08 Eylül 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Erkan Mumcu: "Beyaz Türklerin burun kıvırmalarına, imalarına muhatap olabiliriz"
"Bu kararı ‘Değiş Tonton’ deyip almadık, tabii ki gerginlik oldu"

ANAP’tan AKP’ye geçen Isparta Milletvekili Erkan Mumcu "Geleceği öngörmek siyasetçinin sorumluluğudur. Liderlik bunu gerektirir" diyor

     AHMET TULGAR

     Erkan Mumcu ile "Ankara’nın Nişantaşı’sı" olarak tanımlanan Arjantin Caddesi’ndeki Kuki adlı pastanede buluşuyoruz. Siyah, kocaman bir Mercedes’le geliyor. Eylül güneşi altında kahvelerini alan şık Ankaralı kadınlar bir an başlarını kaldırıp bakıyorlar. Sonra hemen kendi aralarındaki sohbete geri dönüyorlar. Kuki’nin bütün masalarına Donna Karan’ın sonbahar-kış koleksiyonunun el ilanı bırakılmış. Erkan bey çok şık. Siyah takım, beyaz polo tişört. Siyah gözlük.
     Kuki’de gürültüden konsantre olamıyorum. "Başka bir yere gidelim" diyorum.
     İstanbul, Nişantaşı’nda da bir şubesi olan Mezzaluna adlı İtalyan lokantasına gidiyoruz bu kez. Kuki’deki kadınların erkek versiyonları Mezzaluna’da. Ankaralı yuppie’ler. Onlar Kuki kadınlarının tersine, Erkan beyle sohbete teşne.
     Erkan Mumcu, AKP’ye geçişine ilişkin sorularımdan birine "Ben Beyaz Türklerin değil, Öteki Türkiye’nin politikacısıyım. Mazlumların, çorabı deliklerin..." diye cevap verdi. Ama yine de sohbetimiz Beyaz Ankara’da başladı ve bitti.
     
AKP’ye geçerek Türkiye’de bir kesimi düş kırıklığına uğrattığınızı düşünmüyor musunuz?
     Bana sempatiyle bakan bir kısım insanın bu kararımdan memnuniyet duymadığını biliyorum. Ben de ANAP’tan ayrılma kararını kolay almadım. Bu böyle olmasın diye de çok uğraştım. Fakat bu, AKP’ye geçmekten hoşnut olmadığım anlamına da gelmemeli. Siyaset yapan insanın sorumluluğu şudur: Bugüne gelecekten bakmak. Geleceği öngörmek yani. Evet, Türkiye’de bir kesim insan AKP’yi çok sempatik bulmuyor ama kamuoyu araştırmaları "Asla oy vermem" kategorisinde en düşük çıkan parti olarak da AKP’yi gösteriyor. Sadece yüzde 10’un altında bir kesim AKP’ye karşı son derece yoğun, kesif bir olumsuz tavır içinde.
     
Siz "geleceği öngörürken" bu kamuoyu araştırmalarına mı itibar ettiniz?
     Hayır, tabii ki değil. Sadece merkez sağ politika yapmak isteyen birinin nerede olması gerektiği öngörüsüne itibar ettim.
     
     "Siyasilerin burs kabul etmesi niye yasak olsun?"
Genç, hırslı bir politikacısınız. Barajı geçmesi riskli bir partiden ayrılıp kamuoyu araştırmalarında birinci çıkan partiye geçiyorsunuz. Kamuoyunu samimiyetiniz konusunda nasıl ikna edebilirsiniz? Siyasi kariyerinizi garantiye alıyor olamaz mısınız?
     Şunu herkes biliyor ki ben bağımsız aday olsaydım da seçilebilecek durumda bir adamım. Benim siyasi hayatım hep bedel ödemekle geçti. Bir söz, bir ilke, bir prensibin; açık ve biraz başkalarına sivri gelen bir cesaretle savunusunu yaptığım için hep makam, mevki, unvan terk ettim. Böyle bir ikna, ispatlama çabasını bile kendime bir adaletsizlik sayarım.
     
AKP hareketinde başından beri bulunanlar sizi nasıl görüyordur? Fenerbahçeliyken UEFA Kupası’nı aldı diye Galatasaraylı olan biri gibi mi?
     Bugüne kadar AKP’lilerde bu tür bir tavıra rastlamadım. Ayrıca bazı AKP’liler bana bu gözle baksalar da bunu önemsemem. Siyasetçiler biraz egosantriktir. Egosantrik kişiler bana böyle bakabilirler. Baksınlar.
     
Genel başkanınız Recep Tayyip Erdoğan’ın çocuklarını bir işadamının okutmasını doğru buluyor musunuz? Siz kabul eder miydiniz böyle bir şeyi?
     Genel başkanın durumunda çok özel bir şey söz konusu. O da çocuklarının kılık kıyafetleri dolayısıyla Türkiye’deki okullarda okuyabilme imkanına sahip olmamaları. Dolayısıyla yurtdışında okumaya adeta mahkumlar. Ya da okumayacaklar. Hiçbir baba buna rıza göstermez. Görülen o ki iddia edildiği gibi Tayyip Erdoğan’ın bir milyar doları yokmuş. Uzun yıllardan beri siyasetin dışında da dostluk ettiği bir işadamının sağladığı bir bursu kabul etmiş bu yüzden. Burs sistemi her yerde uygulanıyor.
     
