
|

Sıcak bir kışa doğru...
ABD Başkanı’nın, 12 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmadan sonra, Irak’a yönelik bir Amerikan askeri harekatına ilişkin sorular da değişti: Olacak mı, olmayacak mı sorusu, yerini "ne zaman" sorusuna bıraktı.
Ya vuracaklar, ya vuracaklar...
Savaşın artık neredeyse kesin olduğu görüşünün iki dayanağı var. İlki, Bush’un konuşmasında, birbiri ardından gelen ve "Eğer Irak barış istiyorsa" diye başlayan beş paragrafta saklı. Bush, burada özetlediği koşullarla, Bağdat’ın üzerinden atlaması gereken çıtayı öyle yükseltti ki, savaş seçeneğine sıcak bakmayan bir ABD’li uzmanın şaka yollu söylediği gibi, bir "Onbeş gün içinde, çok partili parlamenter demokrasiye geçmezlerse, vururuz" demediği kaldı.
Gerçi Bush’un, "etnik gruplara baskıya son, savaş esirlerinin iadesi, Kuveyt’e tazminat ödenmesi, teröristlere desteğin kesilmesi, kaçak ticaretin durdurulması" gibi koşullarının, son tahlilde belirleyici olmayacağı, savaşın başlama vuruşunun, Bağdat’ın kitle imha silahları ve uzun menzilli füzelerle ilgili kararını bekleyeceği söylenebilir. Ancak Bush’un, konuyu "silahlanma" ile sınırlı tutmak yerine, Bağdat’ın bugüne dek uymadığı bütün Güvenlik Konseyi kararlarından yola çıkması, Washington’un hareket alanını epey genişletiyor.
ABD, bu yaklaşımla, hazırlıkları başlayan yeni Güvenlik Konseyi kararının "kapsamlı" ve "kesin" olmasını önceden sağladı; Irak’ın, BM silah denetleyicilerini geri çağırmaya yönelik yarım yamalak bir girişiminin, sorunu çözmeyeceğini gösterdi.
Washington’daki birçok gözlemci, yakın zamana dek, "Yönetim, Saddam’ı devirmeye öyle niyetli ki, Bağdat’ın silah denetleyicilerini ülkesine geri çağırmasından çekiniyor" derken şimdi, "Saddam çıkıp, Körfez Savaşı’nı kaybettiğimi kabul ediyorum ve bütün BM kararlarına harfiyen uyacağım deyip, dediğini de hızla yapmadıkça savaşı önleyemez" fikrindeler.
Irak’a karşı harekatın kesinleşmiş görülmesinin ikinci nedeni, Bush’un konuşmasının, uluslararası topluluğu kendi kararlarına sahip çıkma sorumluluğuyla yüzleştirmesi ve buna da, genelde olumlu tepki alması.
Şimdiki beklenti, Güvenlik Konseyi’nin Irak’a ciddi bir ültimatom vereceği ve bu ültimatoma da sahip çıkacağı yönünde. Bağdat’ın karara uymaması halinde, doğrudan ABD’nin askeri harekatına destek veren bir ikinci karar, Konsey’den çıkmasa bile, hiçbir daimi üyenin böyle bir harekatı "veto" etmesi de beklenmiyor.
Bush yönetimine göre, Irak ile son dönemde anlaşma üzerine anlaşma imzalayan Rusya’nın tek talebi, bu anlaşmalar karşılığında kendisine tazminat ödeneceğinin garantisi. Yani Moskova’nın göz bebeklerinde, dolar işaretleri var. Rusya’yı bir anlamda "satın alabileceklerini" bilen ABD’li yetkililer, İngiltere’nin askeri harekata aktif destek, Fransa’nın da onay vermesini, Çin’in ise sürece direnen tek daimi üye olmaktansa, en fazla "çekimser" kalması bekliyorlar.
Kim, kiminle, ne zaman, nerede...
Velhasıl, önümüzdeki yedi - sekiz hafta içinde, Irak’ta darbe olmadıkça ya da Saddam metamorfoz geçirip bir anda BM kararlarını yerine getirmedikçe, güneyimizde yeni bir savaşın başlayacağı kesin görünüyor.
