
|

"Havaya girme" rüzgârlanmaları...
Bir ayı aşkın bir süredir, "12 Dev Adam" yelpazelenmesi dolaşıyor TV ekranlarında.
ABD’nin Indianapolis kentinde düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonası’na; bizim Milli Basketbol Takımı, dış hatlardan yolcu edilirken de, bandolu mızıkalı büyük bir uğurlama töreni düzenlenmiş; ABD seferini yapacak THY yolcu uçağı, ulusal renklere boyanmıştı.
Bizim 12 Dev Adam, Dünya Basketbol Şampiyonası’nda ilk maçını Porto Riko ile yaptı ve 78 - 75, anlamsız bir yenilgiye uğradı.
Dün TV’lerde maçın analizini yapanlardan biri:
- Bizim çocuklar havaya giremediler, diyordu; biz teknik bir takım değil, havaya girince coşkuyla oynayan bir Şark takımıyız...
Indianapolis’te pek kimse ilgi göstermemişti Türkiye - Porto Riko basket maçına. Tribünler bomboş gibiydi ve birkaç yüz Türk’ün izleyiciliği de, havaya girmesine yetmemişti bizim 12 Dev Adam’ın...
***
Bendenize sorarsanız, Türkiye’de aşırı bir "havaya girme" salgını var; genellikle de sonu fiyaskoyla sonuçlanan...
Bir yanda yüzlerce yıl sürmüş olan "kulluk" ezikliğinden kurtulma ve kişiliğini kanıtlama özlemleri...
Evrensel boyutlarda, bilimsel ve yaratıcı değerler oluşturma kültüründen yoksunluk nedeniyle de; "kişilik kanıtlama" özlemini, görgüsüz bir tüketim ve zengin bir görünümde tatmin etme modası... Marketing ekonomi reklamlarının da pompaladığı moda...
Ve bir yanda, taşranın İstanbul’u yağmalaması sonucu, varoşlarda biriken ve yine "kişiliğini kanıtlama" özlemleri çeken milyonlarca ezik genç...
***
Kentleşme süreciyle birlikte "kişiliğini kanıtlama" özlemleri; çeşitli alanlarda bir "havaya girme" ve "Sezarlaşma" megalomanlığı yaratıyor...
60’ı aşkın siyasal parti liderleri de, bu "Sezarlaşma"nın bir parçası; Fener - Feyenoord maçında, tribünlerde bir türlü kesilmeyen tamtam ritmi de...
Bir de, toplumdaki "Sezarlaşma" sapkınlığına; "Türk’e Türk propagandası"ndan kökenlenmiş hipnozları eklerseniz...
Deli divane birtakım garip Servantes öyküleriyle karşılaşmanız olağandır...
Hele Türkiye’nin gerçeklerini yansıtan "realist bir edebiyat" uzun yıllar yasaklanıp cezalandırılmışsa ve tüm Dünya, "Türk düşmanı" olarak gösterilmişse...
***
Dünkü Hürriyet’in manşetten verdiği; Ali Gülen - Celal Özcan’ın Frankfurt kaynaklı haberi de, bir "Sezarlaşma" belgesiydi.
Almanya’da İçişleri Bakanlığı’na gelmesine kesin gözüyle bakılan Beckstein, Türkiye’nin AB’ye neden giremeyeceğini şu örnekle anlatmıştı:
- Türkiye’de bir belediye başkanıyla yemek yiyorduk. Başkan bir ara, geriye bakmadan kaykıldı ve elini zafer işareti yapar gibi parmaklarını açarak yukarı doğru kaldırdı. Garson koşup, başkanın havaya kalkmış iki açık parmağı arasına bir puro yerleştirdi. Bir başka garson da, puroyu yaktı. Bu kafayla AB’ye giremezsiniz.
***
"Sezarlaşma" sakatlanması, fiyaskoya uğradıkça; yalana, ulusçuluğa, ırkçılığa, şovenliğe sığınır...
Örneğin I. Dünya Savaşı’nda 73 bin nefer; Sarıkamış’ta kaputsuz olduklarından ötürü donarak, soğuktan ölmüşlerse; onların vatan uğrunda kahramanca şehit oldukları ilan edilir...
Rahmetli Oramiral Erkaya’nın, bana anlattığına göre, komutanı olduğu Kocatepe’nin yanlışlıkla bombardımanı tam 7 saat sürmüşse ve sonunda Erkaya’yı da, bir İsrail balıkçı teknesi kurtarmışsa; bu haber, uzun yıllar kimseye duyurulmaz.
***
60’ı aşkın siyasal parti liderinin nasıl "Sezarlaştığı"nı görüyorsunuz.
Kendi şişirdikleri balonların havalanmasıyla birlikte, hepsi havalarda uçuşuyor ve bir yandan da, sürdürüyorlar balonlarını şişirmeyi...
3 Kasım’da, düzinelerle balon patlayacak ve "Sezarlaşmış" liderler, yere çakılıp silikleşecekler... Tıpkı makamını yitirince sıfırlaşan, eski bürokrat, yahut siyasetçiler gibi...
***
"Kişiliğini kanıtlama" özleminin yaygınlığı doğal... Yüzlerce yıllık eziklik duygularından burculanıyor...
Doğal olmayan; evrensel boyutta somut değerler yaratma kalitesine yönelmek yerine, "havaya girme" ve "Sezarlaşma" sapkınlığına uğrayarak, "hamaset" hipnozlarında tatmin arama...
***
Ve unutmamak gerekir ki, "Sezarlaşma" sakatlanmaları; Doğa’nın ve ekonominin elektro-şoklarıyla düzelebiliyor genellikle; ha bir de, spor karşılaşmalarındaki fiyaskolarla...
Yazı, düşünce ve objektivite düşmanlığının sonuçları da, denebilir buna...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|