
|

Ağzı kanatmayan şarkılar
Sözler insanın ağzının içinde birikince yanaklardan boyna doğru sancılı bir kasılma olur. Bak mesela, ağlamamaya çalışırken de böyle olur. Hani sanki biri çene kemiklerini aşağıya doğru çekiyormuş gibi... Söylemedikleri nerede birikir insanın? Kalbin arkasındaki gizli, dipsiz bir kutuda mı? Söylenmeye söylenmeye kıkırdaklaşıp, sonra da kemik haline gelir mi çok bekletilirse sözler? O yüzden mi, sanki kemiği yerinden söker gibi bir acı verir uzun zaman söylenmeyip de günün birinde ağzı parçalayarak çıkan sözler?
Diyarbakır’ın kemik sözleri
Bunlar geçiyor insanın aklından, günün birinde "Diyarbakır’da bir sanat ve kültür merkezi kuralım" deyince birileri. Benden de düşünmemi istemişlerdi. Ben de düşünmüştüm. "Diyarbakırlı kadınlara günlük tutturalım, bir yıl boyunca" demiştim, "Dicle kıyısında şiir akşamları düzenleyelim her dolunay vakti" demiştim, sonra "çocuklara büyüklerini tarif ettirelim, yazdıralım" ve "Cahit Sıtkı Tarancı’nın konağında yayımlanacak kitapların ilk okumasını yapalım", "Diyarbakır Kalesi’nin burçlarında yazı atölyeleri yapalım"... gibi şeyler söylemiştim. Bazılarının işi de bu işte, hayal kurmak!
Ne ki, şimdi olmaya başlayacak bunlar. Diyarbakır Sanat Merkezi 7 Eylül günü saat 19.00’da açılıyor. Galleria İş Merkezi’nin içinde. İstanbul’dan insanlar gidecek: Murat Belge, Jale Parla, Cevat Çapan... Bu başlangıç daha. Hayal kurma ve hayal yapma işi ustası yönetmen Işıl Kasapoğlu bir tiyatro atölyesi kuracak. Emre Koyuncuoğlu dansla ilgili projeler hazırlıyor. Aslı Erdoğan’ın bir takım planları var. Serhan Ada’nın da tıkır tıkır işliyor kafası. Gezici Sinema 15 gün boyunca Güneydoğu’nun sinema olmayan il ve ilçelerinde film gösterecek. Bir sürü şenlik işi yani. Şu da var ki, "Sanat İstanbul’da yapılır. En şahanesini yapar gider Diyarbakırlılara izlettiririz" bilmişliğinden, bu tür bir İstanbul küstahlığından mümkün olan en uzak noktada durmak niyetindeyiz. Daha ziyade oradaki söylenmemiş, kemikleşmiş sözleri, ağızların parçalanmamasına gayret ederek çıkartmak gibi bir planımız var. Böyle yani... Her şey güzel olacak.
Sezen gibi insanlıktan...
Biz, hepimiz -sen de yani artık biraz insanlıktan konuşmak mecburiyetindeyiz. Sezen Aksu’nun konserinden ağzımızda gözyaşı tadı kaldı ya, ılık, tuzlu, tatlı, öyle şeyleri daha çok, hep daha çok yapmak zorundayız. Zorundayız, anlıyor musun? Neden? Çünkü canımız sıkıldı bizim. Çok sıkıldı. insanlıktan konuşunca genişliyor kalbimiz bir tek. O zaman kendimizin farkına varıyoruz, olanaklarımızın ve beynimizin düşündükçe genişleyen coğrafyasının. En insan halimiz şarkı söylediğimiz, hayal kurduğumuz halimiz değil mi? Bunları işte şimdi sık sık yapmak mecburiyetindeyiz. Çünkü... Sezen Aksu konserinden sonra demiştim ya, çok dövülmüş birer köpektir bizim kalplerimiz. Şimdi iyi şeyler de olabileceği bilgisini yeniden, en baştan öğrenmeye mecbur olan.
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|