
|

Havanda dövdüğümüz su, "demokrasi" oluyor mu?
Dikkat ediyor musunuz, Türkiye’nin hayali bir görünümden ibaret olan çağdaşlık imajı, her gün biraz daha pul pul dökülmede...
Seçilmiş siyasetçilerimiz yerine, yine darbeci siyasetçilerimizin düzenlemiş olduğu 1982 Anayasası’nın gerçek yapısı, yeni yeni netleşiyor kamuoyunun bilincinde...
Örneğin cinayet işlemişler, affa uğradıkları zaman, milletvekili adayı olarak rahatça katılabiliyorlar seçimlere...
Ya kimler katılamıyor?
Siyasal bir suçtan hüküm giymişler, affa da uğramış olsalar, katılamıyorlar.
Anayasamızın 76. maddesi böyle...
Aradan 20 yıl geçtiği halde, 1982 Anayasası’nın temel özelliği neden şimdi başladı aynalaşmaya?
Çünkü küreselleşme sürecinin, TV ve internetlerle yaygınlaşmaya başlayan saydamlığı, Türkiye’yi de kapsama yolunda...
Eski bir Çin atasözü var:
"Küçük adamın üstün yerlere gelmesi, maymunun ağaca tırmanmasına benzer; yükseldikçe kıçı daha çok gözükür."
Saydamlaşma, yahut şeffaflaşma yaygınlaştıkça; kendini olduğundan daha çağdaş göstermeye özenmiş yönetimler için de öyle...
***
85 yıldan beri süregelen, "Çanakkale’de 300 bin şehit verdiğimiz" vurgulaması; bu kez de, hukuksal bir alanda yeniden tazelendi.
Can Dündar da, dünkü yazısında aynı konuya değiniyor ve "resmi görüşöle pek de bağdaşmayan çarpıcı bir belgeyi dile getiriyordu.
Mustafa Kemal, Çanakkale’den Madam Corinne’e yazdığı mektuplarda, "Çanakkale’de 300 bin insanımız ne uğrunda öldü" sorusuna, şu yanıtı vermişti, "Gazi ya da şehit olmak ve cennete gitmek" için...
***
Okullarda Mustafa Kemal’in, Çanakkale’de hangi rütbeyle, ne kadar bulunduğu da hiç belirtilmez.
Yarbay rütbesiyle 3 ay... Yarbaylıktan albaylığa orada terfi etmiştir.
Düşünebiliyor musunuz, II. Wilhelm’in Genelkurmay Başkanı Erich von Falkenhayn’ın; İngiliz ve Fransız armadasına karşı, Akdeniz’deki Alman donanmasını risk etmemek için; Çanakkale’nin savunmasını, salt bizim köylü taburlarıyla, ilk üniversite mezunu "ihtiyat zabitleri" üstüne oturtmuş olduğunu dahi, "resmi görüş ve hamasi şiirler" arkasına gizlemeyi sürdürüyoruz.
Kaldı ki, Rusya, İngiltere, Fransa bize saldırmadı. Biz Türk bayrağı çekmiş iki Alman zırhlısıyla Odesa’yı bombardıman ederek; Rusya ile müttefik olan İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’ya savaş ilan ettik. Enver Paşa’nın yardım olarak Almanya’dan aldığı 5 milyon altın karşılığında...
Genç kuşakları salt "resmi görüş ve hamasi şiirlerle" hipnotize eder de; eksisi artısıyla objektif bir tarih bilinç ve bilgisinden yoksun bırakırsanız; "sanal resmi görüşler"e karşı, "yazı"ya ve "zaman"a layık olmaya çalışmış realist kalemleri, ezer bitirir ve yok edersiniz; sonunda "resmi görüş", bir "halk deyişiyle" yer değiştirmeye başlar:
Masal masal matitas
Kaynanamın dibi tas
Çukura düştü çıkamaz
Pır pır eder uçamaz
***
Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, yeni adalet yılını açarken yaptığı konuşmada, Türkiye’nin hukuk devleti olamadığını, söylemişti.
Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlama girişimlerimizle, halen sürdürmekte olduğumuz garip uygulamalar da; vaktiyle edebiyat hocası Muvaffak Benderli’nin sınıfta anlattığı bir "Kör" hikâyesine benziyor.
Doğuştan âmâ biri, yanındaki arkadaşına sormuş:
- Beyaz nedir?
- Kuğu kuşunun rengidir.
- Kuğu nedir?
- Kuğu, eğri boyunlu bir kuştur.
- Kuşu biliyorum ama eğri nedir.
Arkadaşı, körün kolunu tutup uzatmış:
- Bu, doğru, demiş.
Sonra da, dirseğinden kırıp kaldırmış kolunu:
- Bu da eğri...
Kör:
- Ha evet, demiş, şimdi anladım beyazın ne olduğunu...
Küreselleşmeyle şeffaflaşmanın ne olduğunu, kendince anlamaya çalışıyor Ankara da...
c.altan@prizma.net.tr
SAYFA BAŞI

|
|

|