
|

Hayat atölyesi
MURATHAN MUNGAN
26 Hafta, 6 ay, yılın yarısı Hayat... Şaka - maka 6 ayı geride bıraktık... Bu sayfada tam 26 haftadır "Hayat Atölyesi" yazıyorum. 6 ay boyunca okuduklarım, gördüklerim, izlediklerim, dinlediklerim, gezdiklerim, dolaştıklarım, yaşadıklarımdan ilginizi çekeceğini düşündüğüm gündelik seçmeler yapmaya çalıştım. Bu süre boyunca sayısız e-posta, mektup, faks aldım. Gösterdiğiniz ilgi, sevgi ve desteğe yürekten teşekkür ederim. Bu nedenle yaz sıcaklarının iyice bastırdığı şu rehavet günlerinde şöyle bir genel değerlendirme yapmak, bazı noktaları sizlerle birlikte gözden geçirmek istedim.
Sayfada sürekli olarak belirtildiği gibi, eposta adresim:
naylontimsah@yahoo.com’dur. Merakla soranlar için söyleyeyim: "Naylon Timsah", benim "Ölsem gözüm arkada kalmaz," dediğim kitaplarımdan biri olan "Metalöde yer alan bir şiirimin adıdır.
Bu arada gazeteye uğramıyor, yazılarımı evden gönderiyorum. Bu nedenle adıma göndermek istediklerinizi, "Metis Yayınları İpek Sokak No:9 80060 Beyoğlu Istanbul" adresine göndermelisiniz.
Ayrıca sayfada yapılmasını istediğiniz her tür değişiklik ve yenilik için önerilerinize ve eleştirilerinize açığım.
BAKIMLI VE TİTİZ BİR ATÖLYE İÇİN Kısa süren yayın hayatına 1987 Kasım’ında atılan, gördüğüm kadarıyla bugün benden başka kimsenin pek anmadığı "Söz" gazetesinin, "Kültür Sanat" sayfasının editörlüğünü yaptığım zamanlardan kalma bir bilgi ve deneyim dağarcığını, zenginleştirilmiş ve çeşitlendirilmiş olarak bu sayfaya aktarmaya çalıştım. Başlangıçta kimi okurlarım, gündeliğime ait her şeyin burada yer alacağını sanıp tedirgin oldular. Hayır, burada yalnızca söz etmek istediğim şeylerden söz ettim. Dışarıda bıraktığım çok, ama pek çok şey oldu. Kendime ve kitaplarıma sakladığım da...
Hem hangi hayat bir atölyeye sığar ki?
Öncelikle şunun altını çizmekte yarar var: Ben, bir gazeteci değilim. Yaptığım da bir çeşit "kültür gazeteciliği" değil. Bu yüzden bildiklerim, gördüklerim, duyduklarım, düşündüklerimin hepsini buraya aktarmakla yükümlü hissetmedim kendimi. Biliyorum, böyle yapsaydım, bu beni benzersiz kılardı! Ama benim seçimim bu değil. Bu sayfaya "format"ını veren şey, bir yazarın, yazarken ve yaşarken arkasında işleyip duran hayatın atölyesi hakkında bir parça fikir vermekti. Okuru ilgilendirebileceğini sandığım ya da ilgilenmesi gerektiğini düşündüğüm şeylerden söz açmaya çalıştım. Bazı kitaplar, filmler, sanatçılar, mekânlar hakkında merak ve ilgi uyandırmak istedim. Bu sayfanın, kişisel bir sayfa olduğu unutulmamalı; arkasında 40’a yakın kitap ve 25 yıl duran birinin "kişiselliği", kazanılmış bir hak olarak, bir noktadan sonra o kadar "kişisel" kalmasa da...
Kimi okurlarımın, zaman zaman "polemik" açacağımı, çeşitli tartışmalara gireceğimi sandıklarını gördüm. Bunu umanlar olduğu gibi, asla bunlara kalkışmamam gerektiğini düşünenler de oldu. Bugüne kadar uzak durduğum şeyleri, bugünden sonra yapacağımı pek sanmıyorum. Başından beri güncelin argosundan uzak durmaya özen göstermişimdir. Özellikle günceli izlemede süreklilik gerektiren böyle bir iş yaptığınızda, bu konuda iyice dikkat bilemeniz gerekiyor. Buna karşın, bir kültür sorunsalı olarak gördüğüm kimi durum ve olayları daha kuşatıcı bir çerçevede zaman zaman işleyeceğimi de şimdiden söylemek isterim.
