
|

Kriz mıriz, hiiiç enseyi karartmayın...
İster uluslararası, ister yerel olsun; güncel siyasal olaylar, polemikler, demeçler, krizler, askeri hareketlenmelerle; bunlar üstünde yapılan analizler, yorumlar, öngörüler; son toplamda akıl karıştıran bir saçma sapanlık buketi olarak çıkar ortaya ve bir süre dolaşır durur görsel ve yazılı medyada...
Oysa daha geniş açılı, daha aydınlık, daha değişik boyutlu, daha gerçekçi pencerelerden de bakma olanağı vardır olaylara...
***
Önce 2 yüzyıl kavisli bir soru:
- 1902, 12 Eylül’ünde neler yazılıp konuşuluyordu; 1102, 12 Eylül’ünde neler konuşulup yazılacak?
Günümüz olaylarına da, böyle bir pencereden bakıldığında; her türlü değerlendirme, yorum ve öngörüyle kulis haberlerini aşan ve hızı gün günden artan bir değişimin sürüklenmesi içinde olduğumuz çıkar ortaya...
Güncel analiz ve öngörüler ise, nasıl bir sürüklenme içinde olduğumuzu genellikle ıskalamada...
***
Diyelim yerel planda bir hükümet krizi çıktı ve 3 Kasım seçimlerinin ertelenip ertelenmeyeceği sorunu, geldi burnumuza dayandı. Geçmekte olduğumuz ekonomik darboğaz da, büsbütün darlaştı. Hiper enflasyon tehlikesi belirdi. Hele bir de Başkan Bush’un Irak operasyonu başlıyorsa...
***
Analiz, yorum ve öngörüden önce, bir kez de şu soruyu sormak gerekmez mi:
- Neden bu tür siyasal kriz, çalkantı ve Washington kökenli askeri hareketlenmeler; Türkiye’de yaşayanları aşırı tedirgin ediyor?
***
Çünkü Türkiye’de 100 bin kişinin dışında, kimsenin doğru dürüst bir mesleği yok; Türk ekonomisi ve devlet bütçesi saydam değil. Ayrıca Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya’nın, adalet yılını açarken yaptığı konuşmada belirttiği gibi, Türkiye bir hukuk devleti değil...
Ve kim hangi parti liderini tutuyorsa, içten içe ondan bir "ihsan - ı şahane" beklemede... Türkiye’nin sürüp giden oligarşik yapılanmasında en büyük rant politikada...
***
Türkiye, çağdışı çarpıklığını çözümleyemediği için; sık sık ekonomik ve siyasal krizlerle; su baskınları, acılı depremler, yoğun trafik kazaları giriyor devreye...
Türkiye, kendini çağdaşlaştırıncaya kadar, bunaltıcı ırgalanmalardan kurtaramayacaktır paçasını; seçimler ertelense de, ertelenmese de...
Ve Türkiye ancak, yılda 20 milyar dolarlık global bir sermaye yatırımıyla çağdaşlaşabilir. Başka çıkış yolu yok; avutucu söylemler olsa bile.
***
Gelelim şimdi şu Irak operasyonu sorununa.
Geçen yıl 11 Eylül’de, New York’taki bir çift ünlü gökdelen, belalı bir terör eyleminin hedefi olduktan sonra; terör edebiyatı aldı yürüdü.
Terör, bazı gizli siyasal örgütlerin; ölümü göze almış fanatik genç yandaşları aracılığıyla, beklenmedik bir zamanda, beklenmedik yer ve kişilere karşı yaptıkları silahlı ve yok edici saldırılardır, diyelim.
Amacı nedir, dersek; bazen yeni bir devlet kurmak, bazen düşman bellediklerinin gözünü korkutmak falan...
***
Acaba "terör" gerçekten bize göründüğü, yahut anlatıldığı gibi midir?
Örneğin gizli terör örgütlerinin ekonomik kaynaklarıyla, kullandıkları silahların çıktığı fabrikalar hiç mi bilinmez?
Bildiğim kadarıyla dünyada bir tek bizim Genelkurmay açıkladı, Türkiye’deki terör eylemlerinde kullanılmış silahların kökenlerini. Yoğunluk Rusya’da yapılmış silahlardaydı; ama Almanya’da, İngiltere’de, ABD’de yapılmış silahlar da vardı aralarında...
Belirli yerlerde üretilen silahların, kimlere ne karşılığında gittiği, hiç mi izlenip bilinmez?
***
Türkiye’de bir zamanlar gençleri, birbirine kırdırma taktikleri "iti ite kırdırma" olarak resmen benimsenmemiş miydi?
Biliyorsunuz, 12 Eylül 1980 askeri darbesi de; genç gruplar arasında sürüp giden çatışmalar sonucunda gerçekleşmişti. Gençlerin kullandığı silahların kökeni yeterince saydamlaştırılmadı. Sadece dedikodular dolaştı, her iki taraf da, aynı silahı kullanıyor, diye...
Ve darbeyle gelen askeri iktidar, Yunanistan’ın yeniden NATO’nun askeri kanadına dönmesini - elinde veto hakkı bulunmasına rağmen - hiçbir koşul ileri sürmeden onayladı.
***
Hızlanan evrensel saydamlık yaygınlaştıkça ve yoğunlaştıkça; şimdi kimsenin aklına gelmeyen, kimbilir ne şaşırtıcı gerçekler çıkacaktır ortaya...
Globalleşme süreciyle modern teknolojinin getirdiği yeni kriterler, eski hipnozlara takılıp kalmış öngörüleri aşmakta artık...
Örneğin petrolün de, tahtından inme dönemine yaklaşmakta olması gibi...
***
Ölen ölüyor, kalan kalıyor ve bir de bakıyorsunuz her şey değişmede... Çin de, ABD de, Rusya da, Orta Asya da, Türkiye de...
Ne yapmalı ki hiçbir şey değişmiyormuş gibi, değerlendirilmede olup bitenler...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|