
|

Bilinç kısırlığına, nükte kısırlığı da eklenince...
Yağmurlar İstanbul’u yine teslim aldı. Alsınlar... Geldikleri gibi gidecektir yağmurlar da... Birkaç bin evi sular bastı, birkaç yüz araba yollarda kaldı diye, Türkiye çökmez. Nasıl ki Kocaeli depreminde onca yapı yıkıldı, 50 bine yakın insan öldü diye, Türkiye çöktü mü?
Kaldı ki her ülkede bu tür sıkıntılar oluyor. Prag’ı da, Atina’yı da seller alıp götürmedi mi?
***
Eğer tıkırı yerinde bir politikacı; yahut yaşam güvencenizi, Ankara egemenlerinin hiç değişmeyen beylik plağını tekrarlayıp durmakta bulanlardansanız; her yağmur yağışta başı derde girenleri, yahut her şiddetli bir depremde acıya ve yasa gömülenleri değil; devletin yüceliğini ve gücünü savunursunuz.
Orman yangınları gibi, trafik kazalarındaki yoğunluk gibi, sağlık konularındaki lagarlık gibi aksaklıklar ön plana çıktıkça da; başka ülkelerdeki aksaklıklardan örnekler verir:
- ABD’de ormanlar yanmıyor mu; Avrupa otoyollarında kazalar olmuyor mu; sağlık sorunları hangi ülkede yüzde yüz çözümlenebildi ki, dersiniz.
***
Tek parti döneminden kalma beylik bir plağın koristliğini ve her fırsatta "Türk’e Türk propagandası" yaparak, hayatını gül gibi geçirmiş nice emekli mevki sahipleriyle; ekonomi dışı bir şovenliğin hipnozları içinde, ömür tüketen nice insan yaşar Türkiye’de... "Üst düzey bir kişilik" özlemlerini, sözlü bir hamasetçilikle gidermeye çalışırlar anlamsız tartışmalarda...
***
Politikacıların en büyük açmazı ise; "ekonomi"nin, siyasal partilerin iradesine göre, değişik biçimlerde uygulanabilecek bir mekanizma olmaktan çıkması ve evrensel boyutta "bilimsel" bir nitelik kazanması...
Modern teknolojideki aşamalara dayalı küreselleşme süreci, nasıl "ulus - devlet" modelini gerilerde bırakan yeni bir evre yaratıyorsa; "ekonomi" de, "sana göre o ekonomi - bana göre bu ekonomi" olmaktan çıkıp, bilimselleşiyor; evrensel ve saydam olma koşuluyla...
***
Hiç kuşkunuz olmasın ki, eninde sonunda Türkiye de, bu sürecin içine girecek; diyelim 20 yıl sonra, diyelim 30 yıl sonra...
Güncel sıkıntıların iğneli fıçılarında yaşayanlar için; 20 - 30 yıl sonrası bir anlam taşımaz elbet...
Ne yapmalı ki sıkıntıların bir nedeni, "Türklerin mesleksiz oluşları" ise, bir nedeni de "anadillerinin ‘yazı’ boyutundan kopuk" oluşları...
Şayet gazetelerin toplam tirajı 4 milyon yerine, 35 milyon olsaydı ve yılda adam başına düşen kitap alım ortalaması da, 2 dolar yerine 500 dolar olsaydı; güncel sıkıntıların iğneli fıçılarında yaşayanların oranı, bu kadar büyük olur muydu?
***
Salt tüketimde çağdaşlaşmaya yönelmiş, hamasetçi politikalar yerine; tıpkı 1826 Japonya’sı gibi, üretimde çağdaşlaşmaya yönelmiş, saydam bir ekonomiye dayalı politikalar uygulanabilseydi...
Marx’ın dediği gibi:
- Tarihte ne olmuşsa, ancak öylesi olabildiği için, öyle olmuştur.
Ve değişim dinamikleri, her türlü "statüko"yu değiştirir sonunda...
***
Politika kazanı, dumanlar çıkara çıkara kaynamada.
Bendenizin dikkatini çeken nokta, sayıları 60’ı bulduğu söylenen siyasal liderlerin; "mizah, nükte, espri" yaratıcılığından yoksun oluşları... Hiçbirinden belleklerde kalacak, gülücüklü bir füze fırlamıyor.
***
Örneğin 2. Dünya Savaşı’nda, İngiltere’nin galip Başbakanı Winston Churchill; ola ki bir zafer sarhoşluğuna uğrar kaygısıyla, savaştan sonra iktidardan düşürülmüştü.
Yerine İngiliz İşçi Partisi lideri Attlee, getirilmişti.
Eski Başbakan Churchill ile yeni Başbakan Attlee, Avam Kamarası’nın tuvaletindeki pisuvarlarda yan yana düşmüşler. Churchill, Attlee’ye hiç yüz vermemiş. Attlee, gülerek:
- Ne o Winston, küs müyüz, demiş.
Churchill’in yanıtı:
- Sizin programda, "üretim araçları"na el koyacağınız yazıyor. Seni görünce, hemen saklamaya giriştim benimkini, ondan ilgilenemedim seninle...
Sonradan yakıştırma dahi olsa, unutulmayanlardan siyasal bir nükte işte...
***
Hitler Almanya’da iktidara geldiğinde de, Ercüment Ekrem bizim Varşova Büyükelçiliği’nde, elçilik müsteşarıymış. Bir akşam içki sofrasında dilini tutamamış:
- Almanya’yı Hitler, bizi de itler idare ediyor, demiş.
Ve hemen geri çağrılmış.
***
Kaynayan siyaset kazanlarından da, unutulmayacak tadımlıkta bir şeyler kalmalıdır nükteler tarihine...
Bilmem aldanıyor muyum, gitgide yaygınlaşan bir "espri" kuraklığı başlamış gibi bizde...
Nasreddin Hoca’ların, Bektaşi Babaları’nın, İncili Çavuş’ların, Bekri Mustafa’ların, Borazan Tevfik’lerin, Bal Mahmut’ların kahkahalı zeka bahçelerine yakışmayan bir kısırlık...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|