22 Eylül 2002 Pazar


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 



Ölüm değil yaşam, savaş değil barış ama!

     NEW YORK

     Küçük, şirin bir Fransız lokantası. Öğle vakti fıkır fıkır bir atmosfer. Rengârenk, canlı bir kalabalık bir yandan atıştırıyor, bir yandan kaynatıyor.
     Duvarda bir tiyatro afişi.
     Oyunun ismi Modigliani.
     Bir cümle dikkatimi çekiyor:
     "Yaşadığının farkında değilsen, yaşamıyorsun demektir."
     Yaşadığını bilmek...
     Ama nasıl?
     Yaşamanın çok yolu var.
     Filmdeki cümle:
     "O anı yakala, hayattır!"
     Sarışın ve güzel bir kadın. Evli. Fazla düzenli bir hayatı var. New York’ta dağınık, renkli bir adamla karşılaşıyor. Kadının aklını çelmek isteyen adam, "Yakala bu anı!" diyor, "Çünkü bu an yaşamdır." Kadın kocasını aldatıyor. Kocası, sevgilisini öldürüyor.
     Yaşamla ölüm parantezi.
     Biri açıyor, biri kapıyor.
     Elimde New York Times. Manşetler, yorumlar savaş dolu...
     Savaş ölümü çağrıştırıyor.
     Ben barışı istiyorum.
     Her aklı başında insan gibi.
     Amerikan basınında manşetler, yorumlar fazlasıyla savaştan yana. Hatta bazıları savaş çığırtkanlığı yapıyor.
     Barış için savaş!
     Bosna’da zulmü görüp savaş istemiştim. Kosova’da zulmü görüp savaş istemiştim. Boşnakları, Arnavutları, Müslümanları Miloşeviçlerin zulmünden kurtarmak, ölümden kurtarmak için savaşı istemiştim. Balkanlar’da kin ve nefret tohumları eken Miloşeviçler’den insanlığı kurtarmak için savaş istemiştim.
     Bombardımanlara karşı çıkmadım.
     Zulüm böyle bitti.
     Barış böyle geldi.
     Demokrasinin yolu açıldı.
     Miloşeviç’ler mahkemede hesap verdi.
     Bir süredir savaş çanları çalan Amerika’dayım. Elimde New York Times, bakıyorum manşetinde savaş var! New York’ta yaşayıp Irak’ta savaş istemek... Ama kötülük gelip New York’ta da vuruyor artık.
     Yani 11 Eylül!
     Çaresi savaş mı?
     "Ahlaki olarak yok olmasını mı istiyorum Saddam’ın" demiş Amerikalı işadamı, "Ama savaş ne getirecek? Ya fanatiklerin eli güçlenirse? Örneğin Suudi Arabistan’da Bin Ladin’ler iktidarı ele geçirirlerse? Petrol fiyatları alır başını gider, dünyada büyük bir ekonomik kriz patlarsa? Arap dünyasında sokak ayaklanırsa? Saddam’ın nasıl bir bela olduğunu biliyorum. Ahlaki açıdan gitmesini istiyorum ama... Onu vurmadan, tehdit olmasını önleyemez miyiz?"
     Savaş değil barış.
     Ölüm değil yaşam.
     İyi güzel!
     Peki ama Saddam’larla barışı yan yana yaşatmak ne kadar mümkün, söyler misin? Birer bardak kırmızı şarap daha, hayatın farkına varmak için...
     İyi pazarlar!
     
     h.cemal@milliyet.com.tr
     




 SAYFA BAŞI 





Çetin ALTAN
Havanda dövdüğümüz su, "demokrasi" oluyor mu?

Melih AŞIK
Kıyamet günü

Fikret BİLA
İbre Gül’den yana

Hasan CEMAL
Ölüm değil yaşam, savaş değil barış ama!

Güneri CIVAOĞLU
Parantez

Can DÜNDAR
İşgal, silah ve şiir

Abbas GÜÇLÜ
Ne olacak bu gençlerin hali?

Mehmet Y. YILMAZ
Pazarınızı zehredecek kadar ‘sıkı’ bir yazı!

Derya SAZAK
Yasaklı seçim

Meral TAMER
Her koleksiyon, sonu olmayan bir serüven...

Osman ULAGAY
Piyasalardaki sükûnet devam edebilir mi?

Güngör URAS
"Yok" derken şimdi de "çok" diye üzülüyoruz

Serpil YILMAZ
Temizel’den Çiller’e yanıt gecikmedi

© 2002 Milliyet