Türkiye’ye egemen olan vasatlıktan, sığlıktan, taşralılıktan, cehaletten ve düzeysizlikten yeterince nasibini aldığını bilmiyor değilim. Bu sayfa pozitif bir ışığa sahip olsun istedim. Işıklı, aydınlık şeylerden söz etmeye; gözden kaçana, atlanmış olana, uzak durana dikkat çekmeye çalıştım. Hayatın kültür ve sanat olmadan nasıl yoksullaştığına, yavanlaştığına iz düşürmeye; hayata, kültür ve sanata olan iştahımı azıcık da olsa okurlara bulaştırmaya çalıştım. Bir tek, adli ve hukuki bir sürecin, bizzat devlet yetkilileri eliyle sekteye uğratılmaya çalışıldığı "korsan kitap" konusunda bir mağdur olarak söz aldım. Bu arada merak edenler için söyleyeyim: Ne eski Kültür Bakanı’ndan, ne Kadıköy Belediyesi’nden resmi bir açıklama almadım.
ISKA VE ÖLÜM Bu arada çok istediğim halde, gidemediğim sergiler, konserler; göremediğim filmler, oyunlar; okuyamadığım kitaplar, dergiler oldu. Tıpkı hayatta olduğu gibi, her yere birden yetişemiyorsunuz. Iska geçiyorsunuz.
Sonra şu altı ay içinde arkalarından söz almak istediğim ölüler oldu. İçimin düğümlü sözlerine bu köşenin yetmeyeceğini düşündüm. Sözlerimi başka bir zamanın sayfalarına erteleyerek onları sessizce uğurlamayı seçtim.
Gelen yüzlerce e-posta sahibiyle, sürekli olarak yazışmamın olanaksız olduğunun anlaşılmasını bekliyorum artık. Gelen e-postalara zamanım ölçüsünde yanıt vermeye, kimi soruları yanıtlamaya, makul istekleri karşılamaya çalışıyorum. Ama bunun üzerine kurulu bir mesai yapmayı düşünmüyorum. Gönderilen uzun metinleri ve ürünleri uzun uzun okumaya zamanımın olmadığını bir kez daha bilmenizi isterim.
ÖYKÜ SEÇKİLERİ Uzun zamandır Türkçe’de geniş bir öykü seçkisi taraması yapıyorum. Son zamanlarda yayımcılığımızda öykü seçkilerindeki artış dikkat çekici boyutta. Bu seçkilerin, bilinen adların öykücülüğü hakkında merak tazelemesinin yanı sıra; az bilinen ya da bilinmeyen öykücüler hakkında merak uyandırması bakımından yararı yadsınamaz ama, ne yazık ki, aynı özen ve titizlikle hazırlandıklarını söylemek güç. Çeşitli kitaplardan üstünkörü devşirilmiş öykülerin daha çok tecimsel kaygılar güdülerek alelacele bir araya getirilmesi havasında çoğu. Kimi zaman fiyakalı adlar altında sunulsalar da kitap olarak bağlamlandırılamadıkları gibi, belli bir beğeni düzeyini de yakalayamıyorlar.
İshak Reyna farkı burada ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde daha önce YKY’den çıkan "Dünya Edebiyatından Öyküler" adlı seçki toplamı iki cilt halinde, öyküler ve öykücüler arasında yer değiştirmelerle genişletilmiş, yeniden düzenlenmiş olarak İnkılâp Kitabevi tarafından yayımlandı. Reyna, piyasada el altında kolayca bulunan kitaplardan yararlanmak kolaycılığından çok, aynı zamanda dergilerde kalmış birçok öyküyü de bulup çıkarmış, yeni kimi öyküler çevirtmiş; sonuçta dünya öykücülüğü hakkında genel ve sağlam bir fikir veren güçlü bir toplam çıkarmış ortaya. Mutlaka el altında bulundurulması gereken bir kaynak kitap.
