06 Eylül 2002 Cuma


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Tepetaklak insanlık, çadır tiyatrosunda

     Her krizin birçok mağlubu, birkaç da galibi oluyor. Mağluplar ceplerinde yetenekleri, eğitimleri falan iş görüşmelerinden "İşe alındım ama para yok" diye dönüyorlar. Nasıl para yok yani? Şöyle para yok yani. Annesi pek güzel olan kriz galibi müstakbel patron "Nasılsa boştasın. Bizim de işlerimiz pek parlak değil. Sen gel burada başla, para meselesini sonra bir vakit konuşuruz" diyor. Hadi ya! Hangi vakit? Parasız çalışılır mı? Bari yeni çağın değiş tokuş yöntemi "barter" neyin yapalım.
     Artık çalışanlara para bile verilmiyor; ümit veriliyor, gelecek vaat ediliyor. Budur yani son durum. "Günde bilmem kaç saatini bana ver, ben de sana şık ümitler vereyim. Yeter ki para vermeyeyim. Zira ben bu paraları istiflemek istemekteyim." Zeki insanın hali başka oluyor tabii. Sıradan fanilere de bu zekanın karşısında secde etmek kalıyor.
     
Talep yoksa, arz ölecek mi?
     Şaka gibi değil mi? Ama şaka değil! Bu yöntemle TV kanalları kuruldu, böyle "on air" olan radyolar var, çalışana sıfır para usulüyle dergiler, gazeteler çıkıyor. İyi niyetli, yani safça bakmak icap ederse "Ay ne güzel! Birlikten kuvvet doğar. Bir elin nesi varsa, iki elin sesi var: Şak şak şak! Ay tıpkı ilkokuldaki hayat bilgisi kitabında resmedilen memleketimin güzel köylerindeki imece usulü gibi" denebilir. Sanki öğretmensiz hayat bilgisi derslerinde, yani gerçek hayatın içinde o köylerde imece usulü çalışan herkesin aslında ağaya çalıştığını öğrenmemişiz gibi...
     Çalışmak ne demek? Üretmek mi diyeceksiniz? Üretin bakalım. Fakat ne karşılığında? Kim alacak ürettiklerinizi? Ya ortada alıcı yoksa? Ya alıcı varsa ama azsa, oysa sizinle aynı şeyi üreten çok fazla insan varsa? Daha kötüsü, siz artık üretmiyorsanız ve pazara kendinizi sunuyorsanız yalnızca ve sizi kimse almıyorsa? Yani, o neredeyse insanlık kadar eski ekonomi ilkesi -o kadar eski mi?- arz-talep meselesi... Talep yoksa, arz ölecek mi? Talibi çıkmayan insanlar ne yapacaklar?
     
Alıcı bekleyen mallar gibi...
     Levent Kırca’nın yeni kuracağı TV kanalının iş ilanına başuranları gördünüz mü? Arz-talep dedim ya, budur işte. Binlerce insan, ellerinde üniversite diplomaları falan, bir yanda kameralar çekiyor, diğer yanda rakipler izliyor ve orada sizden birkaç dakika içinde bir, hatta bin bir hüner sergilemeniz bekleniyor. İnsanlar, alıcı bekleyen mallar gibi pazar tezgahına dizilmişler; sahip oldukları tek şeyi, yani kendilerini arz etmekteler. Ve talep beklemekteler.
     Ama ben hep diyorum, fırsat buldukça yeni yeni söyleyişler bulup yeniden diyorum. Dünyanın çivisi çıktı, amaçla araç yer değiştirdi, insanlık tepetaklak oldu ve tepetaklak olan bu insanlar bir çadır tiyatrosunda gösteri yaptıklarının hiç farkında değiller falan diyorum. Sonra işte Levent Kırca bir çadırda iş başvurularını kabul ediyor. Ve çaresizlik insanları orada sırayla yetenek sergilemek mecburiyetinde bırakıyor.
     Tuhaf ama somut bir suçlusu bile yok bu durumun. Levent Kırca insanlara iş olanağı sunuyor, insanlar iş sahibi olmaya çalışıyor. Ne oraya çağırana, ne de oraya gidene kızabiliyor insan.
     Peki durum niye bu kadar acıklı o zaman?
     
     tubakyol@yahoo.com
     



 CUMARTESİ


Eski çarşıda yeni hayat
Hoca bize psikolog getir!
Sipariş üzerine bir metrelik kebap
İki Guns N’ Roses birden çıkıyor!
ABD’de Nazım gecesi
Vosvos sahiplerine değiş tokuş fırsatı
Dünyanın en ünlü haber fotoğrafları sergileniyor
İstanbul dostları kültür gezilerinde
Kızlar DJ kabininde
ÇAL ANAHTARI
Ne var, ne yok?
Arşimet niçin banyodaydı?
Tepetaklak insanlık, çadır tiyatrosunda
Kaşgarlı Mahmut Amca


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet