03 Eylül 2002 Salı


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Metin Toker anısına

Yazarak uyarıcı olmanın anlamını da, sorumluluğunu da Metin Toker’den öğrendim, muziplikle muhalefet yapmanın değerini de, muzipliğin bir bedeli olduğunu da... Keşke bunu kendisine söyleseydim. Artık çok geç.

     ADALET AĞAOĞLU

     Babamın ağladığını hemen hiç görmemiştim. Bir kere gördüm. Yanında oturuyordum. Televizyona bakıyorduk. Ekrana pek fazla yüz vermeyen babam, gözlüğünü de takmış. Çünkü İsmet İnönü hasta. Doktorlarının son kerte soğukkanlı, insanları duygusallığa kışkırtmayan dengeli rapor üsluplarına karşın gerilimli hava çok somut. Sanki elle tutulacak: Tarihi yazan değil, yapanlardan başlıcası ha gitti, ha gidecek. Ölümün kendisine dokunamayacağını sandıklarımızdan biri. Buna en çok babam inanıyor olmalı. Televizyondan anlamak istediği, İnönü’nün ölüp ölmediği değil, hastanın iyileştiği ve tarihi yapmaya devam edeceği; başka ne olabilir ki? Kurtuluş Savaşı’nda bir jandarma eri konumuyla İsmet Paşa’yı Bolu’dan Ankara’ya kaçak olarak getirebildiklerinin ne anlamı kalır ki? İnönü’nün "son nefesini verdi" haberi geldiğinde babamın hiç sesi soluğu çıkmamıştı; sessizce ağlıyor. Bir süre öyle, miyopun da miyopu gözlerinden pıtır pıtır yaşlar döküldü.
     Metin Toker’in Milliyet’teki köşe yazısını kendisi yerine, "şifahen" yazan kızına yazdırmasındaki sessiz ve ışıklı direnişini Gülsün’ün kaleminden okurken, gözlerim ıslanıp bulandı; aynı anda babam aklımdan böyle geçti. Herhalde varlığını değil, varoluşunu hissettiği zamanın anlamına duyduğu derin özlemden ötürü ağlamıştır babam, gibi düşüncelere kapıldım. Özden’in yanısıra bana güzel dostluğunu zarafetle armağan eden genç yaşlarımda henüz ne olacağı belirsiz yazarlığımın başlıca bilirkişilerinden Metin Toker’in kaybıyla bu geleni bildiğim halde, altından kalkılması güç bir sarsıntıya yakalandım. Bu da belki, ak kağıt üstünde sözcükler, noktalar, virgüllerle düşünce üretecek cümleler kurmaya nihayet bir anlam verebildiğim dönem için duyduğum derin özlemden. Çaresizliğe hiç yüz vermemiş Akis dönemi. Yazının etki ve tepkilerini sorumluluğuyla birlikte kavrayabildiğim zaman. Bir köşeye sahip oluşumu değil de, varoluşumu hissedebildiğim, yaratıya heveslerle dolu bu zamanımı Metin Toker’e borçluyum. Üstelik biz Akis’lilerden çoğumuz, burada imzasız yazardık. Derginin çekici o sihirli üslûbunun buna bağlı olabileceğini sonraları sık sık düşündüm. Bunda bir masumiyet var. Çünkü adın sanın yok. Hoş zaten, derginin sahibi konumunda olmasa, belki Metin de, okuya izleye bildiğini, bildikleri üstüne düşündüklerini herkese iletmekle yetinecek. O, salt yaramaz zekâsından, oraya buraya dokunup dürtükleme ihtiyacından dolayı çıkardığı dergide yazıyor. Daha iyi bir dünya arayışını başkalarıyla paylaşma coşkusundan. Hani yani, kralın çıplak olduğunu görüp de "Görmedim, bilmiyorumöculardan olamamak, işi de ucuz kahramanlığa hiç mi hiç vurma eğiliminde olmamak: Masumiyetin en masumu...
     Dokunsan ağlatacak anılarımızın da, bozguna ve bozulmaya uğramamış, bütünselleşme gayretleriyle dolu bir masumiyeti var. Yarına güvenerek yaşanmış zamanlarımız için duyulan derin hasret, Metin Toker’in kaybıyla altından kalkılması güç yıkkınlıklar bundan olamaz mı?
     O günlerden bu yana aradan yarım yüzyıl geçmiş. Metin’le Özden Toker o saflığı, bu tertemiz zamanları bana bir kere daha yaşattılar. Tek güne gengeniş sığmış ışıklı buluşma nasıl özlenmez? İzmir’deyiz. Urla’da Can Yücel’i görmeye birlikte gitmemizi önerip gerçekleştirmeyi sağlayan Metin Toker’le Özden. Hayatları topluca değerlendirilince görünür olabilecek, işte o, en sahici soylulukla.
     Datça’dan, Urla ve İzmir’den dostlar, Burdur’dan koşup gelen Fakir... Güzelin güzeli bu buluşma gecemizin fotoğrafları önümde. Bunları yerlerine ulaştırma özenimi gösteren de Özden Toker. Hepimiz söyleşiyor, gelecek üstüne şakalarla fıkralar imal ediyor, içiyoruz; Can’ın Güler’i ve çocuklarıyla ne hastalık, ne ölüm söz konusu. Fakir’in kendi durumundan kendisinin de haberi yokmuş. Metin ise, Akis’te imzasız yazıyormuş gibi gitti ölüme.
     Rengahenk’ler oluyoruz. Fakir’in, belki de öğretmen yüzü ilk defa bu kadar sivilleşmiş Fakir’in o akşamki hali, işte burda. Can zaten, kapısına dayanmış Azrail’i kendi kendine yazdığı hayat hikâyesiyle kışkışlamış bulunmakta. Metin Toker, rahatsızlığının kıl kadar gölgesini düşürmemiştir Urla gecesine.
     Ertesi sabah, oteldeki kapılarını tıklattığımda Metin’i, ustaların ustası gazeteci yazar ve incelemecimizi, 1958 - 60’lar arasında tanıdığım genç gazeteci gibi, Milliyet köşesine yazısını yetiştirirken görmüşümdür. Yurttaşlık bilincini evrensel boyutlara taşıyan sanki o değil. Yazarak uyarıcı olmanın anlamını da, sorumluluğunu da Metin’den öğrendim, muziplikle muhalefet yapmanın değerini de, muzipliğin bir bedeli olduğunu da... Keşke bunu şimdi burda değil, Can Yücel’li gecemizde, pembe köşkte aile sofrasında buluştuğumuz gecede ya da kendisine söyleseydim. Artık çok geç.
     