İshak Reyna, edebiyat ve yayın dünyasının tanıdığı, bildiği bir ad. Çeşitli deneme kitapları ve seçkiler yayımladı. Daha önce YKY ve İyi Şeyler’de çalıştı, ardından Kaf Yayınları’nı kurdu. Ne yazık ki ömrü uzun olmayan Kaf Yayınları’nda güzel bir kapak düzenlemesiyle art arda güzel kitaplar çıkardı. "İlk Aşkın On Öyküsü" adlı seçkisi bu yıl genişletilmiş olarak Alfa Yayınları’ndan çıkıyormuş.
YENİ SAYFA DÜZENİ Bildiğiniz gibi, bir ay kadar izin almıştım son kitabıma kapanmak için, döndüğümde yeni bir sayfa düzeniyle çıktım karşınıza. Bu konuda da gelen sorular oldu. Çok beğenilen bu yeni sayfa düzeni, birçok kitabımın kapağında imzası bulunan Bülent Erkmen’e aittir. Kendisine teşekkür etmek için bugünü bekliyordum.
TEŞEKKÜRLER SÜREYYA, SANA DA TEŞEKKÜR VİVET KANETTİ Süreyya Ayhan’ın başarısını yürekten kutluyorum. Tartışılmaz. Ama Vivet Kanetti "Koş Süreyya Koş" diye dikkatleri bunca çekmeseydi, gazeteler manşetleri bu kadar büyütür müydü, emin değilim.
BETH ORTON’DAN GÜNKIRAN GÜNLER: "DAYBREAKER" Bence iyi film müziği albümlerden biri, Paul McGuigan’ın yönettiği "The Acid House" filmininkidir. Arab Strap, Death in Vegas, The Chemical Brothers gibi gözdelerimin yanı sıra, "Sweetest Embrace" adlı düet yaptıkları çok hoş şarkıyla Barry Adamson ile Nick Cave de yer alır örneğin. Ayrıca The Verve, Bentley Rhtym Ace, Belle & Sebastian ve Primal Scream albümün diğer önemli adlarıdır. Ama asıl konuya buradan girmemin nedeni, albümde Beth Orton’un söylediği "Precious Maybe" adlı şarkıdır. Bu şarkı, Beth Orton’un hiçbir albümünde yer almadığı gibi, söylediği en iyi şarkılardan biridir. Bence bu "soundtrack"i sırf bu yüzden edinmelisiniz.
Ayrıca yakın tarihli "Bounce", "Here on Earth", "Next Best Thing" gibi filmlerde çeşitli şarkıları kullanıldı Orton’ın. Ses yabancınız olmayabilir. Chemical Brothers’ın "Alive Alone"unda da vardır.
1996 tarihli "Trailer Park" adlı ilk albümünden beri macerasını ilgiyle izlediğim, single’ları dahil bütün albümlerini topladığım biridir Beth Orton. Grafik sanatıyla ilgili olarak önümüzdeki aylarda Milliyet Sanat Dergisi’ne yazacağım bir yazıya bu albüm kapağındaki resimlerin konu oluşturacağına aylar önce karar vermiştim. Serin, sakin, uzak, mesafeli ve katıksız İngiliz... Orton’u rastgele çekilmiş gibi görünen üç dört fotoğrafla özetleyen bir kapak dizaynı... Şarkıları dinlemeseniz de kapağına baktığınızda neyle karşılaşacağınızı tahmin edebiliyorsunuz. İşte tasarım budur.
Beth Orton’ın 1999’da yayınlanan ikinci albümü "Central Reservationöla başarısının rastlantı olmadığını, kendine seçtiği çizgiyi derinleştirmeye kararlı olduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Arkasında Ben Harper gibi adlar çalıyordu. 1997’de yaptığı "Best Bit" başlıklı, bir ara albüm, bir "maxisingle" var ki, bu albümde Terry Callier’ın eşlik ettiği "Lean on Me" adlı az bilinen bir şarkı, ana melodisini bizim genç şarkıcılarımızdan birinin şarkısına ödünç verdiğini düşündürmüyor değil.
