
|


12 Eylül 1980 askeri müdahalesi en çok çocukları ‘anıları’yla vurdu
Eylül çiçekleri büyüdü
Cezaevi ziyaretleri yapan, babalarına mektuplar yazan bu çocuklar şimdi bateri çalıyor, Cem Yılmaz’a gülüp pop müzik dinliyor. Onlar babalarından daha farklı... Çocuk geçmişleri yüzünden sola hem çok yakın hem çok uzaklar. Hayatlarını politikadan uzak yaşamayı deniyorlar
BELMA AKÇURA İstanbul
12 Eylül askeri müdahalesinden hemen sonra cezaevleri doldu taştı. 12 Eylül’ün bütün yüzleri yazıldı, çizildi. İçeride yaşayan, dışarıda bekleyen hayatların bütün fotoğrafları çekildi. Cezaevlerinin önünde; karda, yağmurda, çamurda demir parmaklıklara tutunup çarpuk çurpuk mektuplarla babalarına ulaşmaya çalışan çocukların da... Yıllar sonra şair Mehmet Çetin, çocuklardan babalarına gönderilen mektupları toplayıp, "Eylül Çiçekleri" adıyla yayımladı. Kitaba mektuplarıyla konu olan o günün çocukları 22 yıl sonra Milliyet’e konuştu.
Mehmet Çetin her ne kadar cezaevinde yazdığı bir şiirde oğluna "babası huylu" diyorsa da, bu çocukların düşleri, gülüşleri, duruşları ve bakışları çok farklı.
Kimliklerinin peşinde
Onlar şimdi; caz, bateri, davul çalıp bilgisayarın bütün inceliklerini öğrenme peşindeler. Hemen hepsinin en az iki yabancı dili var. Onlara göre sol Cem Yılmaz’a gülüp pop müzik dinlemesini de bilmeli. Azınlık hakları gibi sadece kenarda olan şeylerle değil, merkezde olup bitenlerle de ilgilenmeli. Kimlikleri sola yakın duruyorsa da şimdilerde hepsi kendi gerçek kimliklerini yaratmanın peşinde...
UĞUR YAĞMURDERELİ
Gülü soluncaya kadar seveceğim Avukat Eşber Yağmurdereli’nin oğlu Uğur için cezaevi "babanın yaşadığı yer" oldu. Dokuz yaşından itibaren, babasını cezaevinde tek başına ziyaret etti. "İçimde yıkma duygusu vardı. Belki de o yüzden mimar olmayı seçtim" diyerek gülümsüyor. Ama o trajediyi sevmiyor. Zaten babasına yazdığı mektuplardan birinde "Unutma bıyıklarını kes, yoksa fena oluruz!" diyordu. Bir başka mektubunda ise "Gardiyanlar nasıl? Hâlâ sigara içiyor musun" diye soruyordu. Uğur, 7 yaşında yazmaya başladığı mektuplarında babasına "Sevgili Babacığım, gülü soluncaya kadar seni ölünceye kadar seveceğim. Beğendiniz mi?" diye yazıyordu. Uğur şimdi 24 yaşında, Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü son sınıf öğrencisi.
MEHMET KOÇ
Hem sevdi hem çekişti Mehmet Koç, Aykırı Yayınları’nın sahibi Saim Koç’un oğlu. Neredeyse "Evde tek başına" büyüdü. Annesi ve babası, 12 Eylül’den hemen sonra cezaevine girdi. O dönemde beş yaşındaydı. Bir tek açık görüşlere gitmeyi sevdi. O da babasına dokunabildiği tek an olduğu için. Cezaevinden çıkacak babasını karşılamaya gittiğinde ise ilkokulu yeni bitirmişti. Babası hem çok sevdiği tanıdık biri hem hiç tanımadığı biriydi. Bu yüzden hem çok sevdi hem çok çekişti. Babasıyla bugün iyi dost. Sol üzerine çok konuşmuyorlar. 24 yaşında, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’ni bitirdi. Göçebe Müzik Grubu’nun da üyesi, bateri ve davul çalıyor. Sola yakın duruyor. Çocukluğunu seviyor ama anılarının kendisini sarsmasına izin vermiyor.
PİR SAVAŞ ÇETİN
Geçmişi unutmak istiyorum Pir Savaş Çetin, şair Mehmet Çetin’in oğlu. 8 yıl hapis yatan babasını ilk kez 6 yaşında cezaevinde gördü. Dokuz yaşında, "Babacığım, çocuk şenliği düzenlendi. Tüm babası hapiste olan çocuklar özlemlerini yazarak okudular. Ben de senin bana yazdığın şiiri okudum... Eh hadi yeni yılını kutlar, gözlerinden öperim" diyen Uğur, artık geçmişi unutmak istiyor. "Ama ben unutsam bile babam unutmuyor. Babanız bir gün böyle birşeyle yine karşınıza çıktığında kötü oluyorsunuz" diyor. Anne ve babasına karşı hem iradeli hem de kırılgan olduğunu söyleyen Savaş, "İkisine karşı da kendimi sorumlu hissediyordum. Ama bir yandan da beni hatırlamalarını istiyordum; ‘ben sizi hatırlıyorum, siz de beni hatırlayın’ duygusunu sürekli olarak kafamda döndürüyordum. Sonunda her döngü gibi o da kısır bir döngüye dönüştü" diye konuşuyor. O şimdi 24 yaşında. Hollanda’da caz eğitimi aldı. Ağır ve sancılı düşüncelerden kurtulmak için hayatın içine girmeye çalışıyor. Kendi olmak istiyor.
REŞAT ÇALIŞLAR
Sol ‘Biri bizi gözetliyor’u seyretsin Reşat Çalışlar, gazeteci Oral Çalışlar’ın oğlu. Babasının cezaevinde olduğu yılları, "Kendimi eksik hissetme duygusu vardı ama o kadar da dayanılmaz bir durum değildi" sözleriyle özetliyor. Reşat 10 yaşında babasına yazdığı bir mektupta "Oral, üzgünüm İpek’in (annesi) saçmalıkları yüzünden sana mektup yazamıyorum..." derken bir başka mektubunda "Sahiden 30 gün kaldı değil mi? 720 saat 43200 dakika, 2592000 saniye demektir bu... 30 gün insana uzun geliyor." diyor. Solcuların, günümüz gençliğinin espri anlayışından uzak olduğunu düşünüyor. Sol, pop müziğini de sevsin, "Biri Bizi Gözetliyor"u da izlesin istiyor. Popüler kültürü anlatan bir roman yazmayı düşünüyor. 24 yaşında, Bilgi Üniversitesi Sahne ve Gösteri Sanatları öğrencisi.
GÜNCEL


Eylül çiçekleri büyüdü
Yabancı çocukların sınıfları ayrıldı
İlaçta terör bağlantısı
Gece hayatına Alman yatırımı
Kızılcabölük yolu ‘şimdilik’ durdu
Tıpta çığır açan Türk
Kuran, 11 Eylül’ü haber vermiş!
Bakan hedef gösterilmedi
Şoförlükten müdür koltuğuna
Radyoloji dalında uluslararası başarı
SAYFA BAŞI

|
|

|