
|

Marka vaadi siyasetçiye oy getirir mi?
Başka ülkelerin küresel markaları birer yıldız gibi parlarken, bizim yıldızlarımız nerede?
Soru orijinal olmayabilir, ama soruyu ortaya atan M.A.R.K.A İletişim’in sahibi Hulusi Derici’nin neden yıldız markalar yaratamadığımıza ilişkin değerlendirmesi, hedefi on ikiden vuruyor.
Seçimler nedeniyle Türkiye’nin geleceğinin daha fazla gündemde olduğu (ya da ben öyle zannediyorum) bugünlerde, Derici’nin kısacık çarpıcı sloganlar haline getirdiği nedenleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’yi yönetmeye talip liderlerimiz için vatandaşın ya da ülkenin iyiliğinin pek bir önemi olmadığını bilsem bile, içimde yine de küçücük bir umut var: Sırf oy avcılığı ve seçmen tavlama uğruna dahi bu konuları gündeme getirip tartışılmasını sağlayabilirler belki.
Estetik özürlüyüz
Konu üzerine çok kafa yorduğu anlaşılan Derici’ye göre küresel marka yaratamıyor olmamızın nedenleri çok boyutlu ve hayli karmaşık:
Estetik özürlüyüz. Dizayn yani özgün tasarımı önemsemeyiz. Yeni düşüncelere karşı koyarız. Yatırım deyince aklımıza fabrika gelir. Risk sözcüğü, sözlüğümüzde bile yanlış tanımlanmıştır. Dinimizin ve köylülüğümüzün yoğun etkisi hâlâ sürmektedir. Milliyetçilik, ülkemizde çağdaş anlamına henüz kavuşamamıştır. Kalite konusunun artık bittiğinin farkında değiliz. Stratejinin tümüyle yaratıcılıkla ilgili olduğunu fark etmeyip, teknik bir şey zannederiz.
Girişimcilik Enstitüsü
Derici, Executive Excellence dergisinde yayımlanan yazısında yukarıda sıraladığı hastalıklardan siyasetçimizin de, sanayicimizin de, işadamımızın da, iletişimcimizin de mustarip olduğuna dikkat çekiyor. Ben bu sorumlular listesine, üniversite öğretim üyelerimizi de eklemek istiyorum.
27 Ağustos tarihli Radikal’de bir haber vardı: ODTÜ, bundan böyle öğrencilerine birinci sınıftan itibaren girişimcilik ruhu aşılayacakmış. Türkiye’nin ilk Girişimcilik Enstitüsü’nün kurulması için kolları sıvayan ODTÜ’nün amacı, mezun olan öğrencilerini "Ben nasıl iş bulurum?" noktasından "Ben nasıl iş kurarım?"a getirmek.
Görüyor musunuz, üniversite çatısı altında bir girişimcilik enstitüsü kurmak bile yeni aklımıza gelebilmiş!
Girişimci yetiştirmekle marka yaratmanın ne alakası var diyenleriniz olabilir. Eğitim sistemi olarak da marka yaratmanın ne kadar uzağında olduğumuzu anlatmak için değindim ODTÜ’nün bu olumlu adımına. Gençler hayata "Ben nasıl iş kurarım?" diye başlayacak olurlarsa, aralarından "Nasıl marka yaratabilirim?" sıçramasını yapabilen daha kolay çıkar belki.
Sizin memleket neresi? Yeni tanışan insanlarımızın birbirlerine "Memleket neresi?" diye sormaları, öteden beri garibime gitmiştir. Her türlü resmi kayıtlarda vilayet ya da il, gayri resmi sözel ifadelerde şehir ya da kent dediğimiz Malatya, Erzincan, Tokat ya da Sinop, insanlar birbirlerinin doğum yerini, soyunun - sopunun nereden geldiğini öğrenmek istediklerinde neden birdenbire memleket oluverir?
Milliyet TIR’ıyla Anadolu’yu turlarken, kafamı hep kurcalayan bu sorunun da yanıtını buldum galiba. Gittiğimiz her il kültür altyapısıyla, gelenekleriyle, öncelikleriyle, insanlarının karakteriyle, siyasal bilinciyle, öne çıkan ürünleri ve ekonomik faaliyetleriyle birbirinden o denli farklıydı ki... Sanırsınız ki her biri ayrı birer memleket! Avrupa’da olsa, pekala ayrı ülkeler olabilirlerdi.
Özgün yönleri ağır basan birkaç ilimiz, siyasetin ve siyasetçinin burnunu sokmadığı titiz bir çalışma sonucu seçilip incelemeye alınsa ve yaratıcı genç beyinlerimiz de yüreklerini bu işe koysa, küresel olmasa da hatırı sayılır birkaç Türk markası yaratılabileceğini düşünüyorum.
Hem zaten küreselleşen dünyada yerelin önemi giderek artmıyor mu?
mtamer@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|