"Dayberaker" adlı üçüncü albümüne ise iyi hazırlanmış Orton. Boş yok. Çok yönlü yardım almış. Kendi ana çizgisini korumakla birlikte, son yıllarda kulaklarımızda yer eden elektronik, trip-hop, akustik folk-rock gibi çeşitli "soundölarla selamlaşarak ilerlemeyi sürdürüyor. Özellikle, daha önce şarkıcının "Central Reservation" single’ında sıkı bir remiks yapan William Orbit’in sertleştirici etkisi seziliyor. Bu son albümden çıkardığı ilk single, Ryan Adams’la düet yaptığı "Concrete Sky" şimdilerde Internet sitelerinde yok satıyor. Ayrıca "Country" müzik geleneğinin sürdürücülerinden olan Emmylou Harris da "God Song" adlı şarkıda Orton’a eşlik ediyor. Şu aralar evimde en çok dinlediğim albümlerden biri Beth Orton’un "Daybreaker"ı. Onun sesindeki çapaklı hüzünle günün dalgalarına set çekiyoruz; ne kadar çekebiliyorsak...
SIK SORULAN BİR KONU Şiirlerimin bestelenmesi, öykülerimin ya da oyunlarımın filme alınması üzerine çok soru alıyorum. Yıllardır titizlikle koruduğum bir ilkem var: Şiir ile şarkı sözünün birbiriyle akraba olmakla birlikte, bunların iki ayrı tür olduğunu söylüyor ve şiirlerimin şarkı olarak bestelenmesine izin vermiyorum. Aynı biçimde öykülerimin, oyunlarımın da filme alınmalarını istemiyorum. Gerektiği durumlarda zaten şarkı sözü ya da senaryo yazan, yazabilen biri olarak defalarca dile getirdiğim halde, bu konudaki ısrarlı başvurular beni yeniden bir açıklama yapmak zorunda bıraktı.
ASLINDA BAYAN BLUM SÜTÇÜYÜ TANIMAK İSTİYORDU İsviçreli yazar Peter Bichsel’in Kabalcı Yayınevi’nden düz bir kapakla çıkmış öykü kitabının adı bu. Yazarı tanıyor muyum? Pek sayılmaz. Kitap hakkında bir fikrim var mı? Hiç. Ama kitapçı rafında görür görmez aldım. Neden mi? Adından, adının vaat ettiklerinden ötürü; yoksa ne Bayan Blum’u tanımışlığım vardır, ne sütçüsünü, ama kitabın adı birden beni çağırıverdi. Yalnızca adı bu olan bir kitabın anlatacağı hikâyeleri değil, kitabına böyle bir ad koyan yazarın serin tutumunu da merak ettim. Bunlar birbiriyle sarmaldır zaten. Kitabın adı yalnızca içini değil yazarının tutumunu da söyler çoğu zaman. Sizi okumaya kışkırtır. Anahtar kavram budur: Merak.
Neyi, nasıl merak ettiğimiz de önemlidir elbet. Kimileri için, "Sisli Hatıralar", "Çarpışarak Öldüler" gibi adların çağrıştırdığı hikâyeler merak uyandırıcıdır, kimileri için de yalın, hayatın içinde dağılıp gidiverecekmiş gibi duran sözlerin başlangıçları...
Kitabı masamda gören iki arkadaşım daha gidip almışlar kitabı. Arkadaşlıkları sağlamlaştıran şeylerden biri de merak ortaklıkları değil midir?
Yazara e-mail
KÜLTÜR & SANAT


İkinci kuşağın kurtuluşu
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Sizi bir yerden tanıyor muyum?
"Lafı uzatmayı sevmiyorum"
Bir roman yazarının açıklamaları
Bırak, sanat dışarı çıksın!
Vahşetin çağrısı
Yüzyıllar öncesinden günümüze
Ailemizin oyuncusu
İyimser ve huzurlu rock
Tüm sorunlara ‘Barikat’
Nükleer savaş paranoyası
Homer Simpson’a benzemeyelim de!
"Hamzaname" New York’ta
Ve ruh zamana düştü!
Bayan Nes’in anıları
Sanal bir çizgisel âlem
Resimsel bir anlatım
Tyana günışığına çıkıyor
Kadını yazmaktan feminist harekete
Altınoluk’ta festival zamanı
Hisar’da müzik ziyafeti
‘90’lı yılların Bergen’i
Ağırbaşlı eğlence
Caz usulü gevşeyin
Tuttuğu altın olan yazar
Evlere şenlik aile
Minik fare âşık olunca
Deniz kenarı
İki kıyıdan esintiler
Hayat atölyesi
"Sarıkız"ı görmeden geçmeyin...
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|