
|

Arap Bacı’nın mahrem kılı...
Bizim Türkiye; depremli, su baskınlı, rezalet ve sefalet yoğunluklu, asmalı kesmeli, siyasal cinayetli, gizli katilli, kendi yarattığı dev aynalarında megalo hamasetçi, "Sezarlaşma" sapkınlığına uğramış; vurgunlu soygunlu, üçkağıtçılık ve rüşvet yozlaşmasındaki hızda, dünya şampiyonu; yani efendim görünmez sakıncalar ve umacılarla dola bir ülke olmasa; traji - komik bir sinema şenliği...
***
Düşünün ki, daha Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda; ulusal marşımız, İstiklal Marşı’nın ozanı Mehmet Akif; temel inkılaplardan biri olan "şapka inkılabı"na karşı çıkıp, Mısır’a kaçmış...
Ve günde saat başı, ulusal marş olarak okunan kutsal bir şiirin ünlü ozanı, Mısır’a kaçtıktan sonra da; oğlu, içerde sürünerek, yoksulluklar içinde yaşamış. Ve bir gün ölüsü, Beşiktaş’taki bir çöp bidonu içinde bulunmuş.
***
Vazgeçtik 1826’da, kendi 140 bin kişilik ordusunu katliamdan geçirmiş tarihteki tek ülke olmayı; "bir Türk’ün cihana bedel olduğunu" da kendimiz söylemişiz; "Biz bize benzeriz" diyerek, ekonomik düzenimizin, Dünya’daki hiçbir ekonomik düzene benzemediğini de...
***
Harika bir yerdir Türkiye; görünmez sakıncalar ve umacılarla dolu bir ülke olmasa...
Bütün bu traji - komik sinema şenliğinin dayandığı temel çelişki; sanatta realizmi, tarihte objektif bilimselliği, ekonomide saydamlığı, siyasette özeleştiriyi reddeden; sanal bir görünümden ibaret, "bir imaj çağdaşlığını" istisnasız herkesin benimsemesi gereken "resmi bir politika" olarak tüm topluma dayatmış olmamız...
Üstelik mesleksiz ve köylülük evresini bile henüz aşamamış bir topluma; mesleki hiçbir beceri vermeyen lise eğitiminden geçmişlerin dahi, ancak Hazine’ye kapılanarak geçinebildikleri bir topluma; ekonomik verilerinin su üstüne çıkması yasaklanmış bir topluma; Hazine arazilerinin kadastrosunun dahi çıkarılmamış olduğu bir topluma; "hukukun üstünlüğü" ilkesinden yoksun bir topluma...
***
Evrensel bir saydamlaşma Türkiye’yi de kapsadıkça; traji - komik bir sinema şenliği, tüm TV kanallarında daha çok ekranlaşıyor.
Ve harika bir dönem yaşanıyor.
60 liderli bir siyasetçiler sambası harika değil mi?
Harika değil mi, emekli valilerin geçinmek için çaycılık yapmaya başlaması...
Örtülü ödenek belgelerinin, imha edilip edilmediği tartışmaları da harika; AB üyeliğine sinsice yan çizme hesapları yapmak da...
***
Bu traji - komik sinema şenliği, "Türk’e Türk propagandası"yla "onlar - biz" ayrımı yapmaya dayalı; içi boş hamasi naralanmalar ve vatan, millet aşkı çok taşkın siyasetçi övünmeleriyle, daha ne kadar sürer?
Enseyi karartmayın ama, 20 - 30 yıl daha sürebilir...
***
Gerçi "temelden bir düzen değişikliğinin zorunluğu" da, gündeme girmiş durumda ama...
Hazine’den geçinmelilerin üst kesimine göre biçimlenmiş, 150 bin resmi arabalı, oligarşik bir "statüko"dan da, kolay kolay kimse yanaşmaz vazgeçmeye...
***
Seçim vaatlerine baktıkça, aklıma çok sevdiğim eski bir fıkra geliyor.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir dere kıyısında unutulmuş bir köy varmış.
Köye bir Şeytan musallat olmuş. Her gün iki kez köye geliyor; kadın erkek, genç ihtiyar, çoluk çocuk demeden; herkesin tek tek ırzına geçip gidiyormuş.
Ve köylüler hiçbir şey yapamıyorlarmış Şeytan’a...
***
Bir gün fal bakan Arap bir Bacı’nın yolu düşmüş köye. Köylüler:
- Aman Bacı, demişler; durum böyle, böyle, böyle... Sen falı malı bırak da, mümkünse kurtar bizi şu Şeytan’dan...
Arap Bacı sormuş:
- Biliyor musunuz Şeytan’ın nerde olduğunu?
- Derenin üstündeki tahta köprünün altında oturuyor.
Arap Bacı köyden ayrılmış ve köprünün üstüne gelince, aşağı doğru eğilip Şeytan’a bağırmış:
- Sen Şeytan mısın?
- Evet...
- Senin üstesinden gelemeyeceğin hiçbir şey yok mudur?
- Yoktur...
Arap Bacı, elini mahrem yerine sokup kıvrık bir kıl koparmış:
- Al öyleyse bunu düzelt, demiş ve devam etmiş yoluna...
***
Aradan geçmiş 20 yıl...
Arap Bacı’nın yolu yine aynı köye düşmüş. Köylüler, Arap Bacı’yı davullar zurnalarla karşılamışlar:
- Senden sonra Şeytan bir daha hiç görünmedi, demişler. Ne yaptın, ne ettin bilmiyoruz ama, bizi Şeytan’dan kurtardın. Bin yaşa Arap Bacı...
***
Hep birlikte yenmiş içilmiş. Arap Bacı köyden ayrılınca, yine köprüden eğilip bakmış Şeytan’a....
Şeytan hala daha Arap Bacı’nın kıvrık kılını düzeltmeye çalışıyormuş.
Arap Bacı indirivermiş şalvarını donunu ve avucuyla orasına vurarak seslenmiş Şeytan’a:
- Sen hele onu bir düzelt; bak burada daha ne kadar var...
Siyaset liderlerinin nutukları bol olsun, alkışları da...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|