
|

‘Ben bu oyunda yokum!’ demenin riski...
WASHINGTON
Kime kulak verseniz hiç değişmiyor: "Türkiye’siz olmaz!" Saddam Hüseyin’i devirme senaryoları bir süredir Türkiye’siz yazılmıyor.
Time dergisinden bir senaryo:
"Önce yoğun hava bombardımanı, ardından Amerika’nın kara harekâtı... Bu harekât güneyde Kuveyt’le öteki Körfez ülkelerinden, kuzeyde Türkiye’yle Irak’ın Kürt bölümündeki üç üsten başlatılacak. Kara harekâtının bu bölümünde Amerikan kuvvetleri güneyde Basra, kuzeyde Musul kentlerini ele geçirecek. Başkan Bush, Irak’ın ne kadarlık bir kara gücüyle işgal edileceğine henüz karar vermiş değil. Askerler 250 bin kişiden söz ederken, Beyaz Saray’dan bazı yetkililer 80 bin kişilik bir kuvvetin yeterli olacağını düşünüyor."
Savaşı konuşmayan yok!
Konu şu sıralar yeniden Birleşmiş Milletler zeminine kaymış olsa da, Amerika’nın Irak’ı eninde sonunda vuracağına inananlar büyük çoğunluğu oluşturuyor.
Ama o kadar çok soru var ki!
Saddam Hüseyin tereyağından kıl çeker gibi devrilebilir mi? Operasyon kısa zamanda ve çok sınırlı bir zayiatla gerçekleşebilir mi?
Saddam sonrası Bağdat’ı, Irak’ta ve bölgede fazla bir istikrarsızlığa neden olmadan düzene girebilir mi? Demokratikleşme yolu açılabilir mi?
Arap dünyasında aşırıların, fanatiklerin elini güçlendirmeyen, ‘Arap sokağı’nı ayağa kaldırmayan ve ham petrol fiyatlarını zıplatarak Batı ekonomilerinde durgunluğa yol açmayan, çabuk tarafından bir sonuç alınabilir mi?
Bu soruları Amerikan siyasetini yakından izleyen eski ve önemli bir Cumhuriyetçi Kongre üyesiyle geçen gün konuşurken, "Keşke bugün bu soruların yanıtlarını bilsem, çok zengin olurdum" dedi.
Şurası kesin:
Saddam yalnız kendi halkının değil, bütün bölgenin başına bela. Tam bir istikrarsızlık kaynağı.
Uzun yıllardır öyle.
Bu yüzden kısa sürede, tereyağından kıl çeker gibi devrilse, ağlayanı pek olmaz.
Ama bunun garantisi yok!
Savaşın Bağdat’ta ve bölgede ne gibi dinamikleri harekete geçireceğini öngörmek olanaksız. Bir kere düğmeye basıldı mı, bölgede hangi hortlaklar cirit atmaya başlar, kestirmek güç.
Türkiye de bundan kaygılı. Saddam Hüseyin’in diplomatik yöntemlerle yola getirilmesinden yana. Eğer olamıyorsa, Irak’a Amerikan askeri müdahalesinin 1991’de olduğu gibi Birleşmiş Milletler kararlarına dayanmasını istiyor.
Üst düzeyde bir Türk diplomatik kaynağıyla sohbet ederken şöyle dedi:
"Askeri seçenek konusunda Amerika’ya açık çek vermiyoruz. Askeri müdahale bizim ilk tercihimiz değil. Ancak bu konuda Amerika’nın herhangi bir kaygısı yok. ‘Ben yürümeye başlayınca, arkası gelir!’ diye düşünüyor. Bu arada Iraklı Kürtler, sanıyorum Amerika’yı biraz gaza da getiriyorlar, ‘Merak etmeyin, bu iş kolay olur!’ diye..."
Türkiye kaygılı,
Ama aynı zamanda hazırlıklı.
Amerika beklendiği gibi vurursa, sırtını dönüp, "Ben bu oyunda yokum!" diyemeyeceğini biliyor. Karşı karşıya olduğu tehditlerin bilincinde olduğu için de 1990’lardan beri "Tehdidi kendi sınırlarının ötesinde" karşılamak amacıyla gerekli askeri önlemleri alıyor.
Özellikle 1995’deki büyük askeri operasyonla birlikte Kuzey Irak’ta askeri ağırlığını belli bir çevreye oturtmuş durumda. Bunun için bazı nedenler sayılabilir:
(1) Kürt göçünü Kuzey Irak topraklarında karşılamak... (2) Bağımsız bir Kürt devletini önlemek, yani Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda özen göstermek... (3) Kerkük’ün Kürt denetimine girmesine set çekmek... (4) Saddam sonrası gelişmelerde söz sahibi olmak... (5) İran nüfuzunun yayılmasını engellemek... (6) Türkmenlerin haklarını korumak...
Türkiye’nin başka duyarlıkları da var. Saddam sonrası Irak’ında federasyona da sıcak bakmıyor Ankara. Üst düzeyde bir Türk diplomatının deyişiyle, "Irak Kürtlerinin Washington tarafından fazla şımartılmasından" da rahatsızlık duyuluyor. Ankara bu arada Amerika’nın, operasyona razı etmek için Irak Kürtlerine aşırı sözler verdiği kanısında...
Tablo çok açık!
Türkiye’nin burun buruna olduğu tehditler, tehlikeler orta yerde. Bu nedenle, savaşı değil diplomasiyi tercih etmesi çok doğal. Ama Amerika vurursa, aynı tehdit ve tehlikeler, bu sefer Türkiye’nin oyun dışında kalmasını önlüyor.
İşimiz güç!
Çok ustalıkla oynamak zorundayız. Sırtımızı dönüp "Bu oyunda yokum!" diyemeyecek kadar işin içindeyiz çünkü...
h.cemal@milliyet.com.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|