
|

"Kendi içimde değişik bir kapıyı araladım"
"Perende", "Colombus’un Kadınları", "Arkası Yarın", "Yıkık Kentli Kadınlar" ve şimdi de zincirleme öyküler kitabı "Transit Yolcular". Müge İplikçi yeni kitabıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.
SERPİL GÜLGÛN
Niçin zor ve çok katmanlı bir metin? Millet düşünce tembelliğine ve kolaycılığa pek alışmış, bunu kırmalıyım mı diyorsunuz? Yoksa, ancak böyle anlatabiliyorum, bu yüzden böyle oluyor mu, diyorsunuz? Ya da bütün bunlar dille mi ilgili?
Düşünce tembelliğini kırmak için edebiyat çok dolaylı bir yol olurdu herhalde. Böylesine kronikleşmiş bir durumu edebiyatın delmeye gücünün yetemeyeceğini düşünüyorum. Bu daha politik bir şey gibi geliyor bana. "Zor" ya da çok katmanlı bir metin yazmam edebiyattan ne anladığımla ilgili. Bu hususta bir sürü polemik yapılıyor. Zor yazınca, anlaşılmaz olunca daha büyük ve önemli bir yazar mı oluyorsun gibisinden... Bence sorun burada değil. Yalın yazarak da büyük olabilirsiniz, karmaşık yazarak da. Sorun anlattığınızla ve elbette nasıl anlattığınızla ilgili. Bunlar birbirine karışıyor. Ayrıca yaşamdaki tılsımı yakalayabilmek esastır. Şatafatlı metinler yazabilirsiniz ama bu onları ruhlu kılmaya yetmez. Metin içerisindeki karakterleriniz özellikle sığ olabilir ama bu yetkin olmayan tiplere ağır dramatik yükler yüklerseniz, bu da işi bozar. İşin sırrı şu: İster yalın ister karmaşık bir dille yazılmış olsun iyi kurgulanmış bir yapıtta ipuçlarını bulursanız define sizindir ve bu da bazen birçok şeyden iyidir! Yine de şunu itiraf etmekten çekinmeyeceğim: Galiba ben böyle yazmayı seviyorum.
"Transit Yolcular" için öykü (ya da öyküler) kitabı demek ne kadar yeterli? Ya da doğru?
"Transit Yolcular" başlı başına bir öykü kitabı değil. Ona zincirleme öyküler ya da romana yaslanmış uzun bir öykü denebilir. Bence bunun bir önemi yok. "Transit Yolcular"ı bir bütün olarak kurguladım ve severek yazdım. Kendi içimde değişik bir kapıyı araladığımı düşünüyorum. Bundan sonra yolum nereye düşer, pek kestiremiyorum. Ama "Roman yazacak mısın?" diye soracak olursanız buna cevabım "Uzun vadede evet," olacaktır. Ancak bu, öyküden vazgeçeceğim anlamına gelmiyor.
Nida - Gülistan, tek bedende çift kişilik, bunu böyle verdiniz. Neden onları tek bir bedene sığıştırdınız?
Nida orta sınıftan, demokrat bir kadın. Kemalist olduğunun ipuçlarını da veriyorum kitapta. Modernizmin açmazları içerisinde kalakalmış biri. Kendi ötekisiyle ve iç sesiyle işine geldiği müddetçe yüzleşen, işine gelmediği müddetçe de sloganlara sığınan bir kadın. Tuzu kuru ve kendine karşı samimiyetsiz olan hemen herkesin yaptığını yapıyor aslında. Parçalanmış kimliklerden, coğrafyalardan haz etmiyor. Oysa içinin bir yanı hep kırık. Gülistan bu yanı anlatan bir karakter. Hayatı baştan deforme olmuş. İkisinin karşılaşması şarttı bence.
Kitapta hızlı bir ritim var. İnsan zihninin çalışması ya da ne bileyim metropollerdeki hayatın akıp gitmesi gibi. Bu hıza parçalar (kişi ya da olaylar) düşüyor (yargısız infaz, bir düğün, bir soygun, bir telefon konuşması vs.) Ve sonra hepsi bir bütünlüğe kavuşuyor. Bu bütünlük niye?
Kitapta kurguya eşlik eden bir ritim var. Bu ritim parçalanmış metinlerin bir araya getirilmesinde önemli bir birleştiriciliğe sahip. Hız, yaşamın bir parçası "Transit Yolcularöda ama aynı zamanda da hızın beklemek ya da durmakla ilgili yanına eğilmek istedim kitap boyunca. Hız detayları siler. Beklemek de öyle. Oysa detaylar önemli ilmeklerdir. İnsanları ya da bir olayı tahlil ederken parçaları tamamlayabiliyorsak bir bütüne ya da anlama ulaşabiliriz. Transit yolcu olmak hızla ilintili olduğu kadar yalıtılmış olmakla da ilintili ama kocaman bir yolculuğun önemli bir parçası. Hayatlarımızın çoğu etrafımızda hızla geçen, olup bitenlere kayıtsız kaldığımız anlarla dopdolu, değil mi?
Gitmek, Nida ve oyun. Bu üçü arasında nasıl bir ilişki var?
Kitap "Gidin emir kipinin sahibi Nida diyor ki..." diye başlıyor. Ama kitap gitmemenin öyküsü aslında. Ötesi ise bir dizi oyun. Her okur potansiyel bir oyuncu "Transit Yolcularöda. Bir de onlar oynasınlar, bakalım neler bulacaklar...
Fotoğraflar da var kitapta... Metinde geçen bir takvim için, çeyizlik işleri içeren 12 fotoğraf.
Beklemek başlı başına sabır gerektiren bir emektir aslında. Bir de kullanılan fotoğraflardaki çeyizlik işlere bakmak lazım. Oradaki o emek beklemeyi somutlaştırıyor da diyebiliriz. Bu işin alegorik boyutu elbet. Aslında metinde bir takvimden söz ediliyor ve iki yerde geçiyor. Bu detayları fotoğraflandırması konusunda 20 yıllık arkadaşım Berna Kuleli’nin "emeğine" değinmeden geçemeyeceğim. Bir de sevgili editörüm İlknur Özdemir’in "sabrına"... Şöyle diyebilirim bu fotoğraflar kitabın bütününe yayılan bir oyunun parçası.
Transit Yolcular
Müge İplikçi
Can Yayınları
175 s.
Fiyatı: 6.000.000 TL.
KÜLTÜR & SANAT


Kuşlarla göç
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
11 Eylül edebiyata nasıl yansıyacak?
11 Eylül’den tam bir yıl sonra
"Kendi içimde değişik bir kapıyı araladım"
Retinanda kaç yüz saklı Ece?
Gün ışığına çıkan hazineler
Türkiye Beethovenfest’te!
Yeni bir oyuna hazır mısınız?
"Ben bir hayat tarzıyım"
Enis Batur’un 50. yaş kitabı
Üç okyanusun kralının trajedisi
Saçma’nın babası Camus
Hamsi, taka ve heykel
Savaşın plastik anlatısı
Sakın ha, yaklaşmayın yanına
11 Eylül’e flütlü anma
İstanbul’dan Ankara’ya caz
Bach ile dolu eylül
Bir ajan da sokaklardan
Film festivali sezonu açılıyor
Altın Aslan Peter Mullan’ın
Büyü bozuldu...
Yepyeni insanlar
Hayat atölyesi
Geleceği biçimlendireceklerden misiniz?
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|