28 Ağustos 2002 Çarşamba


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Bir çift beyaz ördek

     Köyceğiz ve çevresindeki yeşiller senfonisinin orkestra şefliğini, 12 aydan sadece mayıs ve eylül üstlenir. Bazen nisanla ekim de, özenirler senfoniyi biraz daha erken başlatıp, biraz daha uzun sürdürmeye...
     Kışın yağmurlarla soğuk, yazın sıcak aylarında da 39 - 40 dereceyi bulan ısı; tadını bir hayli kaçırırlar o canım yeşiller senfonisinin.
     İstanbul’da klimalı tek odaya hapsolmanın yarattığı tepkiyle, kalktık bir haftalığına Köyceğiz’e geldik.
     Köyceğiz artık film festivallerinin de yapıldığı dikkati çeken bir yöre...
     Tüm yeryüzünde hayatı değerlendirmesini bilen bazı Alman dostlarla, buralarda yer edinmeye başlayan Hollandalı dostlara; yavaş yavaş Avusturyalı dostlarla, Japon dostlar da eklenmeye başlayacakmış gibi...
     ***
     Sabahın erken saatlerinde İstanbul’dan Dalaman’a kalkan uçak tıklım tıklımdı. Havaalanının iç hatlar bölümünde, kontrolden geçerek içeri girecek yolcular; uzun ve hatta ürkütücü bir kuyruk oluşturmuşlardı ana giriş kapısının dış tarafında.
     İçeride ise Dalaman uçağının, bazı nedenlerden ötürü bir saat geç kalkacağı anons edildi.
     Asık ve otoriter suratlı görevliler gözleminde, kontrol üstüne kontrol...
     Bazen de azarlayan tonda bir soru:
     - Uçağa giriş kartın nerde?
     ***
     Dalaman’da taksici dostum ve Köyceğiz’deki özel müsteşarım Mehmet Çulhacı, bizi bekliyordu.
     Dört aydır Köyceğiz’e gittiğim yoktu.
     30 metrekarelik küçük bahçe; çimleri, iki minik çamı, çiçekli köşeleri ve bahçesi çerçeveleyen tel örgüleri iyice sarmalayıp kapatmış sağlıklı ve yeşil sarmaşıklarıyla; bir avuçluk mucizeli bir doğa armağanı gibiydi.
     Soyunduk dökündük, çantaları bıraktık ve doğru ormanlarla kaplı tepelerdeki ünlü Yuvarlakçay lokantalarına...
     ***
     Yuvarlakçay, dibindeki rengarenk çakılları gösteren bir berraklıkta; kütüklerden yapılmış özel barikatları da, köpüklene köpüklene miniskül şelaleler halinde aşarak, coşa taşa akıyordu.
     Lokantalar, üstüne tahta masalar yerleştirdikleri, tahta parmaklıklı, tahtadan çıkmalar yapmışlardı Yuvarlakçay’ın üstüne...
     Bir tanesine oturduk... Güveçte tandır ve güveçte alabalık...
     Çayın sakin bir koycuk oluşturduğu bir kıyıda, iki beyaz ördek yüzüyordu. Şayet bir şeyler atarsan, hemen yanına kadar geliveren iki beyaz ördek...
     Çınarlar, çamlar, ıhlamurlar hep eski anıtsal varlıklarının ihtişamı içindeydiler.
     ***
     İki beyaz ördek, birer Avrupa Birliği vatandaşı özgürlüğündeydi.
     Türkiye’de koşullanmış kul yığınlarının tepesindeki, Hazine’den geçinmeli yönetici kadrolardan; siyasetçilerin mi, yoksa üst düzey bürokratların mı "biz devleti temsil ediyoruz" havalarında, daha şatafatlı yaşadıkları sorusu; umurlarının teki bile değildi...
     Deprem felaketine uğramak gibi de bir kaygıları yoktu; su baskınlarında, yahut orman yangınlarında perişan olmak gibi bir kaygıları da...
     Türkiye, Avrupa Birliği üyeliği için aralık ayında müzakerelerin başlaması kararını gerçekleştiremezse; dış borçların hiç değilse faizlerini ödeyerek borçları tazeleme olanağından da yoksun kalabilirdi.
     ***
     Hazine’den geçinmeli kadroların şatafatı bile törpülenebilirdi.
     I. Dünya Savaşı’ndan sonra içine düşülen ekonomik sıkıntıda, dedem Hasan Paşa’nın çizmelerini satmak zorunda kaldığını anlatırlardı çocukluğumda...
     Yuvarlakçay’daki iki beyaz ördeğin durumu kesinlikle Türkiye’ninkinden iyiydi.
     Avrupa Birliği vatandaşı gibiydiler...
     Ne Türkiye’deki siyasal demagojilerle, 60’ı aşkın siyasal liderin; çeşitli psikolojik nedenlerden ifritlenmiş ihtirasları ilgilendiriyordu onları; ne de Türkiye’yi bekleyen ekonomik cehennemler...
     ***
     Köyceğiz’in 30 km. ötesinde yüz binlerce yıldan bu yana, büyük deniz kaplumbağalarının yumurtlamak için geldikleri, 7 km. uzunluğundaki İztuzu plajları var...
     İztuzu plajlarında da Almanlar, İsrailliler, İngilizler, biraz da bizim genç tatilciler...
     Uzun şezlonglarda kadınlı erkekli güneşlenen, denize girip çıkan Avrupa Birliği vatandaşları da; Yuvarlakçay’daki bir çift beyaz ördek kaygısızlığındaydı.
     Köyceğiz’in yerlileri, özellikle de gençleri, kendi gelecekleri konusunda aynı rahatlıkta görünmüyorlardı.
     ***
     Seçimler... Seçimler... Seçimler...
     Bakalım kulların mı başına kuş konacak, yoksa siyasal iktidarı ele geçirmek isteyenlerin mi?
     Yuvarlakçay’daki bir çift beyaz ördek de ola ki merak ediyor bunu.
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Kemalizmden liberal sola

Çetin ALTAN
Bir çift beyaz ördek

Melih AŞIK
Kadın yüreği

Fikret BİLA
Ayıp...

Hasan CEMAL
Derviş’li CHP, Baykal ve okur tepkisi!

Abbas GÜÇLÜ
Hocaların maaşı (67)

Hurşit GÜNEŞ
Banka hortumlama bitti mi?

Nail GÜRELİ
Seçmenin nabzı, siyasetin gündemi

Sami KOHEN
Batı’da da parti kapatılır, ama...

Mehmet Y. YILMAZ
Başarılı oldum, özür dilemiyorum!

Meliha OKUR
İş dünyası ‘gölge kabine’ bekliyor

Hasan PULUR
Gençler ve Ankara’dakiler...

Meral TAMER
Hayali ihracatın profesörü

Ece TEMELKURAN
Bi’ dak’ka! Bi ‘dak’ka!

Güngör URAS
Bağımsız 10 özerk imparatorluk

M. Ali BİRAND
AB, Türkiye’yi konuşuyor

© 2002 Milliyet