
|

Milliyetçilik ve toplum
STEFANOS Yerasimos’un Türkiye Bilimler Akademisi’ndeki "Birinci Dünya Savaşı ve Ermeni Sorunu" konulu konferansı kitapçık halinde yayımlandı.
Değerli tarihçi Yerasimos, ‘soykırım’ terimini muğlak buluyor ve kabul etmiyor. Konunun "ne savcı, ne avukat" gibi davranmayacak tarihçilerce incelenmesini istiyor.
Konferansta en önemsediğim taraf, Osmanlı’ya karşı gelişen Balkan ve Ermeni milliyetçiliklerinin sosyolojik zeminini ortaya koymasıdır. Yerasimos, bu hareketlerdeki üç temel unsura dikkat çekiyor:
"Ayaklanmanın entelektüel ve operasyonel altyapısını hazırlayacak, aydınlanma ve örgütlenmeyi yürütecek zengin ve okumuş bir zümrenin varlığı."
Osmanlı’daki azınlıkların zengin ve okumuş kesimi yani.
"Ayaklanmayı gerçekleştirecek ve ilerideki ulus - devletin nüvesini oluşturacak kitlenin bir yörede yoğun bir biçimde bulunması..."
Yani, Osmanlı’daki Sırp, Yunan, Bulgar toprakları ve doğuda Ermenistan tasavvuru.
"Dış destek, dönemin büyük güçlerinin desteği."
Yani Rus, İngiliz, Fransız destekleri...
***
GERÇEKTEN, Balkan milliyetçiliklerinde bu üç unsur gerçekleşmiş ve bugünkü Balkan devletleri kurulmuştu. Zenginlik ve eğitim Tanzimatçıların ve Abdülhamid’in umduğu "Osmanlı milleti" halinde bütünleşmeye değil, ayrı milliyetçiliklere ve imparatorluğun parçalanmasına yol açmıştı.
Yerasimos, Ermeni milliyetçiliğinin iki eksik yüzünden başarısızlığa mahkûm olduğunu söylüyor:
"İstanbul’daki zengin ve entelektüel Ermeni kitlesi, başarı olasılığı zayıf bu hareketin örgütlenmesini üstlenmemiş, bu iş yerel orta sınıflara bırakılmış ve onun için de radikalleşmiştir..."
Gerçekten, Marksist deyimle ‘küçük burjuva’ hareketler radikalizme ve teröre çok yatkındır. Bu noktada Martin Lipset’in "aşağı sınıfların faşizmi" terimini de hatırlamak lazım. PKK da böyledir.
İkincisi, Ermenilerin çoğunlukta bulundukları bir coğrafyanın bulunmaması ve dış desteğe aşırı bağımlı olmaları, onların çıkarlarına göre yönlendirilmeleridir.
***
MİLLİYETÇİLİK gibi binlerce türü bulunan çok karmaşık olgunun doğuş aşaması hakkında çok genel soyutlamalar yaparsak, şöyle düşünüyorum:
Girişimci ve okumuş orta sınıfı geciken toplumlarda: Milliyetçiliğin askeri karakteri ağır basıyor: Avrupa’da sanayileşmesi gecikmiş Almanya’nın milliyetçiliği gibi, bizim geçmişimizde İttihatçılık, bugün de Arap milliyetçiliği gibi. Girişimci ve eğitimli kesimlere değil, alt tabakalara dayanan milliyetçilik: Bağnaz ve militan oluyor, İtalyan faşizmi gibi, lümpen etnik milliyetçilikler gibi... Eğitimli ve girişimci sosyal kesimlere dayanan milliyetçilik: Liberal karakter güçlü oluyor. Aristokrasi öncülüğündeki İngiliz, eğitimli girişimci sınıf öncülüğündeki Amerikan milliyetçilikleri gibi... Aynı gözlemler Sosyalizm ve İslamcılık için de geçerli: Sosyal seviye düştükçe bağnazlık ve militanlık, sosyal seviye yükseldikçe fikri genişlik ve sosyal çeşitlilik, zenginlik görülüyor.
Netice: Herkes inandığı fikrin sosyal ve entelektüel düzeyini yükseltmeye çalışmalıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|