
|

İkinci kuşağın kurtuluşu
"Türkiye’yi başka yönlerden tanıyorum. Yurt dışında hayal ettikleri bu değil. İkinci bir ülke doğuyor içimde."
ALİN TAŞÇIYAN
Kurtuluş, Seyhan Derin, Fatih Akın gibi topyekun bir çıkışın öncülerinden. "İkinci kuşak ayaklanmaya başladı. Üçüncü kuşak zaten bu dünyanın içinde. Almanya’da genç oyuncu, yazar, yönetmen, webci arkadaşlar var. İmajımız çok zayıftı. Ama git gide değişiyor," diyor.
Doris Dörrie, önce filmlerini gördüğü Kurtuluş’un aradığı oyuncu olduğuna Berlin Film Festivali’nde tanışır tanışmaz karar vermiş.
"İnsanların aklındasın, ama karşısına geçip yüz yüze konuşunca farklı oluyor, tabii. Öyle bir şansım oldu benim. Benim bu rolün sevdiğim tarafı Türkmüş, Almanmış diye pasaportla hiç alakası bulunmaması. Doris Dörrie insanların hisleriyle, ince taraflarıyla çalışan biri. Woody Allen’ın filmlerindeki gibi. O da, hızlı araba takibi, patlayan binalar tercih etmiyor, insanın içinde olanları incelemeye çalışıyor. "Nackt / Çıplak" bir erkeğin ve bir kadının arasında olan, ufak anlaşmazlıkları ve uzaklaşmaları anlatıyor. Seni seviyorum demenin bin tane türü vardır mesala. O ufak farkları, cümlelerin altında yatanları anlatıyor. Üç çifti canlandıran, altı kişi oynuyor filmde. Kadroda Almanya için çok önemli isimler var. Jürgen Vogel, Benno Fürmann, Heike Makatsch, Alexandra Maria Lara, Nina Hoss. Ben hariç hepsi ünlü! Benim için böyle bir rolde böyle bir kadroda oynamak olağanüstüydü".
Filme adını veren çıplaklık ise çiftler arasındaki cinsellikten değil çok daha derin bir fiziksel ilişkiden kaynaklanıyor. Mehmet Kurtuluş’un canlandırdığı Dylan karakteri borsadan çok para kazanınca üç çiftten oluşan arkadaş grubundaki dengeler bozuluyor. Onun ve karısı Charlotte’un mutluluğu kıskanılıyor ve sonra bakın neler oluyor:
"Arkadaşlardan biri, evinde verdiği yemekte Dylan’a nasıl bir kötülük yapabilir diye düşünüyor. Kadınlardan biri, ben bir yerde çiftler birbirini ne kadar severse sevsin, çıplak durumda gözleri kapalıyken birbirini tanıyamıyorlar diye okumuştum, diyor. Ama tabii vücutların aşağı yukarı aynı olması lazım. Biri çok zayıf diğeri şişmansa olmaz. Saçlara da dokunmak yasak. Çünkü kısa veya uzunsa anlaşılır. Gözlerini kapatıp karşısına geçtiğinde kim olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Dylan da ortaya 10 bin mark atıp karısını tanıyacağına dair bahse giriyor. Ama kandırılıyor! Son saniyede kadınları değiştiriyorlar. Bunu üzerine misafirleri tekme tokat dışarı atıyor".
Kurtuluş, "Çıplaköta yalnız dövüşmüyor, tabii. Charlotte’e aşkını ilan etmek için iki de şarkı söylüyor: Biri "Je t’aime bien Lily", diğeri Sezen Aksu’nun "Düğün"ü.
Mehmet Kurtuluş, bugünlerde çok daha zor bir oyunculuk sınavı veriyor. Türkçesi hâlâ pürüzlü olan genç aktör, hiç de aşina olmadığı bir dönemde geçen "Abdülhamid Düşerkenöde Nahid Sırrı Örik’in devrimci karakteri Binbaşı Şefik Bey’i canlandırıyor.
"Ben Türk tarihini ders olarak hiç okumadım, tabii. Bildiklerim sağdan soldan okuduklarımdı. İkinci Meşrutiyet’in ne olduğunu bile bilmiyordum. Senaryoyu sözlükle okudum! Şefik Bey, çok hırslı. Fakir bir aileden geliyor, hedefi İstanbul’u fethederek kahraman olmak. İttihat ve Terakki merkezinden İstanbul’a gönderiliyor. Orada Osmanlı bir kız olan Nimet Hanımla tanışıyor. Bir devrimcinin Osmanlı kızla olması tehlikeli olabilir. Bir Çin Atasözü var: ‘Hiçbir kahraman güzelliğin kapısından zarar görmeden geçemez,’ diyor. Mata Hari, Kleopatra örnekleri önümüzde. Tarih değişmiyor maalesef. Kadınlar çok hırslı. Erkeği ve bütün bir ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. Bir yandan babasını bir yandan Şefik Bey’i yönetmeye çalışıyor, Nimet. Burada iki şey birleşiyor. O zamanın hırsları. İki hırslı insanın baş başa gelmesi var. Şefik Bey’in bu kadar hırslı olması bana göre bir günah. Şefik Bey’in hırsı benim için anahtar oldu."
Genç aktöre bu filmin kazandırdığı bambaşka bir şey daha var ki maddi karşılığı bulunamaz:
"İlk defa bütün yazı Türkiye’de geçiriyorum, bu film sayesinde. Önceden ailece tatile gelirdik. Türkiye bizim için aile ziyareti, döner, ayran, deniz ve güneşti. İlk defa Türkiye’yi başka yönlerden tanıyorum. Yurt dışında hayal ettikleri Türkiye bu değil. Ters giden bir şey olursa Almanya’da ‘Ah keşke Türkiye’de olsaydık, böyle olmazdı,’ diyorlar. Artık pozitif ve negatif taraflarını görüyorum. İnceliklerini görüyorum, zaafları nasıl kuvvete çevirebiliriz diye düşünüyorum. İkinci bir ülke doğuyor içimde. Yalnız yüreğimde değil kafamda da çalışmaya başlıyorum".
KÜLTÜR & SANAT


İkinci kuşağın kurtuluşu
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Sizi bir yerden tanıyor muyum?
"Lafı uzatmayı sevmiyorum"
Bir roman yazarının açıklamaları
Bırak, sanat dışarı çıksın!
Vahşetin çağrısı
Yüzyıllar öncesinden günümüze
Ailemizin oyuncusu
İyimser ve huzurlu rock
Tüm sorunlara ‘Barikat’
Nükleer savaş paranoyası
Homer Simpson’a benzemeyelim de!
"Hamzaname" New York’ta
Ve ruh zamana düştü!
Bayan Nes’in anıları
Sanal bir çizgisel âlem
Resimsel bir anlatım
Tyana günışığına çıkıyor
Kadını yazmaktan feminist harekete
Altınoluk’ta festival zamanı
Hisar’da müzik ziyafeti
‘90’lı yılların Bergen’i
Ağırbaşlı eğlence
Caz usulü gevşeyin
Tuttuğu altın olan yazar
Evlere şenlik aile
Minik fare âşık olunca
Deniz kenarı
İki kıyıdan esintiler
Hayat atölyesi
"Sarıkız"ı görmeden geçmeyin...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|