Erdoğan’ın çocukları bu burs için bir sınava tabi tutulmuşlar mı?
     Birçok şirket kendi takdiriyle seçtiği insanlara burs veriyor. Burs kurumundan yararlanmak siyasetçiye neden yasak olsun?
     
AKP’liler sık sık demokrasiyi referans gösteriyorlar. Bazı beden bölgelerinin açık bırakılmasını erkeklere yasaklamayıp kadınlara yasaklamak bir cinsiyet ayrımcılığı ve dolayısıyla antidemokratik bir tutum değil midir?
     Ben bir din adamı değilim. Dini açıdan bu soruyu cevaplayamam. Ben insanların dinleriyle yaşamları arasındaki ilişkiyi kendilerinin özgürce kurabilmelerinden yanayım. Her dinin getirdiği bir takım formlar bulunur, bu formlar süreç içerisinde yeniden üretilmiş ve kültüre dönüşmüştür.
     
Kültüre de uymak zorunlu değildir ki. Kültür antidemokratik olabilir, değil mi?
     Tabii. Ama bu kültüre siyasal erki kulllanarak müdahale etmek de antidemokratik bir tutumdur. Bireyin dini nedenle ya da zevki için yaptığı tercihlere kimse müdahale edemez.
     
     "Politikada benim değil, Erdoğan’ın dili avantajlı"
Ama çoğu durumda bireyler tercih yapmıyor ki. Aile reisleri karar veriyor.
     Her kültürde çeşitli dozlarda, özellikle kadın-erkek ilişkisinde antidemokratiklik olur. Bu, dinin ürettiği bir şey olmaktan çok tarım toplumunun ürettiği bir şeydir. Bu kültürel oluşumlar dinden çok ekonominin güdülediği şeylerdir. Ben kadın-erkek ayrımcılığı konusunda Marksist analize yakın duruyorum.
     
Marksist yöntemle bakıldığında ekonomik altyapının değişmesiyle türban meselesi de çözülecek mi?
     Fakat kültürel değişim ve dönüşümler tarihin hiçbir evresinde, hiçbir coğrafyada bir siyasi ya da iktisadi modelin getirilip konulmasıyla kısa sürede gerçekleşmedi. Kentler kendi kendine ortaya çıkmadı. Sanayi dediğimiz bir olgu sonucu oldu bu. Tarıma dayalı üretim ilişkilerinin kurguladığı toplum her yerde geleneksel toplum modelidir. Bizim sancımız da bu zaten. Biz kentleşmesini, sanayileşmesini sağlıklı yaşayamamış bir toplumuz. Geleneksel kültürel formların nedeni bu. Bu geleneksel formları değiştirecek olan şey yeni bir üretim tarzıdır. Kırdaki insanı nasıl kentli yaparsınız? Kentsoylu bir yaşama biçimi olan demokrasiyi kırda nasıl üretirsiniz? Biz bir İslam ülkesi olarak bu dönüşümümüzü ne kadar hızlı gerçekleştirirsek dünya için de son derece önemli bir fırsat sunmuş olacağız. Ben AKP’ye katılma kararımı bütün bu değerlendirmelerden yola çıkarak aldım.
     
Siz bir entelektüelsiniz. Erdoğan’da ise ben henüz bu tür bir entelektüel tavır saptayamadım. Erdoğan’la ortak bir dil tutturabiliyor musunuz?
     Benim yaşadıklarımın yanında biraz da okuyarak geldiğim noktaya Tayyip bey en sert biçimiyle yaşayarak geldi. Bunun ifadesini de yaşam öyküsünden çıkardı. Ama politika için avantajlı olan onun dili, benimki değil.
     
     "Bizim evde terlik değil ayakkabı ile dolaşılır"
Konserlerde, davetlerde Beyaz Türklerin arasında çok şık duruyordunuz. Şimdi AKP’de de kendinizi aynı derecede manzaraya oturmuş buluyor musunuz?
     İsmet Özel’in şeyini hatırladım şimdi, neydi o? West, İthaki, Maçin, neydi o?
     
West Indies, Kızıl Elma, İtaki, Maçin / Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
     Şiirin adı neydi?
     
Şiirin adı şey: "Uzun yola çıkmaya hüküm giydim"
     Hayır, değildi.
     
Hah, "Mataramda Tuzlu Su".
     Evet, işte bu. O şiirin kahramanına kendimi çok benzetiyorum. (Özel bu şiirinde "Beyazların yöresinde nasibim kalmadı" da der.) Yani uzun yola çıkmaya hüküm giyen kişi. Kendimi uzakta yabancı hissetmiyorum.
     
Kendinize mi yabancısınız o zaman?
     Neden?
     
O şiirde İsmet Özel şöyle diyor çünkü: "Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?"
     Evet, evet, evet; çok çarpıcı bir cümle.
     
