
|

Devlet borcunda gerçekler ve tevatür
Türkiye kamu borcunun nasıl çevrileceğinin tartışma konusu olduğu bir ortamda seçime gidiyor. Seçimden bu borcu iyi yönetecek, güçlü bir hükümet çıkmaması halinde Türkiye’nin yeniden borcunu çevirme sorunuyla karşılaşabileceğini Kemal Derviş dahi söylüyor. Demek ki gelinen kritik noktada borcun yönetimi yaşamsal önem taşıyor. Bu konuda yapılacak bir yanlışlık, hatta yanlışlık yapılacağı izleniminin yaygınlaşması bile borç sorununu içinde çıkılması zor bir duruma getirebilir.
Bu kritik noktada konuya iki türlü yaklaşıldığını görüyoruz. Birinci yaklaşım hesaba dayalı; ekonominin büyüme hızıyla reel faizler konusunda belli varsayımlar yaparak ve borcunuzun yapısını da hesaba katarak belli sonuçlara varabiliyorsunuz. Bu hesabın içindeki en önemli belirleyicilerden biri de risk faktörü. Mali piyasalar borcunuzun yapısını, ekonominizin gidişatını ve siyasetteki gelişmeleri riskli gördüğü ölçüde hesaba katmanız gereken risk primi yükseliyor. Risk primi yükseldikçe de faiz yükünüz artıyor, borcunuzu sorunsuz çevirme şansınız azalıyor. Bunun son çarpıcı örneği Brezilya’da yaşandı; daha dört - beş ay öncesine kadar borç sorunundan söz edilmezken ekimde yapılacak seçimler sonucunda borcu iyi yönetemeyecek bir iktidarın oluşması olasılığı bile faizleri zıplatmaya yetti ve borcun çevrilmesi sorun haline geldi.
Borcumuz ne kadar? Hesabı doğru yapabilmek için önce kamu borcunun miktarını ve yapısını doğru saptamak gerekiyor. Hazine’yi bizzat yönetmiş olan değerli dostum Mahfi Eğilmez’in Radikal’deki köşesinde verdiği rakamlara göre gerçek kamu borcunun, kimilerinin iddia ettiği gibi 208 milyar dolar değil, 136 milyar dolar olduğunu, bir yıl içinde çevrilmesi gereken borcun ise 40 milyar dolar dolayında kaldığını görüyoruz.
Hesap basit: Kamunun temmuz sonu itibariyle 130 katrilyon TL. olan iç borcu yaklaşık 80 milyar dolar ediyor ama bunun yalnızca 73 katrilyonluk, yani 45 milyar dolarlık bölümü nakten piyasalara yapılmış borç, gerisi devletin kendi kurumları arasındaki borçlardan kaynaklanıyor. Bu 73 katrilyonluk piyasa borcunun da yalnızca 43 katrilyonluk bölümü 1 yıl ya da daha kısa vadeli. Böylece 26 milyar dolarlık bir iç borç ödemesi söz konusu bir yıl içinde.
Gelelim dış borçlara. Mart 2002 sonu itibariyle toplam dış borcumuz 118 milyar dolar ama bunun 44 milyar doları özel sektör borcu, 18 milyar doları da yurt dışındaki işçilerimizin alacaklarından oluşuyor. Yani Avrupa Birliği’nin benimsediği Maastricht kritelerlerine göre devletin dış borç yükü 56 milyar dolar. Bunu 80 milyar dolar olan kamunun iç borcuyla topladığımızda 136 milyar dolar ediyor.
Bir yıl içinde yapılması gereken dış borç servisi ise 12 milyar dolar dolayında. Bu rakamı 26 milyar dolarlık iç borç ödemesiyle topladığımızda 38 milyar dolar ediyor. Bunun önemli bölümünün iç borç yenilenmesiyle karşılanacağını varsayan Eğilmez sorunun, geriye kalan 10 - 15 milyar doları bulmaktan ibaret olduğunu belirtiyor.
Borç ödenemez tevatürü Borç sorununa ikinci yaklaşım ise adam yeme amaçlı şeamet tellallığı yaklaşımı. Bu yaklaşımın hesaba kitaba ihtiyacı yok. "Borç bini aştı, Düyunu Umumiye kapıda, mümkünü yok ödeyemeyiz bu borcu, konsolidasyon kaçınılmaz" edebiyatının yeni örneklerini sergileyen bu anlayışa göre bizi bu duruma düşürenlerin başında Kemal Derviş geliyor. Derviş’i ayağına ağır bir taş bağlayıp Sarayburnu’ndan atsak, IMF ve Dünya Bankası’nı bir güzel kovsak, bir de para basıp şu borcu bir gecede tasfiye etsek gül gibi geçinip gideceğiz şu memlekette ama dış güçler engelliyor bizi. Birçok kimseye ilk anda cazip gelen bu çözümü bir deneyebilsek dersimizi alacağız ama bir türlü olmuyor işte. Ancak seçimler yaklaşırken bu tevatür daha da yaygınlaşırsa şeamet tellallarının fetvaları kendini doğrulayan kehanet rolünü de oynayabilir.
oulagay@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|