     




 KÜLTÜR & SANAT


Kültür - sanat ağırlıklı İzmir Fuarı
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
Biraz gezgin, biraz kâşif
Masum bir türkü, hazin bir öykü!
Dünyalar kurmuş sanatçılar
"Söz, anlamın bedenidir"
Ortaköy’den Sydney’e
Elvis’ten önce rock yoktu
Vega tatlı mı, sert mi?
Nerede o eski vampirler?
Saldıray Abi’den Ali Cengiz’e
Metin Toker anısına
Atölyeli yazarlar
Hermann Hesse ve kuzey kültürü
Zor erkekler rehberi
Polisiye tadında bir Ortaçağ serüveni
Şehir Tiyatroları’nda Yaz Şöleni
Can Şenliği üçüncü yılında
Plastik sanatlarla tedavi
Kontrolün sese geçtiği an
İstanbul’da tango geceleri
Biraz zamanla, belki...
Aşk laftan anlamaz ki...
Kan su gibi akıyor
Aşk acısı üzerine
Geleceğin karanlık dünyası
Her şey özgürlük için
İrlanda’nın siyah gülü
Pilavı değil planı yemeliyiz!
Hayat atölyesi
"Geri iade", "dâhi" ve diğer suçlar...
Yeni yayınlar


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet