohbetleri de bir daha yapmayacağız kolay kolay. Gerekmeyecek çünkü.
     Ama kanıma girmiş besbelli; o akşam evde, her birini acemi parmaklarımla yavaş yavaş, bazılarını da tekrar tekrar sardığım yaprak dolmalarını yiyoruz bir güzel.
     
     ycongar@erols.com
     



 PAZAR


Nişantaşı sokağa taşınıyor
"Oyunculukta korkacak bir şey yokmuş"
Görüntü yok ses var
Yeni başlayanlara Televole rehberi
Telif haklarının peşinde
"Banu İçöz’üm dersem, yalan söylemiş olurum"
Bu yazın moda içeceği votka
Boğaz’ın "sade" mekanı
Hazir miyuz?
YENİ... YENİ... YENİ...
DVD / Selim BOY
Bodrum’da Giritli "Ayşe hanım"
Erkekler, bilmiyorsanız öğrenin!
Avrupa yolunda (2)
Neden buradasın?
Kulüplerde yasakçılık, havuzlarda yağcılık çekilmiyor
"Türk Mitolojisinin Anahatları"
Defne’nin hayvanları
Bir defalık bir sohbet


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet