14 Eylül 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Dalida’nın ünlü şarkısı, "Palavra, palavra, palavra"...

     Dün sabah saat 6 sularında bendenizin en büyük sorunu, oturduğumuz apartmanın patlamış olan ana su borusuydu. Kapıcı Muzaffer’in, o erken saatlerde bir su tesisatçısı bulma olanağı da yoktu. Elinden geldiğince kendisi onarmaya çalışıyordu patlamış olan ana su borusunu. Çünkü patlayan boru, aynı zamanda kendisinin oturduğu bodrum katındaki küçük dairesini de tehdit ediyordu.
     Ama tabii oturduğumuz apartmanın ana su borusunun patlamış olması, bir ülke sorunu değildi. Sadece aynı mekanda oturanları ilgilendiren "münferit" bir sorundu.
     Tıpkı borçlarınızı bu ay da ödeyememiş olmanızın, size ait "münferit" bir sorun olması gibi.
     ***
     Ülke sorunları, Türkiye nüfusunu oluşturan 13 milyon ailenin "münferit" sorunları dışındaydı.
     Örneğin 3 Kasım’da genel seçimlerin yapılıp yapılamayacağı, bir ülke sorunuydu.
     Neden bir ülke sorunuydu?
     Çünkü ülkeyi kimlerin yöneteceğinin, belirlenip belirlenemeyeceğiyle ilgiliydi.
     Ülkeyi kimlerin yöneteceğinin belirlenip belirlenememesi, neden bir ülke sorunuydu?
     Kusura kalmayın ama, bu sorunun yanıtını bendeniz de bilemiyorum.
     Ülkeyi kimlerin yöneteceğinin belirlenmesi; bir ülke sorunu olmaktan çok, kimlerin daha şatafatlı bir hayat yaşayacağının belirlenmesi gibi görünüyor bendenize...
     ***
     Ve bendenize sorarsanız ülke sorunları, kimsenin pek de ilgilenmediği, çok daha değişik bir planda...
     Türkiye, küreselleşme çağının dinamikleri gereği; "Türk’e Türk propagandası" yapıp durmaya dayalı, "sanal bir asrîlik görünümü, yani imajı" vitrinselliğinden; hızlı bir saydamlaşmaya doğru kayıyor.
     Onca hamasi demeç, nutuk ve "şanlı atalar" edebiyatına rağmen; "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan’ın dahi 57 basamak altına düşmüş olduğumuz ortaya çıkıyor.
     Çocuklarla kadınların gerek sağlık, gerek "donanım düzeyi" açısından Ermenistan’ın bile altında olduğumuz ortaya çıkıyor.
     Son 10 yılda en hızlı çürüyen ülke olduğumuz ortaya çıkıyor.
     ***
     Yönetici kadrolar, "sanal bir asrîlik görünümü" yaratalım derken; realist bir edebiyatı, eksisi artısıyla objektif bir tarih değerlendirmesini ve ekonominin saydamlaşmasını; ezilip yok edilesi bir "suç ve ihanet" sayarak; mesleksiz halk yığınlarını tek açılı bir hipnozun içinde; "Köylü efendimizdir" türü, resmi bayram sloganlarıyla, tümden vitrin dışı bırakınca da, her şey tepetaklak gitmiş.
     ***
     Şimdiyse sanal bir dönemden, saydam bir döneme doğru kayılıyordu. Ülke sorunları asıl şimdi başlıyordu ortaya çıkmaya.
     Türkiye’nin olanak ve kadroları ise, bu sorunları çözümlemeye yeterli görünmüyordu. Köylülük aşılamıyor, Hazine arazilerinin yağmasına dayalı çarpık kentleşmeler, çağdaş ve akılcı bir tutarlılık rayına oturtulamıyordu.
     ***
     Dünkü Radikal’in son sayfa manşeti şöyleydi:
     "Ata mirasını yok etmişiz! - Dünyanın en eski yerleşimlerinden olan Aşıklıhöyük’te 10 bin yıl önce çöplerin ayrılıp imha edildiği belirtildi. Höyük, çevreciliğinin yanı sıra yerleşimiyle de İstanbul’dan ileri"
     Evet "sanal bir asrîliköten, çağdaş bir saydamlığa kayılıyordu.
     20. yüzyıl boyunca, 10 bin yıl önceki Aşıklıhöyük’ün, gerek çevreciliği, gerek yerleşimciliğiyle İstanbul’dan daha ilerde olduğu ortaya çıkmamıştı.
     Ülkenin gerçek fotoğraflarının gizlenmesi, kimlerin işine yaramıştı ve bu tür küllemelerle varıla varıla nereye varılmıştı; söyleyebilir miydiniz lütfen...
     ***
     Başkan Bush’un, BM’de yaptığı son konuşmadan sonra genel kanı, Irak’a karşı askeri bir operasyonun yaklaştığı merkezinde.
     Şayet Başkan Bush, askeri operasyonu 3 Kasım’dan önce başlatırsa; bizim genel seçimler ertelenir.
     Yok, 3 Kasım’dan sonra başlatırsa; bizim yeni iktidar, yere düşüp kırılmış yumurtalarla yapmak zorunda kalacak omletini...
     Eee, bir ülkede Dalida’nın ünlü şarkısı, "Palavra, palavra, palavra"; siyasi iktidarlar değişse de, değişmeyen temel bir politika olarak benimsendiğinde; varılan sonuçlar da, bizdekiler gibi oluyor işte...
     
     c.altan@prizma.net.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Yönetemeyen demokrasi

Çetin ALTAN
Dalida’nın ünlü şarkısı, "Palavra, palavra, palavra"...

Melih AŞIK
Eylül dersleri...

Fikret BİLA
Çiller’den küskünlere ret

Hasan CEMAL
ABD, Saddam’ı devirmek için Türkiye’den neler istiyor?

Güneri CIVAOĞLU
Dalgakıran

Can DÜNDAR
Biz de küsüz... ...hem de epeydir...!

Abbas GÜÇLÜ
ÖSYM diktatörlüğü can yakıyor (4)

Sami KOHEN
Denktaş bir adım daha attı, ama...

Mehmet Y. YILMAZ
Tolstoy, kadınları yazdığı kadar iyi tanırdı!

Meliha OKUR
Manipülasyon gerçeği

Hasan PULUR
Şair sözü elbet yalandır...

Derya SAZAK
Fesih kozu ve liderler

Meral TAMER
Bir de küskün seçmen var

Güngör URAS
16 Eylül önemli bir gün

M. Ali BİRAND
Doğuanadolu'nun çığlığını duydunuz mu?

© 2002 Milliyet