12 Eylül 2002 Perşembe


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Hasat zamanı

     Tribünlere sitem eden Haluk Ulusoy’un yüzünde üzüntü kadar geçmişteki icraatlerin bugünlere katkısının sıkıntısı da vardı. Herkes şaşkındı: ‘Milli maçta Galatasaray tezahüratları yükseliyor, futbolcuya hakaret ediliyor. Olamaz’. Oldu bile. Hem de hepimizin katkısıyla. Hikaye de şöyle:
     1990’ların ortalarında İstanbul’da yarı yarıya olan tribünler, keyfi bir kararla Galatasaray - Beşiktaş maçından itibaren eritilmiş. Çözüm yerine ‘kısasa kısas’ diyerek herkes buna uymuş. Haksızlığa uğramanın verdiği kızgınlık, tatsız olayların tetikleyicisi olmuş.
     Liglerde adil ceza sistemi uygulanmazmış. Roma - Galatasaray maçında Trabzon’da kafasına yediği taşın intikamını aldığı iddia edilen Lima, taş mağdurlarından sadece biriymiş. Hatta Bariç hatıra diye taşı hala saklarmış. Kulüp takımındayken Şenol Güneş sahada saldırıya uğramış, İstanbul statları yangın tatbikatı merkezine dönüşmüş, federasyon pet şişe ve paralardan müze oluşturmuş, emniyet döner bıçakları sergisi açmış. Yöneticiler, sahaya inen taraftarların kulaklarını çekermiş. Benzeri pek çok olay, rengarenk Merkez bankası kreasyonu liralarla ört pas edilmiş. Taraftar ‘taş attım, ne kolum yoruldu ne cebim delindi, ne de stadımda maç seyretme keyfim kaçtı. Sahaya atladım, hakem aleyhimize düdük öttüremedi. O zaman bir daha’ demiş.
     Etrafta hakemleri kovalayan teknik direktörler, teknik direktörleri kovalayan taraftarlar, taraftarları coplayan polisler, polisleri stres altına sokan politikacılar, maddi kaynak yaratamayıp sırtını devlete veren kulüpler, hatır için yönetmelik değiştiren federasyonlar, 3 büyüklerin etrafında pervane olan ve tepkisiz kalan medya varmış.
     Milli takım haklı tercihle tek takım etrafında oluşturulmuş. Ama bu, sürekli insanların başına kakılmış, diğer emek verenler küstürülmüş. Milli maçlar, popülarite kaygısı hariç İstanbul dışına zar zor taşınırken, altyapı yetersizliğine rağmen hep aynı statta oynanması insanları kızdırmış.
     Bu topluluk yıllarca birbirinin kötülüğünden beslenmiş, ödünler verilmiş. Ama sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar. Gün gelmiş o taşlar milli takımın başına atılır olmuş. Şimdi ise ‘bir grup kendini bilmez’ kaçışına kimseler inanmıyor, o bir grup kendini bilmez kişinin karşındaki onbinlerin suskunluğu anlaşılamıyor. Medya, sporseverin istediğini sunup sunmadığını araştırmıyor. Ama ne yazık ki başarıların bile örtemeyeceği günler hiç de uzak değil.
     
     ekoksaldi@milliyet.com.tr
     



 SPOR


Ogün vurdu bugün kurtuldu: 3-3
Haftanın Analizi
At yarışları
Avrupa'dan futbol
Güneş potayı ısıttı
2. LİG
Chris Webber’e soruşturma
Eczacıbaşı sezonu açtı
LUCESCU YIKILDI
İnatçı Lorant
PATRON BENİM
Trabzon tek yumruk
VE DERBİ ERTELENDİ
Bu kampanya BİZİ AŞAR
Yabancıları geçtik
Haber turu
Küçük ve büyük
Üç ama güç!
Futbolun masumiyeti
Hasat zamanı


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet