16 Eylül 2002 Pazartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



"Ben bir İstanbul yazarıyım!"

Oktay Akbal’ın "İstinye Suları", "Tarzan Öldü", "Karşı Kıyılar" ve "Yalnızlık Bana Yasak" adlı öykü kitaplarının baskı tazelemesini fırsat bilip kendisiyle 60 küsur yıllık birikimini konuştuk.

     ILGIN SÖNMEZ

     Son Osmanlılardan olduğunuz doğru mu?
     Son Osmanlı değilim. ‘Hele, hiç Osmanlı değilim.’ Üstelik Osmanlılık anlayışına öteden beri karşı bir yazar olarak bilinirim. Konaklarda yetişmedim. İstanbul’da Şehzadebaşı’nda doğup büyüdüm. İlkokulu ve takip eden iki yılı Fransız okullarında okudum. Babam avukattı. Öldüğünde annemle beş parasız kaldık. Fransız Lisesi’ni parasızlık yüzünden yarıda bıraktım. İstiklâl Lisesi’nde okudum. Özel bir okuldu ama babam okul sahibinin avukatıydı, benden para almadılar. Büyükbabam emekli bir valiydi. Çocukluğum yoksulluk içinde geçti. Daha lise sıralarında yazılarımla para kazandım. Yani zorluk içinde...
     
     Servet-i Fünun Dergisi’nde çalıştığınız dönemi nasıl hatırlarsınız? Derginin dönem edebiyatı için önemi neydi?
     1943 - 44 arasında Servet-i Fünun - Uyanış Dergisi’nde yöneticilik yaptım. Yirmi yaşındaydım. Elli lira aylıkla. Türkiye Yayınevi’nin dergilerine öykü, çeviri yaparak bir o kadar daha para kazanıyordum. Altın, yedi sekiz liraydı. Yani şimdi kazandığım kadarını daha o yaşlarda alıyormuşum: Yazarlıkla... O dergi, genç yazar ve şairlerin yuvasıydı. Orhan Arıburnu, Cahit Irgat, Sabahattin Kudret, Salah Birsel, Sait Faik ve Özdemir Asaf’ı orada tanıdım. İlk öykülerim orada çıktı.
     
     Kısa öykü sizce nasıl bir biçim ve edebiyatınız nasıl bir birikimin ürünü?
     Ben bir İstanbul yazarıyım. Kentin en yoksul hem de oldukça zengin semtlerinde yaşadım. Suadiye, Erenköy, Fatih, Şehzadebaşı... Bildim bileli öykü düşünür, yazarım. Öykü yazarı olmak bir rastlantı değil! İçten kopan bir istek. Neredeyse seni zorlayan bir şey; hem kendini, hem çevreni, insanları anlamaya iten! İlk kitabım "Önce Ekmekler Bozuldu" 1946’da çıktı. Bir çok baskı yaptı. Altmış yıldan sonra da öykü anlayışım değişmedi: Kısa yazmak, sözü uzatmadan, okuru aldatmadan, içimden geldiği gibi. Kısa öykü, zor bir daldır. Hem şiir, hem roman yükünü taşır. Çok öykü yazan var! Ama kırk - elli yıl sonraya kaçı kalacak?
     
     Siz de kendi döneminizde yıldızı erken parlayan bir yıldız oldunuz. Günümüz ‘edebiyat yıldızları yarışı’nı nasıl yorumluyorsunuz?
     Edebiyat yarış yeri değildir! Herkesin kendi alanı var. Kimse kimseyle yarışamaz. Yazar ancak kendisiyle yarışır. Kendini geçmekle, kendini yenilemeye çalışmakla... Günümüzde öyküye çok heveslenen var. Gençlerden çok iyi öykücüler yetişti. Hanımı, erkeğiyle! ‘Hanım yazar’ derken, korkuyorum. Yazarın hanımı beyi olur mu, diyorlar! Yine de kadın - erkek öykücülerimizi okurken sevinç duyuyorum.
     
     Edebiyat karın doyurur mu?
     Edebiyat karın doyurmaz. Kaç kişi var roman, öykü, şiir, deneme yazarak geçinen? Hepsinin başka bir mesleği var. Babadan zengin olan var mı, bilmem! Orhan Pamuk bir tüccar ailesinden. Geçim derdi yok. Ama kitapları çok kazandırdı. Ne zaman? Ün kazandıktan sonra!.. Yaşar Kemal yıllarca gazetede çalıştı. Ben, sayısı yetmişe varan kitaplarımdan pek bir şey kazanmıyorum. On yıl önce en az beş bin basarlardı, şimdi bine indi. Genç yaşımdan bu yana gazetecilik yaptım. Sekreter, müdür olarak. 1956’dan beri köşe yazarlığı... Vatan, Barış, Cumhuriyet, Milliyet gibi gazetelerde. Okurlarım istedikçe yazmak zorundayım. Ekmek parası...
     
     Edebiyatçı gazeteci olarak temel ilkeleriniz neler oldu?
     Yazar olarak ilkelerim, gazete yazarı olarak da aynı. İçtenlik, dürüstlük, insan sevgisi. Toplumda bir uyanışın, bilinçlenmenin yaşanmasına katkı...
     
     Öyküde fotoğraftakine benzer bir belirleniş anı meselesi var.
     Öykü bir anın fotoğrafını çekmektir derler ama değildir. Fotoğraf yüzeysel bir görüntü verir. Öyküde bir anı anlatırsınız ama derinine inerek, bir tek anı çoğaltarak, ileriye geriye doğru... Sait Faik ölümsüz anları yakalamayı başarmıştır. Geçmiş bir an değildir! Artık o, yaşamın içinde yakalanmış, ama zamana meydan okumuş bir zaman parçasıdır.
     
     Can Yayınları’nın yeniden bastığı öykü kitaplarınızı birbirinden ayırabilir miyiz?
     Ben ayırmam. Bu incelemecilerin işi. Onlar bakar, bulur. Zaman farkları var aralarında tabii, ama bunu teşhis etmek uzmanların işi.
     
     Şimdi ne yazıyorsunuz?
     Yeni öyküler yazdım. Bazıları Öykü Dergisi’nde yayımlandı. Yarım kalmışlar var. Onları bitiriyorum. Bunlar "Son Öyküler" olacak. Zamanımız olursa "En Son Öyküler"i de yazarız! Ben bir kez yazmıştım. Benden sonra öykü, roman ve denemelerimi, güncelliğini korumuş tüm yazılarımı biraraya toplamak isterlerse, ona "Yazılar" başlığını koysunlar. Roman, öykü, anı, deneme birdir yazar için. Birbirini bütünleştirir. Kişilik sorunudur bir yazarın çağını aşması, dün de bugün de okunması, sevilmesi... Sait Faik okunur, Memduh Şevket, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Yakup Kadri vb. okunuyor. Sanırım yazmasını, anlatmasını bildiklerinden... Kuru olay, kuru gerçek anlatmadıkları için.


 KÜLTÜR & SANAT


İnsanlık tarihine acılı gönderme
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
O bir dünya insanı
"Ben bir İstanbul yazarıyım!"
Amerika demek...
"Ne dedikleri beni ilgilendirmiyor"
Başarının yolu korla döşeli
Hip - hop çocuk kitabı raflarında
‘Gerçek’, Cioran’a dokunurdu
Çay poşetlerinden enstalasyonlar
Desen desen yumurta
Seramikçiler Ege kültürüyle iç içe
Resim, mitoloji ve müzik
Turunç’ta bir sanat cenneti
Foto - muhabirliğinin 43 yılı
"Yeni şeyler söylemek lazım!"
"Yolculuk yola çıktı"
Sadece 25 yaşında!
Kaçıklar blues patlatırsa!
Şansı bol olsun!
Devleşen örümcekler
Kutsal aile sen çok yaşa
Fazla (mı) yakışıklı(?)
Hititler geri geldi!
Şile feneri de büyülendi
Üzerinden kar kalkmayan kasaba
Faydalı bir hafta daha!
Hayat atölyesi
Beyoğlu’ndan Taksim’e akan ırmak
Yeni yayınlar
Verimli, keyifli inziva


 SAYFA BAŞI 





© 2002 Milliyet