"Ne zaman" sorusunu yönelttiğim, Bush yönetimi içinden ve dışından, asker ve sivil birçok kişiden aldığım yanıtlar, "en erken kasım ortası, en geç ocak sonu" diye sınırlanabilecek bir zaman dilimine işaret ediyor. Bu, tabii, eldeki verilerle desteklenen tahminlerin özeti. Yoksa, harekat planına son nokta henüz konulmadı.
Savaşın zamanlaması, yeni Güvenlik Konseyi kararı ile Irak’a verilecek ve "aylar değil, haftalarla sınırlı olması beklenen" ültimatomun sonuna dek işlemesi kadar, harekatın nereden, nasıl, dolayısıyla "kiminle" yapılacağına da bağlı. Beklentiler diplomatik sürecin ömrünü, kasımda tüketeceği yönünde. ABD’nin kasım ortasından itibaren "vurmaya hazır" olmak istediği, askeri hazırlıklarını da ona göre ilerleteceği belirtiliyor. ABD Kongresi’nin, "vurma yetkisi" veren, ve muhtemelen seçim tatilinin başlayacağı 5 Ekim’den önce çıkacak kararıyla birlikte, yığınak resmen başlayabilecek. Gayriresmi düzeyde ise başladı bile...
Halen ABD’nin, bölgede 30 bin askeri var. Gönderilecek ek güce ilişkin tahminler, 70 bin ila 220 bin arasında değişiyor. Pentagon’un sivilleri "az adamla çok iş" başarıp siyasi ve parasal bedeli asgaride tutmak istiyorlar. Askerler ise temkinli ve büyük bir gücü hazır etmekte ısrarlı.
En az bin saldırı jeti ile bunları destekleyecek yakıt ve elektronik savaş uçaklarının bölgede üslenmesi gerekecek. ABD’nin mevcut hava ikmal yeteneği, büyük ölçüde Afganistan’da bağlı olduğundan, zırhlı birliklerin bölgeye sevki denizden gerçekleşecek.
Tabii, herkes, sizin de aklınızdaki soruları soruyor: "Hangi üslere, hangi limanlara?"
ABD, Kuveyt ve Katar’daki üs ve limanları kullanmaya hazırlanırken, İncirlik, Diyarbakır, Batman üsleri ve Mersin Limanı için de "yeşil ışık" alacağından büyük ölçüde emin.
Halen en büyük soru işareti, Suudi Arabistan’ın tutumu. Suudiler resmen destek vermeyeceklerini söylüyorlar ve muhtemelen "saldırı üssü" olmayı sonuna dek reddedecekler. Ancak Riyad’ın, ABD uçaklarına havadan geçiş izni vermesi, Umman ve BAE’nin, üslerini açmasına göz yumması, hatta kendi üslerini, kurtarma operasyonlarına kullandırması Washington’un umudu.
Dört ila altı uçak gemisinin, bölgeye gönderilmesinin gerekeceği söyleniyor. Süveyş Kanalı’nın ve Kahire - Batı Hava Üssü’nün kullanımı da gündeme gelebilir.
Saddam’ın dostu yok...
ABD, Türkiye’nin de, Irak’ın Arap komşularının da, harekatla ilgili kaygılarının farkında. Ankara’nın iktisadi sarsıntıdan, Irak’ta siyasi kaostan ve güneyindeki Kürt oluşumunun alabileceği yeni şekillerden çekindiği biliniyor. Arap liderlerinin sokaklardan korktukları da...
Ancak Washington, kimsenin (hatta Türkiye’de adı Saddamcı’ya çıkmış bazı siyasilerin bile) Irak diktatörü ile gönül bağı olmadığını, herkesin, Bağdat’ın uluslararası topluluğun sorumlu bir üyesi olmasında çıkarı bulunduğunu düşünüyor ve son tahlilde, bu çıkar muhasebesinin bölge başkentlerini kendi yanına çekeceğini umuyor.
Ama tabii, "kiminle" sorusu, son soru değil. "Nasıl" ve "ya sonra" sorularını da, daha uzun süre tartışmamız gerekecek.
ycongar@erols.com
SAYFA BAŞI

|
|

|