Beyaz Türkleri sevmiştiniz, değil mi?
     Beyaz ya da zenci, insan insandır. Ama Beyazların arasında özlediğim siyaseti yapamam. Bir siyasetçi olarak ben Öteki Türkiye’ye aitim; mazlumlara, mağdurlara, çorabı deliklere, ayakkabısını çıkarmaktan ürkenlere, misafir gittiği evde çorabındaki delik görünmesin diye ayak parmaklarını bükerek oturanlara aitim.
     
Evinize gelen misafirlerden kapıda ayakkabılarını çıkarmalarını ister misiniz, yoksa evinize ayakkabı ile mi girilir?
     Hayır, çıkarttırmayız. Çünkü evimizde zemin taştır. Ayakkabı ile girilir bizim eve.
     
Tayyip bey ayakkabılarını çıkarıyor ama bir eve girerken.
     Biz misafirlerimiz nasıl rahat ediyorlarsa öyle yapmalarını isteriz. Ama bizim kendimiz için tercihimiz ayakkabı çıkarmamaktır. Terlik yerine ev için lastik tabanlı ayakkabılarımız olur. Mevzuya bakar mısınız?
     
     ‘Karım evimizin huzurunu korumaya çalışıyor’
Karınız Işın hanım sizin AKP’ye geçişinizle ilgili neden konuşmuyor?
     O özel hayatımızın didiklenmesine karşı çıkıyor. O tabii ki ülkeyi, tabii ki benim siyasi mücadelemi önemsiyor ama bütün bunların üstünde önem verdiği ve korumaya çalıştığı evimizin ve ailemizin huzuru. O bunu yaptıkça benim gözümde daha mukaddes bir şey oluyor.
     
Karınızın arkadaşları, sizin kararınıza direnmediği için onu eleştirdiğinde üzülmeyecek misiniz?
     Beyaz Türkler içinde bir konum sahibiyken, şimdi onların burun kıvırması, imalı sözleri, alaylı gülüşlerine de muhatap olabiliriz. Ama bunu da umarsamıyoruz. Önümüzdeki günler bütün bunlara Türkiye için katlandığımızı gösterecektir. Biz buna inanıyoruz. Ben buna inanıyorum.
     
Bu karar aranızda hiçbir kırgınlığa, hiçbir gerilime neden olmadı mı?
     Kırgınlığa asla değil ama bir karar vermenin arefesindeki her ailede olacak gerilim bizde de oldu. Türkiye bir yol ayrımında. Bu yol ayrımında bizim tutumumuz sembolik bir değer taşıyor. Bunun hiç konuşulmadan, hiç tartışılmadan alınmış bir karar olduğunu, böyle "Değiş Tonton" deyip alınmış bir karar olduğunu söylemek tabii ki doğru değil. Bizim gerginliğimiz eşler arasında oluşmuş bir gerginlik değil, Türkiye’nin ürettiği bir gerginlikti. Biz bu gerginliği ortadan kaldırmak, ülkeye ılıman bir siyasi iklim yerleştirmek için bu kararı aldık. Biz sembol bir karar verdiğimizin farkındayız.
     
Işın hanım direniş gösterdi mi?
     Niye eşim bu kadar önemli? Bakın, ben size eşimin ne dediğini söyleyeyim: "Böyle bir karar sürecine isteyerek gelmediğini biliyorum. Siyaset senin yaptığın bir iş ve sen siyaseti benim bildiğimden daha iyi biliyorsun. Bugüne kadar katılmadığım birçok başka kararının sonunda doğru çıktığını gördüm. Onun için iç rahatlığıyla diyorum ki ‘Kararını özgürce ver’. Ben senin kararını iyi niyetle vereceğinden eminim ve sonuçlarını da göğüslemede her zaman senin yanında olacağım." Neredeyse kelime kelime söylediği sözler bunlardı.
     
Tatlıses’in "Tutun kollarımdan, düşerim şimdi" şarkısını hatırlatırcasına dostlarınıza, "Kocamı tutun" demedi mi?
     Biliyorum o şarkıyı. Yılmaz Güney’in "Baba" filminin görüntülerine benzer görüntülerle bir klip yapılmıştı o şarkıya. Hatırlar mısınız "Baba"yı?
     



 PAZAR


"Bu kararı ‘Değiş Tonton’ deyip almadık, tabii ki gerginlik oldu"
"Q kızları Türk gençliğini temsil ediyor"
Bu kitabı yazmaya 11 Eylül’de başladı
"Mumya Firarda" Hollywood’da
Beyoğlu denizle öpüşüyor
Çizgi film klasiği geri dönüyor
"Başarılıyım dediğin anda düşüşe geçersin"
En moda deri
Biranın aile ağacı
Haz nesneleri
Afrika sirklerinden Bodrum lokantasına
Mamma'dan Nonna'ya
Osmanlı tarihinde harem üzerine
Duygu cahili
İstanbul ünlüleri Adapazarlı falcı Mazlum’un kapısında kuyrukta
Evet, uzun metin sevenlerdenim
Küçük Temel’den öğrenci fıkraları
Biz çıkalım kerevetine


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet