
|

"Bu ülkeye don biçenler..."
Önceki günkü Hürriyet’te, Cüneyt Ülsever’in yazısı şöyle bir soruyla bitiyordu:
"Bu ülkeye don biçenler ne zaman sosyoloji öğrenecek, onların gözünde millet ne zaman adam olacak?"
Türkiye’ye don biçenler...
Acaba sadece içeride mi biçiliyordu bu don?
***
Ta 3. Selim’e kadar uzanan iki yüz yıllık bir dönemde, dış merkezler acaba ne tür donlar biçmişlerdi Türkiye’ye?
1800’lü yılların başındaki, "Nizam - ı cedit - Yeni düzen" hareketinin ateşlenmesinde acaba dış merkezlerin etkisi ne kadardı?
1826’da "Vak’a - i Hayriye" diye bilinen, 140 bin kişilik yeniçeri ordusunun katliamdan geçirilmesi de, dahildir bu soruya; 1839’da Tanzimat Fermanı’nın açıklanması da; 1867’de Sultan Aziz’in, Paris’te III. Napoleon’u ziyareti ve 1876’da "Vükela Heyeti’nin - Bakanlar Kurulu’nun" kararıyla tahtından indirilmesi de...
***
Dış merkezlerin Türkiye’ye biçtiği donlarla, içerideki egemenlerin ülkeye biçtikleri donlar arasındaki etkilenmelerle ilişkiler; ne ölçüde incelendi ve saydamlaştırıldı bilemiyorum.
Örneğin Washington, ne zaman yoğunlaştırmaya başladı ilgisini Osmanlı’ya ve Türkiye’ye karşı?
Bu konularda bizim üniversitelerde kaç doktora tezi yapıldı, onu da bilemiyorum.
Bildiğim, 1784 ABD bağımsızlık ayaklanmasından önce de, ortalama her ay İzmir’e Amerikalı bir tacirin geldiği ve Türkiye hakkındaki Amerikan arşivlerinin çok zengin olduğu... Unutmayın ki Washington, ta Sultan Aziz döneminde başlamıştır Türkiye’de eğitim merkezleri açmaya...
***
Sorun egemen, yani yönetici sınıfın; gizli - açık bağımlı, yahut bağımsız olma sorunundan çok; ülkeye içeride ve dışarıda hangi amaçla ne tür donların biçildiği sorunu; bir saydamlık sorunu...
İsmet Paşa’nın 2. Dünya Savaşı’na girmemek için, 1921 Moskova Antlaşması’na karşın, Hitler’e aşırı yaklaşması; sonra da, 1943’te savaşın sonu belli olunca; Kahire’deki ünlü fotoğraf boyutunda Roosevelt ve Churchill’e yakınlaşması; acaba Washington ve Londra’da ne tür donların biçilmesine neden oldu Türkiye’ye?
Bu tür konular, ne siyasal parti gruplarında, ne TBMM’de hiç konuşulmamış konular...
***
Bazen de içeride don biçmekle rollendirilmiş olanlar, sanırım hemen algılayamıyorlar Türkiye’ye don biçiminde ne gibi değişikliklerin olduğunu...
Bugün bendenize göre Washington’un da, AB’nin de Türkiye’ye biçtiği don; laik ama İslam profilli; global sermayenin yatırımlarını artırabileceği güvenceli bir hukuk düzenine sahip; adam başına düşen ulusal geliriyle, gelirin dağılım dengesi Yunanistan’dakine yaklaşmış bir demokrasi...
Washington ayrıca, vaktiyle Soğuk Savaş yıllarında "Allahsız Komünizm’e" karşı geliştirdiği Cami’ci siyasetin; şimdi artık Arap milliyetçiliğinin rüzgârı dışında, demokratik bir İslam profili çizmesini istemede...
Artık asıl sorun, Türkiye’nin globalleşme sürecine paralel olarak dışarıda biçilen donlara, ne kadar zamanda uyum sağlayabileceğinde...
***
Anlamını yitirmiş kırık dökük partilerden arınma evresi, hemen başlayabilecek mi?
Ve yine ta III. Ahmet döneminden beri, çağdaşlaşmayı Batı’nın tüketim biçimini taklitte arayan; bürokratik "kapıkulu" egemenliğiyle; aynı tüketimi yapamadığı için "onlar kâfir oldu" yargısıyla, Cami’ci siyasete yönelen "kullar" takımı; iki büyük siyasal örgüt halinde, demokratik bir denge kurabilecek mi Meclis’te?
***
Bu tür sorunların sosyal yanıtı, önümüzdeki zamanda netleşecek ve er geç Türkiye’ye 21. yüzyıl ıskalatılmayacak...
Bilmiyoruz, beklenmedik siyasal değişim ve güçler yaratan ünlü Kemal Derviş de, aynı kanıda mı?
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|