
|

İtaat ve tahakküm
Halk demokrasi istiyor mu? 1968 kuşağına yön veren bilim adamlarından İdris Küçükömer, Türk insanına Osmanlı’dan miras davranış kalıplarını iki kelimeyle anlatır:
‘İtaat ve tahakküm.’
Yukarıya itaat.
Aşağıya tahakküm.
50 yıllık demokrasi deneyimine karşın siyasi genlerimizdeki bu özellik değişmedi. Yurttaş olma bilinci, sivil toplum, katılım, parti içi demokrasi, kamuoyu gibi kavramlar ne yazık ki uygulamada hayata geçmedi.
Belki halk daha fazla demokrasi istiyor ama siyasi partilerdeki ‘oligarşik’ yapılar buna izin vermiyor.
Nasıl mı?
3 Kasım seçimlerine tam da, Küçükömer’in ‘itaat ve tahakküm’ diye formüle ettiği ‘sistem’le gidiliyor.
50’den fazla partiden 26’sının seçime katılmaya hak kazandığı 3 Kasım öncesi Türkiye’yi yönetmeye aday kadroların yüzde 90’ı halka dayanmıyor. Daha doğrusu partilerin hiçbirinde gerçek anlamda ‘ön seçim’ yapılmadığı için halk, seçtiği kişiye ‘Bu benim milletvekilim’ diyemiyor.
11 Eylül’de aday listeleri belirlenecek.
Lider ve genel merkez yönetimleri toplanacak, ‘öğrenci seçme ve yerleştirme sınavı yaparcasına’, adayları seçim çevrelerine dağıtacaklar. Seçmenin ne bu tercihleri etkileme şansı olacak, ne de sıralamayı değiştirme... Üniversitede bile adı üstünde sınav yapılıyor!
Milliyet TIR’ıyla Anadolu’da dolaşırken halkın en büyük özleminin ‘kendi milletvekilini seçmek’ olduğunu gözlemledik.
Partiler ‘baskın seçim’i gerekçe göstererek Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nın virgülünü değiştirmeden kendi egemenliklerini koruyacak şartlarda seçime gidiyorlar. Milletvekilleri yine ‘atama’yla belirlenecek. 11 Eylül kıyameti o yüzden kopacak. Küskünler, istifalar derken ortalık karışacak.
‘İtaat ve tahakküm’ anlayışının disiplinli gruplar yaratmayı amaçlarken partileri nasıl bölüp, parçaladığını DSP olayında gördük.
Meclis’e ‘Ecevit’in kasketi’ sayesinde girdikleriyle övünen kadrolar, Türkiye ekonomisi 2001 Şubat krizine sürükleninceye dek Meclis Grubu’nda en küçük bir eleştiriden, uyarıdan uzak kaldılar. Yıllarca süren bu ‘sessizliğin’ bir günde bozularak ‘yeni’ bir partileşmeye dönüşmesi ise ‘çekirdek kadrosu’ Başbakanlık ‘orta oda’ adresli olduğu için inandırıcı bulunmadı. 21’inci yüzyıl Meclis’lerinde artık ‘kurşun asker’ görmek istemiyoruz!
Halkın siyasetçiye güvensizliğinde ve yozlaşmada önemli bir etken de transferlerdir.
Seçildikten sonra kendi bölgesini unutan milletvekilleri sandık yaklaşınca ‘garantili’ partiler aramakta ve oy veren kitleye ideoloji, siyasi çizgi, ilke, dinlemeden ‘ihanet’ edebilmektedir. 11 Eylül’de tüm partiler demokratik ve etik sınavdan geçecek.
Listeler, halkın 3 Kasım’a yönelik inancını doğrudan etkileyecek. Ön sıralarda kadın aday oranı ihmal edilmemeli. Kamu vicdanı, liderlerden hakça tercihler bekliyor.
dsazak@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|