08 Eylül 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Tanrı Amerikalıları korusun!

Hep kazanan tarafta olmak, hep güçlü olmak, ne olursa olsun yenmek... Böyle bir hedefe kilitlenme etrafında oluşan "Amerikalılık" durumu nereden kaynaklanıyor? Amerikalılığın sırrı ne?

     Bu Amerikalılar sahip oldukları ayrıcalıkların tadını nasıl doyasıya çıkarıyorlardı; gemideki -geminin onlara ayrılmış olan bölümündeki- lüks eşyaları birbirlerine göstermekten hiç bıkmıyorlardı. Üst güvertenin altındaki havasız, kalabalık ahıra ve Germanic’in yolcularının sekizde yedisinin tıkıştırıldığı kargo bölümündeki yaşama karşı öyle aldırışsızlardı ki..."
     ("Amerika’da" - Susan Sontag - Everest Yayınları - Çev: Püren Özgören)
     Herhalde her devletin bir kuruluş ideolojisi vardır. Devleti ve ideolojiyi kuranlar, ülkelerinde çok sonra doğacak çocukların yazgısını çattıklarını herhalde biliyorlardır. Peki acaba başarıya ve küstahça bir güç tapınışına kilitlenmiş Amerika’yı ve temel ideolojiyi inşa edenler, bir gün gelip de -diyelim ki- bir dışişleri bakanının 500 bin çocuğu öldürmenin hedeflerine ulaşmak için gerekli olduğunu söyleyebileceğini hayal etmişler midir? (Eski dışişleri bakanı Madeleine Albright, Irak’a uygulanan ambargo ve yaptırımlar sonucu ölen 500 bin Iraklı çocuk için "Bu bedele değer miydi?" diye soran gazeteciye "Biz bu bedele değer olduğunu düşünüyoruz" diye cevap vermişti.)
     
"Aşağıdakilerin" tehdidi
     Güç tapıncıyla gözü kör mü olmuştu Amerika’nın çocuklarının? Yoksa bunu düpedüz planlamışlar mıydı? 1948’de (!) dışişleri bakanlığı planlamacısı George Kennan, ABD’nin Ortadoğu’da politikasına şöyle bir çerçeve çiziyordu:
     "Biz dünyadaki zenginliğin yaklaşık yüzde 50’sine ama nüfusunun sadece 6.3’üne sahibiz. Bu durumda bütün dünyanın kıskançlığı ve öfkesinin hedefi olmaktan kaçınmamız mümkün değildir. Önümüzdeki dönemdeki asıl görevimiz ulusal güvenliğimizi, bu eşitsiz durum tarafından zedelenmekten korumamıza imkan verecek bir ilişkiler modeli yaratmak olmalıdır. Bunu yapmak için her türlü duygusallığı ve hayalciliği bir yana bırakarak, dikkatimizi her yerde acil ulusal hedeflerimize yoğunlaştırmamız gerektemektedir." ("Kuşatma Altında Irak"-Anthony Arnove-Çev: Mehmet Harmancı Everest Yayınları)
     Yani Susan Sontag’ın anlattığı gemi gibi: Yedi-sekizi "aşağıya" sıkıştırılmış insanlar ve yukarıda birbirlerine lüks eşyaları göstermekle ve bu lüks eşyaları açların saldırısına karşı korumakla meşgul olan insanlar...
     
Amerika’nın sırrı
     "Komünizm mi? Amerika’da yoksullar zenginlere öyle derin bir hayranlık besliyor ki... Mümkün değil!"
     Sontag’ın Türkçeye yeni çevrilen kitabı, 1876’da "herkesin bir Amerika’sı olduğu günlerde", Polonya’nın en büyük aktrisinin etrafındakilerle birlikte ABD’ye göç etmesini anlatıyor. Romanın şahane olması bir yana, kitap Amerika’nın kuruluş ideolojisiyle ilgili de çok renkli ve canlı resimler sunuyor. Şöyle ki...
     "Amerika: Her şeyin mümkün olduğu yer... İhtiyar Avrupa’nın, dünyanın merkezi olduğu sıkıcı dünya tarihinde açılan temiz ve vaat edici sayfa... Kendini göster, neyin varsa koy ortaya... Kimse başarısızları sevmez... Başarısızlığın Avrupa’daki gibi yüceltilecek, soylu bulunacak bir yanı yoktur; ayıptır... Eğlence, parasını veriyorsa senden eğlence istiyorlar... Her şey büyük olsun, çok büyük... Herkes özgürdür, para kazanmak konusunda... Başka türlü bir özgürlük var mı ki? Amerika çok büyük, o kadar büyük ki dünyayı kaplıyor... Uyuşukluğa yer yok, hızlı hızlı, daha hızlı..."
     
Küstahlığın kökeni
     Sontag’ın kitabı aklı başında, duyarlı ve insani değerleri güçlü olan bir grup insanın nasıl Amerikalılaştığını, Amerikalı olmanın nasıl bulaşıcı ve karşı konulmaz bir "durum" olduğunu anlatıyor. Amerika’nın nasıl Amerika olduğunun insan ruhlarına koyulan mühürlerden yola çıkılarak keşfedilmesi gibi. Amerika’nın değil, "Amerikalılığın" keşif öyküsü sanki... Öyle ki, insan bugün ABD Başkanı Bush’un "Ya bizdensiniz ya da düşmanımızsınız" deme küstahlığının kökenini anlıyor. Mesela Time dergisinde ve CNN’de Amerikalıların Irak konusunda konuşurkenki pervasızlığının sırrını çözüyor. Her şey ABD’nin öyküsünde yatıyor. n
     
     ecetem@hotmail.com
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Karpuz dondurması

Melih AŞIK
Seri ilanlar...

Fikret BİLA
Erteleme girişimi

Hasan CEMAL
Kritik seçim ve iki ana adres: AKP ile CHP...

Can DÜNDAR
23 yıl sonra... aynı yolda....

Abbas GÜÇLÜ
İzmir İzmir’e benzemiş

Mehmet Y. YILMAZ
Her kadın unutulmazdır

Hasan PULUR
Kilisenin şartı, Bezmialem Valde Sultan’ın şartı

Derya SAZAK
Çelebi niye yok?

Meral TAMER
Taksiye, şoförün dinini sorup da mı binsek? (2)

Ece TEMELKURAN
Tanrı Amerikalıları korusun!

Tamer HEPER
Bayraklı kıyafet yasak

Osman ULAGAY
Türkiye’nin riski neden yüksek?

Güngör URAS
Panayırdan fuara fuardan panayıra

Serpil YILMAZ
Malatya’da Kopenhag kriterlerine uygun sünnet

© 2002 Milliyet