
|

Gitmek, yine...
TORONTO
Geceleri yolculuk eden insanlar, isteseler de istemeseler de kendilerinde de bir yolculuğa çıkarlar. Çünkü gece karanlıktır; yolcunun yüzü, diğer tarafında yolun hızla aktığı cama yansıyacaktır. Yolcu kendi yüzüne, yüzünden geçen ağaçlara, bulutlara, uzak ışıklara bakarak, bakarken, nihayet kendine dalacaktır. Her görüntü, hızla geçip, yiten her görüntü yüzünde ince bir çizgi bırakacaktır. Göz, zaman zaman geride akan görüntülere odaklanacak o vakit yüzün camdaki yansıması bulanıklaşacak; zaman zaman, farkında olmadan - eski bir anıyı hatırlarken örneğin - yüze odaklanacak. Camın ardında akan görüntüler bulanıklaşıp bu kez, bulanık bir renk akıntısına dönüşecek.
Gece yolcuları, gecenin ve yolculuğun bir anında mutlaka kendine varacak. Belki de yorucu olan yolculuk değil de, karanlıkta kendi kendiyle yüz yüze gelmek olduğundan, uykuya dalacak...
***
Sabahın dördünde bu kendi halindeki yol yazısı bölünüyor. Çünkü Toronto’da, bir Çin otelinin, yarısı aynayla kaplı olan ve her bir aletin ayrı bir cinlikte tasarlandığı için bir zeka küpüne benzeyen bir odasında, Hintli bir adamla... Biraz önce bozduğum filtre kahve makinesini düzeltmeye çalışıyoruz! Kanada aksanıyla Hint aksanı birbirine karıştığından, her cümle ikişer kez tekrardan... Kahveyi içmek bir saat kadar alıyor.
***
Yirmi dört saattir, güneşe doğru değil, batışına doğru uçtuğumdan bir türlü sabah olmuyor. Bendeniz yirmi dört saattir bir "Birleşik Havaalanları Memleketi"nde, gezinip duruyorum. Bütün dünyaya dağılmış eyaletleri olan büyük bir ülkedir aslında havaalanları. Vatandaşları, her şeyi iki kat fazla fiyata satan, ezberlenmiş bir nezaketle davranan, her zaman uyanık olan, sigara içilmesinden zinhar hazzetmeyen kişilerdir. Siz hep zavallı bir mültecisinizdir burada; para üstünü hep başka bir ülkenin para birimiyle aldığı için cebinde hiçbir işe yaramayan bozukluklarla dolaşan. Sonunda tüm serveti bozukluklardan oluşan bir dünya bankasına dönüşen, yorgun bir mülteci.
Toronto’da saat sabah beş. Çin otelinin her nasılsa dört kişilik yatağına bir uykusuzluk işkencesiyle bakıp duruyorum. Daha güneş doğmayacak.
Bir şehre bütün sakinleri uyurken gelmişseniz sanki kimsenin bilmediği bir sırrı biliyormuş gibi olur musunuz siz de?
ecetem@hotmail.com
SAYFA BAŞI

|
|

|